Mehmet Nuri PARMAKSIZ
Şair - Yazar - İLESAM Genel Başkanı
ANA SAYFA
HAKKIMDA
ÖZGEÇMİŞ
BIOGRAPHY
ESERLERİ
KİTAPLAR
Dinle Kuşların Sesini
Türk Birliğinin Mümkün Yolları
Karanlıkta Bir Işık (A Light in the Darkness)
Şiir-Kültür ve Edebiyata Dâir Denemeler
Süveyda'ya Mektuplar
Kelebek Ömrü
Mahşerin Esrarı
Mahşerin Galibi
Sükûtun Kalbinde
Aşkın Kıyametinde...
Hasretin Narında...
Bencileyin Sözler
Bencileyin Sözler II
Türk Edebiyatında Ağıt Yakma Geleneği
Mahşere Dek
Hasretin Gizi
Hasret, Aşk ve Sükût
Güzide Taranoğlu'nun Yayımlanmamış Mektupları
Gülpınar Dergisi (İnceleme-İndeks)
Eşqde Mecnun Ağlı
Türkiye'de ve Dünyada Telif Hakları
Mogan Şiir Akşamları 2008
Mogan Şiir Akşamları
Anne Konulu Şiirlerden Şeçmeler
ETKİNLİKLER
E-KARTLAR
MEDYA
RESİM GALERİSİ
VİDEO GALERİSİ
İLETİŞİM
Saadet Güldaş' la Sohbet
/
BİRİKİM AĞACI
Saadet Güldaş' la Sohbet
Dr. Saadet Güldaş:
“Prozodi, Türkçe’yi Sevenlerin Mükemmellik Ölçüsüdür”
Mehmet Nuri Yardım
Müziğin sözlere, sözlerin nağmelere, çeşitli vâsıtalarla uygulanmasına ve her ikisinin de, beste diksiyonu, mânâ ve âhenk bakımından başarılı bir şekilde kaynaşmasına "Mûsikî Prozodisi" deniyor. Nesir, nazım ve inşâd ile hitâbette, dilin ve edebiyatın kuralları içinde önem taşıyan prozodiye de “Edebî Prozodi” ismi veriliyor. Prozodi, malzemesi dil olan, vurguyu, filolojik-fonetik sâha ile birlikte, edebiyatın özellikle şiir safhalarını içine alan ve mûsikinin nağmelerini de güzele doğruya, mânâ ve âhenge yönelten ve ne yazık ki bizde pek bilinmeyen bir bilim dalı. Konunun Türkiye'deki uzmanı, değerli Türkolog Dr. Saadet Güldaş, 20 yılı aşkın çalışma ve bol örnekli malzeme ile, prozodi konusunda ihtiyaç duyulan bir eseri kaleme aldı: "Türk Mûsikîsinde Prozodi". Eser çerçevesinde Dr. Saadet Güldaş ile bir konuşma yaptık.
YARDIM: Vurgu ve Vurgulamaları ile Türk Mûsikîsi'nde Prozodi isimli eseriniz yayımlandı. Önce şunu sormak istiyorum, Prozodi nedir?
GÜLDAŞ: Prozodi, yabancı kaynaklarda şarkıya göre, şarkıya benzetilerek konuşmak, bir başka ifâdeyle şarkı söyler gibi konuşmak diye, târif ediliyor. Bizde ise bu târif, çok kısa ve açıklanmağa muhtaç bir târifle, güfteyle bestenin uyuşması şeklinde değişikliğe uğrayarak, güfteli eserlerin, günümüz Türkçe’siyle bestelenmesi, yâni şiire göre bestelemek mânâsını almıştır. Yabancı dilciler, bozulmakta olan dillerini korumak için, şarkı söyler gibi konuşunuz, diyerek dillerini kabalıktan, yabancı dillerin tesîrinden kurtarmak, şarkılaştırmak istemişler.
Bizim edebî dilimiz, yânî İstanbul Türkçesi ise, son derece âhenklidir; başlı başına, bestelenmiş, şarkılaştırılmıştır. Bu sebeple biz de diyoruz ki, şarkılarımızı güzel Türkçe’mize lâyık olacak şekilde besteleyiniz. Öyle ki, şarkılarımızı dinlerken, en güzel, en âhenkli Türkçe kulaklarımızda nağmelensin, akislensin. Bu billur Türkçe'nin mânâsı ve âhengiyle kendimizden geçelim. Mâdem ki Türkçe konuşuyoruz, o halde, konuştuğumuz Türkçe'nin diksiyon âhengiyle şarkı söyleyelim. Dolayısıyla, şarkı söyler gibi, dilimizin âhengiyle Türkçe konuşalım.
Yahyâ Kemâl'in, şarkı söyler gibi konuşan İstanbullu hanımefendileri nasıl hayranlıkla ve gizlice dinlediğini, çoğumuz biliriz. Güzel dilimizi, en güzel diksiyonla konuşanın ağzından dinlemek, herkes için, gerçekten büyük zevktir. Şarkılarımızla türkülerimizi de, böylesine güzel bir Türkçe'yle dinlemek, hem hakkımız, hem de zevkimizdir. Şu halde şarkılarımızı, Türkçe'mizin en güzel ağzı olan, İstanbul ağzı veya İstanbul Türkçesi ile besteleyelim! İşte bizim Prozodi anlayışımız budur.
Bütün mücâdelemiz, edebî dilimiz olan Türkçe'mizin en mükemmel şekilde, şarkı ve türkülerimizde nağmeleşmesi, besteleşmesi olayıdır. Yâni konuşur gibi bestelemek değil; konuşma âhengi içinde, güzel-doğru ve anlaşılır Türkçe'yle bestelemektir. Eserlerde, Türkçe'nin mükemmellik kurallarının yerli yerinde kullanılması demektir. Eserlerde mânâ güzelliğiyle diksiyon güzelliği demektir. Mükemmel eserleri dinlemenin zevkini tadabilmek bahtiyarlığı demektir. Dilimizdeki her türlü güzelliğin bestelerde bayraklaşması demektir.
TÜRKÇE’YE VİCDAN BORCUMUZ
Özetle Prozodi: Türkçe'yi sevenlerin, Türkçe'ye âşık olanların mükemmellik ölçüsüdür. Yâni bizlerin problemi, bizlerin kavgası, bizlerin mücâdele sâhasıdır. Bestekârlarımızın, bizlerin yol göstermesiyle güfteleri, başarılı bir diksiyonla bestelemeleri, solistlerimizin bu güzel besteleri, en doğru Türkçe ve diksiyonla, en âhenkli nağmelerle bize dinletmeleri, koro şeflerimizin, en titiz çalışma içinde, Türkçe'mizi mânâlandırarak koro elemanlarına okutmalarını sağlamak, biz edebiyat ve dilcilerin zevkle ödemek zorunda olduğumuz vicdan borcumuzdur.
Evet, onlara yol açacak olan bizler, Türkçeciler, edebiyatçılardır. Türkçe'nin vurgularını, detaylı ve birbirinden farklı birbirinden âhenkli hece çeşitlerini, şiir veyâ güftelerdeki bin bir güzel esprilerle süslü edebî sanatlarını, mânâ inceliklerini, iç ve dış âhenk unsurlarını, müzisyenlerimize tanıtmak, bizlerin vâzifesidir.
Hüseyin Sadettin Arel, bir hukukçu, bestekâr, araştırmacı müzisyen olmasına rağmen, bir dilci gibi, dilimizin vurgularını, bütün özellikleri ve incelikleriyle birleştirerek, ilk Prozodi araştırmasını 55 sene önce yaptı. Arel'in açıkladığı bu Prozodi, Türkçe'mizin güzelliği adına, bir mükemmellik uyarısı, daha da ötesi, bir müzisyenin “Aman dikkat ediniz!” çığlığı idi.
Ben de kaleme aldığım bu Prozodi çalışmamla, ikinci çığlığı attım. Bu çığlık, “Güzel Türkçe'mizi, mânâsız parçalayışlarla bozup çirkinleştirmeden, onu anlaşılmaz kelimeler yığını hâline getirmeden, en güzel mânâ ve en güzel diksiyon ile bizlere dinletmek zorundasınız” diyen bir edebiyatçının çığlıdır!...
YARDIM: Çok yorucu ve uzun bir hazırlık döneminden geçtiği anlaşılan bu eser, hangi ihtiyaçtan doğdu? Basıldıktan sonra ilk intibâlar nasıl oldu?
GÜLDAŞ: Konservatuarda yıllarca Nihad Sâmi Banarlı Hocamın Türkçe'nin Sırları kitabını okuttum. Orada diyordu ki:
“Şu fâni dünya saadetleri içinde, hiçbir şey, aziz Türk çocuklarına Türk dilini öğretmek kadar güzel bir hizmet olamaz. Vatan çocuklarına, bir milletin yarattığı ve yaşattığı dili, bütün güzellikleri, incelikleri, yücelikleri ve güzel sesleriyle öğretmek!...
Hocalar hangi derse girerlerse girsinler, Türk çocuklarına her şeyden çok, Türkçe'yi öğretecek, onlara ana dilerinin ses ve söz güzelliklerinden, ifâde ve mânâ zenginliklerinden güfteler ve besteler sunacaklardır. Bir hoca, mermere can veren bir heykeltraş, kelimelere ses ve hayat veren bir şâir ve söze mûsikînin en mânâlı, en âhenkli ses kudretini katma başarısını gösteren bir bestekâr kadar, üstlendiği vazifesinde büyük pay sâhibidir.
Türkçe'yi sevmek ve anlatmak için, önce Türk milletini sevmek, milletimizin târih boyunca emek verip yarattığı her sanat eserini benimseyerek tanımak, anlamak ve korumak lâzım...”
İşte ben de, hocamın işâret ettiği yolda hareket ederek, sanatkârlarımızın yıllar yılı emek verip yarattığı, her biri ayrı sanat eseri olan beste ve türkülerimizi çok sevdiğim ve onları iyi anladığım için, nağmelerindeki dil âhengiyle estetik sırlarının korunmasını isteyen bir hoca sıfatıyla dilimize ait olduğunu bildiğim ve inandığım Prozodi çalışmalarına başladım.
KELİMELERLE RESİM YAPILIR
Hocamın ifâde ettiği gibi, kelimelerle resim yapılır, şiir yazılır, raks edilir. Âşıklar, kelimelerle feryâd figan ağlar, onlarla fırtınalar kopartır, yıldırımlar yağdırır. İnsanlık kelimelerle savaşlar yapar, zaferler kazanır. Kelimelerle şarkılar söylenir. Her türlü keder ve neşemizin, sevinç coşkularımızın ilham kaynağı, hep kelimelerimiz olmuştur.
Ben bu gerçeğe güvenerek, Türkolog kimliğimle şarkı ve türkülerimizin çeşitli özellikleri üzerinde düşünüp konuşmakta hakkım olduğunu anladım. Eserlerimizi ilmî yolla inceleyip, tahlil etmekle, öğrencilerime doğruyu ve güzeli öğretmek, eğer varsa prozodik hatâları da göstermek istedim. Türkçe'nin âhenk ve estetik sırlarının bilinmesinin mûsikîmiz açısından elzem olduğunu anlayarak, “Bu âhenk ve güzellik kanunları mutlaka şarkı ve türkülerimizde de yer almalı” dedim. Çünkü mûsikîmizin dörtte üçü sözlü eserlerden meydana geliyor ve bu sözlü eserler, hem dilimizin, hem de edebiyâtımızın çeşitli özellikleriyle yazılmış şiirlerinden oluşuyor; Türkçe'mizin her türlü güzellik sırlarını da içlerinde taşıyorlardı. “Bestede eğer güfte varsa, kısaca dilin malzemesi varsa, besteci, gönlünün istediğince hür hareket edemez.” dedim. Nağme, müzik öyle gerektiriyor diyerek, kelimeleri ezip büzemez, onları keyfince uzatıp kısaltamaz, kelimeleri melodinin emrinde kullanarak, heceleri birbirinden ayırarak, onları sağa sola yerleştiremez; kendine sınırsız hürriyet tanıyan bestekârın hem beste diksiyonun, hem de mânâ güzelliği yok olur. Şarkısı bir azınlık diline benzer dedim. Sonunda da “Sözlü eser yapan bestecilerin, hem edebî, hem de mûsikî prozodisini çok iyi bilmesi şarttır diyerek.” noktayı koydum.
GÜZELLİĞİ VE MÜKEMMELLİĞİ ARAŞTIRDIM
Mücâdeleli araştırmam böyle başladı. Besteci ve icrâcılarla fikir alış verişinde bulunurken hem sağlam dostluklar kuruldu, hem de bozuldu. Prozodi bahsini bir edebiyatçıdan duymak, bazılarını tedirgin etti. Bir kısmı da rencide oldu. Çünkü müzisyenler arasında yaygın bir kanaatle Prozodi, 'hatâ' anlamında kullanılıyordu. Onlara göre, benim gibi bir edebiyatçı, bestelerde hatâ arama gafletine düşmüş oluyordu. Oysa benim aradığım, araştırdığım Prozodi, güzellik, mükemmellikti. Bu mükemmelliği yaratan da, dilimizin heceleri ve onların üzerindeki vurgulardı. Yani dilimizdeki Prozodinin temelinde 'vurgu' yatıyordu.
Doğru bildiğim yolda ayak direterek, eser tahlilleriyle birlikte Prozodi, derslerimin içine yerleşti. O zamanlarda Prozodi terimi, müfredâtımızda, uygulamalarda, hattâ akıllarda bile yoktu. Ben lisans, yüksek lisans ve doktora tezlerini, birbiri ardınca Prozodik Tahlillerle uygulamağa soktum. Edebiyat ve Müzik gibi her iki sanatımız için de çok önemli olan bu mükemmellikler ölçüsü Prozodi, oldukça mücâdeleli geçen 15 seneyi aşkın bir zaman sonunda, nihâyet tamamlanarak müfredât programlarında yer alabildi. Fakat Yüksek Lisans dersimin adından prozodiyi çıkarmak istediler. Ben de, Mûsikî Diksiyonu adı altında yine prozodi konusunu işlemeğe devam ettim. Bu konuya karşı büyük bir istek ve ihtiyaç vardı. Ancak yararlanılacak kaynak olarak elimde, Arel’in üç makalesinden başka bir şey yoktu. Kitap bitip de basılıncaya kadar 20 seneyi aşkın bir zaman içinde, âdeta iğneyle kuyu kazarak bilgilere ulaşabildim. Zaman geldi, bir paragraf ilerleyebilmek için, belki üç-dört kitap okudum ama bir satır bile yararlanamadım.
Neticede bu kitabım, çok uzun ve yorucu bir mücâdele sonunda ortaya çıktı; pek çok yere dağıtıldı ve satıldı. Ne var ki, müzisyen olarak şefimiz, hocamız (Sayın Dr. Bülend Gündem)den başka onu okuyup da hakkında iyi veya kötü bir tek cümle söyleyen çıkmadı. Hele hele edebiyatçı ve Türkçe'yi sevdiklerini söyleyenler ise içinde nelerden bahsedildiğini merak edip sormadılar bile. İsmi Prozodi olan bu kelimenin, kendilerini ilgilendirmediğini düşündüler herhalde... Basında da, birkaç paragraflık tanıtımdan başka bir yazı göremedim. Ben de çalışmamın yoğun oluşundan kitabımı tanıtma girişiminde bulunamadım.
YARDIM: Güzel sanatların en güçlü iki dalı olan mûsikî ve edebiyat arasında sıkı bir münâsebet olduğu biliniyor. Prozodi, bu münâsebet içinde, nerde ve nasıl yer alıyor?
GÜLDAŞ: Bir sözlü eserde, şiiri ilgilendiren her mesele, bestekârı da ilgilendirir. Temaları, vezinleri, durgu ve durakları, kafiye ve nakaratları, çeşitli edebi sanatları, noktalama işaretlerinin hemen hepsi, imlâ titizliği, kompozisyon bütünlüğü, nazım şekilleri, çeşitli duygu ve düşünceleriyle bestekâr, nağmeden ayrı olarak bütün bunları da bilmek zorundadır. Eserlerindeki prozodik mükemmellikleri ancak bu bilgilerle yakalayabilir. Prozodi ilmi, bu iki sanat dalının müştereken ilgilendikleri bir mihenk taşıdır. Bizim müziğimiz, sözlü eserlerin çok fazla olduğu, güfte ağırlıklı mûsikîdir. Prozodi, her iki sanat dalındaki çalışmalarla güfteyle ilgili, yâni şiire yönelik bir bestekârlık bakış açısıyla yürüyecektir.
YARDIM: Bugün, hatâlı şarkı, türkü ve diğer müzikleri okuyanlar, nasıl bir eğitimden geçmeli? Bu hatâların önüne nasıl geçilebilir?
GÜLDAŞ: Önce bir konservatuvar eğitimi almaları şart. Bu eğitimin içinde, Türk Dili ve Edebiyâtı'nı da büyük bir önem ve ilgiyle tâkip etmeleri gerekir. Ayrıca, hem edebî, hem Mûsikî Prozodisini de bütün özellik ve güzellikleriyle öğrenmeleri lâzım gelir. Bunları öğrenmeden, sâdece mûsikî nazariyâtı ve notayı bilmekle iyi bir ses sanatçısı olamazlar.
YARDIM: Sanatçılar arasında örnek alınması gereken, hatâsız veyâ az hatâlı okuyuşu yapan kimlerdir?
GÜLDAŞ: Sanatçıların kimisi, mûsikî kültürünün sağlamlığını ön plana çıkarıyor. Kimisi sesinin rengi, sesinin fiziği ve tonuyla tanınıyor. Fakat prozodik güzelliği bilen, onları titizlikle şarkılarda hatta klasik eserlerde bile uygulayan çok az hanım ve bey sanatçı tanıyorum. İsim vermek istemiyorum. Çok az demekle yetineyim.
YARDIM: Türkiye'de dil ve edebiyat uzmanları ile müzisyenler arasında diyalogun zayıf olduğu görülüyor. Sizce bu irtibatlar, yardımlaşmalar ve buluşmalar, Türkçe'miz ve mûsikîmiz için, elzem değil mi? Hatta bu konuda sempozyumlar düzenlenmesi gerekmez mi?
GÜLDAŞ: Çok önemli bir soru. Gerçekten iki sanat camiası arasında konservatuvarda bile bir diyalog zayıflığı hatta kopukluğu vardır. İki gurup da birbirine yan bakarlar. Müzisyenler, (nazariyat) müzik derslerinin azlığından şikâyet ede ede, nihâyet edebiyat derslerini müfredatlarından çıkarma aşamasına geldiler. Bu çok tehlikeli bir düşünce ve uygulama tarzıdır. Her bir özelliğiyle birbirleriyle sarmaş dolaş olmaları lâzım gelirken, programdan neredeyse Dil ve Edebiyatı atmak istemektedirler. Herkes, kendi anlayış ve zevkine göre, edebiyâtı öğrendikleri zannında. Meselâ edebiyat çevresinden, bir iki uyarı gelir gelmez, hemen kaşları çatılıyor. Onlar ne anlarmış mûsikîden? O nereden Prozodiyi bilebilir ki diyerek, müstehzî dudak bükülüyor.
Buna karşılık edebiyat cephesinde ise, gerçekten mûsikîyi incelikleriyle anlamayı bırakın, Prozodinin mânâsının (Şarkıların güzel Türkçe ile okunması, bestelenmesi) demek olduğunu bilmeyen o kadar çok ki... Hatâlı eserlerden kulakları rahatsız olup da şikâyet edene hiç rastlamadım diyebilirim. Ben Prozodiye inanmıyorum, diyenler bile var içlerinde...
PROZODİ BİR DİL VE GRAMER İLMİDİR
Oysa Prozodi, önce bir dil ve gramer ilmidir. Türkçe'nin diksiyonundaki edebî ve estetik kurallarının bütünüdür. Dilimiz gramerinin bel kemiği olan vurgunun şarkılaşmasıdır. O mekanik bulduğumuz gramerin en duygulu, en ince mânâda besteye dönüştürülmesi ilmidir.
Edebiyat çevresinin bu konuda, Prozodinin Tecvit karşılığında kullanılmasından başka bir bilgisinin olmaması, beni hem çok şaşırtıyor, hem de üzüyor. Oysa Tecvit kelimesi, Prozodi karşılığında değildir. Bâzıları prozodiyi, hâlâ Fuat Köprülü'nün görüşlerini tekrarlayarak, eserdeki usûlün aruz vezniyle mutâbakatı diye düşünüyor. Hele aruzla Prozodinin tanımını yapmak kadar yanlış bir şey olamaz. Aruz bir vezindir. Güftelerdeki hecelerin dengesi ve âhengidir. Fakat eserlerin usûlü ile birleştirilerek, prozodik bir beste yapılabilmesi, pek çok hatâları berâberinde getirir. Türkçe'mizin bu dil ve edebî estetiği olan Prozodi, yalnızca konservatuvarlarda değil, Türkoloji'de de mutlaka okutulmalıdır. Ben duyuyor ve biliyorum ki, diksiyon kurslarında bile, bu kitabın muhteviyâtından haberdar olan yok. Bâzı konservatuvarlarımızda, Prozodi kitapsız ve alışılagelen bilgilerle yürütülüyor.
Bu konuda 1938 yılında, bir kanun virtüozu, bir müzisyen olan Hasan F. Alnar, “Üniversitelerimizde hâlâ şiirimizin prozodisi okutulmuyor ne yazık ki.” demiş. O hayıflanma hâlâ berdevam… Bu müzisyenin üzüntüsü de gösteriyor ki, Prozodi mûsikîye ait bir terim değildir. Önceleri yalnızca dilcileri ilgilendirirken, sonradan batılı bestecilerin, dillerindeki estetiği, âhengi, şarkılarında da aramalarıyla başlamış ve ilk feryâdı onlar basmışlar: “Konuştuğun güzellikte şarkı söyle, şarkı söyler gibi âhenkle konuş!”
Bizde de bu konuyu tartışmağa açan, müzikolog, dilcilerin bilmediği bir şekilde ispata çalışarak, çevresini uyarmak istemiş. O zaman nasıl Arel'e karşı çıkıp onun fikirlerini inkâr ederek, ardından hiçbir fikir üretmemişlerse, bugün de durum aynıdır. Aradan geçen 55 sene sonra bile görüyorsunuz ki ne bizim dilciler, ne de müzik câmiası, bu konuya lâyıkıyla yaklaşabilmiş değiller. Nerde bizde müşterek yardımlaşmalarla sempozyumlar düzenlemek. Bir tarihlerde, Türkoloji Kongreleri vardı, orada mûsikî seksiyonları da açılıyordu. Ancak katılım o kadar az oluyordu ki, nihâyet müzik, oradan da ayrıldı.
Fakat batılılar, besteci-dilci ve edebiyatçı buluşmalarını, yardımlaşmalarını yapmışlar ve bu hususta da çok zengin kaynaklara sahipler. Ben kitabımdaki kaynakların en önemli bölümlerini, onlardan yararlanarak tamamladım.
KİTABIN SUNUŞUNDAN….
Müziğin sözlere, sözlerin nağmelere, çeşitli vâsıtalarla uygulanmasına ve her ikisinin de, beste diksiyonu, mânâ ve ahenk bakımından başarılı bir şekilde kaynaşmasına Mûsikî Prozodisi denir. Nesir, nazım (şiir) ve inşâd ile hitabette, dilin ve edebiyatın kuralları içinde önem taşıyan prozodiye de Edebi Prozodi denir.
Prozodi, malzemesi dil olan, vurguyu, flolojik-fonetik saha ile birlikte, edebiyatın özellikle sür safhalarını içine alan ve mûsikînin nağmelerini de güzele doğruya, mânâ ve âhenge yönelten bir ilimdir. Prozodi ilminden pek çok alanda yararlanılır.
• Türk Dili ve Edebiyatı ile ilgilenen veya öğretim görenler için, nesir ve nazmın, prozodik özelliklerinin tenkîdi araştırmalarında yararlanılır.
• İnşâdda ve hitabette, edebi konuşma dilinin prozodisi ile şiirin prozodisi, bir çeşit beste olayı ile kaynaşma halindedir.
• Hem Türk, hem de Batı konservatuarlarında, sözlü mûsikî öğrenimi gören öğrenciler için prozodi ilmi büyük önem taşır.
• Bestekârlar açısından ise, prozodinin hayati bir önemi vardır. Hatasız bestelenmiş bir eser, zevkli bir vâsıta ile halkın diline ve gönlüne yerleşir, aynı zamanda sanat değerini yükseltir.
• Ses sanatçılarının, her an karşı karşıya oldukları şarkı ve türküleri, doğru seslendirebilmek ve dinleyiciye en iyi şekilde aksettirebilmek yönüyle de prozodi önem taşır.
• Güfte şairlerinin prozodiye, özellikle dikkat etmeleri gerekir. Çünkü onlar, hem edebi hem de mûsikî prozodisini bilmek mecburiyetindedirler.
• Koro şefleri de, prozodiden, ses ve saz sanatçıları için yapacakları yorum ve uyum bakımından yararlanırlar.
• Mûsikî münekkidinin tahlil-tenkit, analiz ve sentez yapabilmek açısından prozodi ilmine ihtiyacı vardır. Bu ihtiyaç, ancak prozodiyi iyice öğrendikten sonra kendini gösterir. Prozodiyi bilmeyen ona ihtiyaç duymaz. Tenkitlerinde de hep hissiyâtiyla hareket eden bir yol tutar. Objektif olamaz.
• Saz sanatçıları için, eserleri inceleme, yorumlama ve duygulu icra etmede yararlı olur.
• Bunların yanı sıra, mûsikî zevki almış, bilinçli dinleyici kitlesinin oluşumunda da prozodinin rolü inkâr edilemez. Prozodi İle dil ve müziğin estetik güzelliklerine alışmış kulaklar basit ve bozuk eserleri değil, sanat değeri yüksek olanları dinlemek isteyeceklerdir.
Dr. Saadet Güldaş, bütün bunlarla birlikte, daha pek çok sebepleri de göz önünde tutarak, yirmi yılı aşkın çalışma ve bol örnekli malzeme ile, prozodi konusunda çok ihtiyaç duyulan bu eserini kaleme almıştır.
VURGU VE VURGULAMALARI İLE TÜRK MUSİKİSİNDE PROZODİ: Türk Musikisi Devlet Konservatuvarı emekli Öğretim Görevlisi Dr. Saadet Güldaş’ın ders notlarını ihtiva eden bu kitabı, dilimizin vurgusu ve vurgunun tatbikiyle nağmelenen şarkı ve türkülerin edebi-estetik. Prozodik tahlillerle incelenmesi neticesinde ortaya çıkmış olup; hazırlanması sırasında Arel’in açtığı prozodi ufkunun ışığı altında pek çok bestekâr, ses-saz sanatçılarının ve nazariyatçının da görüşü alınmıştır. Başta konservatuvar öğrencileri olmak üzere mûsikî ile uğraşan herkese tavsiye edilen kitabı isteme adreslerini belirtiyoruz:
(İsteme Yeri: Beyazıt’ta (Yeniçeriler Cd. No. 43 Çarşıkapı) Kubbealtı Kitabevi, Cağaloğlu’nda Kitabevi (Çatalçeşme Sokak) ve diğer seçkin kitapçılarda).
Kaynak:www.sanatalemi.net
Okunma Sayısı :
1551
31 Mart 2008