Meryem Aybike Sinan'la Sohbet
Meryem Aybike Sinan:
“Saatlerce Türkçe-Osmanlıca sözlük okurum”

Mehmet Nuri YARDIM
İlk ağlayış, ilk dokunuş, ilk adım atış… İlk heceler, ilk sığınışlar, ilk korkular… İlk oyunlar, ilk kavgalar, ilk kalp çarpıntıları… İlk okumalar, ilk karalamalar, ilk denemeler… İlk şiirler, ilk mektuplar, ilk yazılar, ilk hisler…
İnsanoğlundaki bütün ilkler hep heyecan yüklü olmuştur. Amma yazıya tutkun, kaleme düşkün, edebiyata sevdalı bir insanın “ilk kitabı”nın yayımlanması esnasında duyduğu heyecanı, kusura bakmayın ama yazar olmayan mümkün değil anlayamaz. O duygu sağanağının târifi imkânsız, sevinci hudutsuzdur. O özge hâl, bir annenin doğum yapması gibidir âdeta. Ben o heyecanı 1985’li yıllarda bütün benliğimle yaşamıştım. Edebiyat Fakültesi’nin son sınıfındaydım. Cağaloğlu’ndaki köhne matbaada kurşun harflerle dizilmişti ilk kitabım. Matbaa ile Lâleli’deki fakülte arasında nasıl da mekik dokumuştum? Pür telâş, pür heyecan, pür neşe… Çocuk kitaplarını da sayarsak 100’e yakın kitabım yayımlandı bugüne kadar. Ama o ilk heyecanı unutamadım hiçbir zaman, inanın unutamam…
Şimdi de Sanatalemi.Net sitemizin yazarı, Meryem Aybike Sinan Hanımefendi’nin ilk kitabı yayımlandı. Onu anlıyorum, heyecanını biliyorum, çünkü âşinadır bana o duygular. İçi içine sığmıyordur. İki çocuğundan sonra üçüncü çocuğu doğmuştur Meryem Aybike Hanımın. Ev şimdi daha kalabalıktır. Artık dört değil, beş kişiler… “Hayal Gerçeğe Yürür” belki de evin salonunda en güzel köşeyi süslüyordur, kimbilir? Aman Meryem Hanım çocukların önünde, kitaba fazla ilgi göstermeyin, Kağan ve Bengisu kıskançlık yapmasın sonra… Benden hatırlatması…
Şaka bir tarafa, kitap bir yazar için çok özel, çok önemli, çok anlamlıdır. Çünkü bütün duygu ve düşüncelerini, hayal ve ideallerini, bekleyiş ve düşlerini o iki kapağın arasında bir araya getirmiştir.
30 senedir Babıâli’nin tozunu yutuyorum. 1985 yılından beri röportajlar yapıyorum. Basın mesleğinde ağırlıklı olarak mülâkatlarımla adımı duyurdum. Türkiye’nin belli başlı şairleri, hikâyecileri, romancıları, akademisyenleri, ressamları, nakkaşları, ebru sanatkârları, mûsikîşinasları, hattatları, araştırmacıları ve tarihçileri ile uzun uzun hasbihaller ettim. Süheyl Ünver, Mustafa Düzgünman, Cengiz Aytmatov, Mustafa Necati Sepetçioğlu, Ahmet Kabaklı, Sâmiha Ayverdi, Şefik Can, Necati Cumalı, Cahit Zarifoğlu, Ali Alparslan, Gültekin Samanoğlu, İlhan Geçer, Haşim Nezihi Okay ve Tahir Kutsi Makal, görüştüğüm yüzlerce şahsiyetten bugün rahmetli olmuş bir kaçı sadece. Hepsiyle buluşurken elbette hazırlandım, ama sürekli olarak tedirginlik de yaşadım. “Acaba ortaya iyi bir röportaj çıkarabilecek miyim?” endişesini taşıdım.
Şimdi bambaşka bir heyecan kasırgası içindeyim. Çünkü kendisiyle konuşma yaptığım Meryem Aybike Sinan, hakikaten özel biri benim için. “Hayal Gerçeğe Yürür” ilk kitabı ve yayımlanmadan önce, türlü safhasını gördüm. Kıymetli yazar-yayıncı İsmail Fatih Ceylan’ın kitap yayınlama teklifini Meryem Hanım sadece bana danıştı. Sorumluluğum büyüktü, ama hem yazara hem de yayıncıya güveniyordum. Eser ve yazarı hakkında yazılar yazdım. Âdeta ilk kitabımın çıkışına benzer heyecanlar yaşadım diyebilirim. Çünkü Meryem Aybike Sinan, Sanatalemi’nde gerçek değeri bilinmiş, kıymeti anlaşılmış ve seçkin yazılarına övgüler yağmıştı. Âdeta Sanatalemi.Net’in “cici, güzel, duygulu ve çok iyi aile kızıydı.” Çok sevdiği bacısını “telli duvaklı gelin” eden bir “ağabey”e benzettim kendimi. Bu yüzden sitemizde bana karşı yapılan abartılı övgüleri sansürlerken, bu röportajda Meryem Aybike kardeşimin hakkımdaki aşırı methiyelerini görmezlikten geldim. Çünkü bu sevgi yüklü sözler, aslında şahsımda Sanatalemi.Net’in bütün yazarlarına, editörlerine ve okuyucularına sarf edilmiş teşekkür iltifatları idi. Bu minnet ve şükran dolu asîl cümleler, ona geçmişte destek olan, yazılarına sahip çıkan, kendisine kol kanat geren Sadettin Kaplan, Aydın Candabakoğlu ve diğer isimsiz kahramanlaraydı. Bunun için dokunmadım yürekten kopup gelen aşağıdaki sözlere. Bu tasarrufumdan dolayı beni anlayışla karşılayın aziz okuyucular. Sorular ve cevaplar aynen, müdahalesiz, kesintisiz yayımlanıyor.
Türk edebiyatı 2006 yılında yeni bir yazar kazandı: Meryem Aybike Sinan. Kendisini candan kutluyorum. Yakında gazete ve dergilerde, internet sitelerinde kitapları hakkında tenkit yazıları yazılacak mutlaka. Beş on sene sonra üniversitelerde “Türk kadın edebiyatçıları”na dâir tez hazırlayan edebiyat fakültesi öğrencileri, Sanatalemi.Net’te Meryem Aybike Hanımın yazılarını arayıp bulacak ve inceleyecekler. Sanatalemi.Net bu hayırlı doğuşların, bu sevimli ortaya çıkışların bereketli bir bahçesi olarak anılacaktır. Pek yakında Güzin Osmancık, Saliha Malhun, Ömer Öner ve Hamit Can’ın da eserleri Babıâli’de ışıyacak. Her kitap, vitrinleri süslemeye başlayacak boy boy. Daha önce eserleri defalarca basılan ve büyük rağbet gören Cihat Zafer ve Murat Başaran’ı yeniden hislenerek okuyacağız. Güzide Erdem ve Ali Hakkoymaz yenilenen kitaplarıyla bizi sevindirecekler. Artık “usta yazar” kabul edilen Sadık Yalsızuçanlar, her yeni eseriyle bu büyük sevincimize coşku katacak.
Yıllar sonra, belki de ahir ömrümüzde adımız anıldığında “Ha o mu, birkaç edebiyat çalışması vardı ama, asıl hizmeti yaşlı sanatkârlara, unutulmuş yazarlara sahip çıkması ve Meryem Aybike Sinan gibi genç yazarların yetişmesine vesile oluşu, onlara yol açmasıdır” diyeceklerse, bu hüküm şimdiden bir bahtiyarlık ve şükür vesilesi olur benim için.
Meryem Aybike Sinan, edebiyat dünyamıza hoş geldin, hoşluklar getirdin değerli kardeşim! Yolun da, bahtın da açık olsun. Artık aziz okuyucuları suallerim ve güzel cevaplarınla baş başa bırakayım da kenara çekileyim.

YARDIM: Bize çocukluğunuzu anlatır mısınız Meryem Hanım… Nerede ve nasıl geçti güzelim çocukluk yıllarınız?

SİNAN: Bu soru tam da yarama dokunan bir soru. Ben Doğu Anadolu’nun en güzel kentlerinden biri olan Malatya’da; şehir merkezinde doğup büyüdüm. Oturduğumuz ev, yeşiller içinde kocaman bahçesi olan büyük ve güzel bir evdi. Kayısı bahçesi içinde herkesin gıpta ile baktığı bir ev. Bütün bahçeyi orta bölge coğrafyasına egemen olan iğde ağaçları çevreliyordu ki bu ağaçların güzelliğini, mayıs ayındaki ihtişamını sizlere anlatamam. Benim romantik taraflarımı hep bu kayısı bahçemiz oluşturmuştur. Yalnız kalmayı, bahçede gezinerek şarkı söylemeyi, kır çiçekleri toplamayı çok severdim. Her gün mutlaka öğretmenime kır çiçekleri götürürdüm. Çok küçük yaşlarda bile bahçedeki çiçekleri sulamayı ben üstlenmiştim. Çünkü tabiatla baş başa kalmak, hayaller kurmak için ideal zamanlardı benim için.Yarama dokundunuz dedim... Çünkü büyüdüğüm, hayaller kurduğum, üniversiteye kadar yaşadığım o ev bugün yok. Yerinde koskocaman apartman blokları var. Benim evim yok, hayallerim yok, geçmişim yok artık. Bu yaz gittiğimde ancak üç gün dayanabilmiştim.

YARDIM: Sizin kültürlü bir ailede, kitap okunan bir evde büyüdüğünüzü tahmin ediyoruz. İlk okumalarınızdan, ilk kalem denemelerinizden bahseder misiniz? Edebiyatın hangi türüyle başladınız yazmaya. Kaleme aldığınız ilk şiir veya yazınızı hatırlıyor musunuz? Herhangi bir yerde yayımlandı mı? Anne ve babanız ile yakın çevreniz sizi bu mânada destekledi mi?

SİNAN: Evet ... Kitap okunan, hemen her gün birkaç gazetenin ve derginin girdiği kütüphanesi ve çalışma odası olan nadir evlerden biriydi. Ama bu çalışma odası bize yetmiyordu. Çok kardeşli bir aile olmamız nedeniyle bu konuda bazan sorun yaşıyorduk. Evde müthiş bir rekabet vardı. Evin üç kızı da bu yüzden edebiyatçı olmuştur. Ağabeyler bizden bayağı büyük olmaları dolayısıyla onlar bizim hocalarımız vazifesini görürlerdi. Biz daha ilkokulda iken bir ağabeyim üniversiteyi bitirmişti. Babamın aşırı disiplinli oluşu mu, yoksa genetik bir mirastan mıydı bilmiyorum evde ciddi anlamda bir okuma yarışı vardı. Ben özellikle ilkokulda iken babam Tercüman gazetesini elime verip çeşitli yazıları kendisine okumamı isterdi. Sonra da bir sürü iltifat eder “Sen gelecekte iyi bir yazar ya da spiker olacaksın.” derdi. Tabii bu yaşlar çok önemlidir. Yaşıtlarım bir Ahmet Kabaklı’yı, Ergun Göze’yi, Nazlı Ilıcak’ı çok ileri yaşlarda tanımalarına rağmen, ben ikinci sınıfta anlamasam da babama yazılarını okurdum. İşte bu demlerde yazarların farklı bir dünyaya sahip, özel insanlar olduğuna kanaat getirip yazarlara ciddi bir sempati duyar ve gıpta ederdim. Ben önce şiire ilgi duydum. Bir defter dolusu şiir yazdıktan sonra bir gün eleştirel bir bakışla oturup hepsini okuduktan sonra o defteri yaktım ve bir daha şiir yazmadım. Aniden hikâye yazma, masal anlatma merakı başladı. Fakat o yıllarda beni etkileyen en önemli kitap “Gönül Hanım”dır.

YARDIM: Ahmet Hikmet Müftüoğlu’nun “Gönül Hanım” romanını ben de severek okumuştum. Çocukluk yıllarınızda başka hangi kitaplar okudunuz, ilk ünsiyet kurduğunuz yazarlar kimlerdi?

SİNAN: Çocukluk yıllarımda okuduğum kitapların hemen hemen hepsi tarihî romanlar, kıssalar, destanlar ve hikâyelerdi. Tarihî kitapları kendi evimin kitaplığına, dinî ve tasavvufî eserleri ise dedemin arşivine borçluyum. Dedem çok iyi Osmanlıca bilen, elinin altında el yazmaları eksik olmayan bir kimse idi. Çok okurdu. Sabah ezanından yatsıya kadar bütün gününü okuyarak geçiren dedemin beni üniversitede iken Osmanlıca dersinde çalıştırdığını söylersem, bunu daha iyi ifade etmiş olurum.

YARDIM: Şuurlu olarak edebiyatla ne zamandan beri meşgul olmaya başladınız? Bu dönemde okuduklarınız ve sizi etkileyen yazarlar kimlerdi?

SİNAN: Şuurlu olarak edebiyatlı ilgilenmem ilkokul sıralarında başlamıştır desem, daha doğru olur kanaatindeyim.Çünkü okulun Kültür –Edebiyat –Yayın koluna özellikle seçilmem duvar gazetesi hazırlamam ve bunun çok takdir görmesi, hızlı okuma yarışmalarında beş yıl boyunca birinciliği kimseye kaptırmamam... Ben daha o yıllarda iki meslek ismini sayıklayıp duruyordum. Edebiyat veya gazetecilik okuyacaktım. Bu hiçbir zaman değişmedi. Evet edebiyat okudum ama gazeteci olmak isteğim hiç bitmedi.

YARDIM: Hay Allah. Ben de bu iki mesleği çok sevdim hayatım boyunca. Hem edebiyatçı oldum, hem de gazeteci… Siz iyi bir edebiyatçısınız. Şimdi de Sanatalemi.Net’in köşe yazarı olarak gazetecilik yapıyorsunuz. Edebiyatın deneme ve hikâye türlerinde çok başarılısınız. Roman yazdığınızı da biliyoruz. Şiir ve tiyatro gibi türleri de denediniz mi?

SİNAN: Şiir türünü çocukken bir heves duyarak denedim ama bir anda vazgeçtim. O günden beri de hiç denemedim. Herkese çok ilginç gelebilir ama ben erkek şairlerin daha güzel şiir yazdıklarını düşünmüşümdür hep. Türk müziğinin kadın sanatkârlar tarafından daha güzel okunması gibi. Erkek sanatçıların halk müziğini daha güzel okuması gibi. İşte ben şiir sanatının erkek sanatı olduğunu düşünen biriyim. Kadın şairlerden hoşuma giden, tek bir dize bile yok desem yalan olmaz. Bir tiyatro denemem olmuştu. Hatta öğrenciler sahnelemişlerdi. Sanırım olay yazılarını yazmayı daha çok seviyorum.

YARDIM: Şiiri erkek sanatkârların daha iyi yazdığı fikrinize ben de katılıyorum. Binlerce, belki de onbinlerce erkek şairimizin at koşturduğu edebiyat âleminde birkaç kadın şair ismi hatırlıyorum. Sanırım rahmetli Mehmet Çınarlı söylemişti. “Elbette erkek daha iyi şiir yazar. Çünkü şiir, güzelliğe, güzellere yazılır. Allah kadını çok güzel yaratmıştır. Eh erkeklere de düşen onlara şiir yazmak.” Peki hikâye ve denemede ruhunuza en çok hitap eden yazarlar kimlerdir?

SİNAN: Ben olay yazılarında en çok hikâye türünü, düşünce yazılarında deneme türünü sevmişimdir. Hikâye denince benim aklıma en başta Mustafa Kutlu gelir. Türk hikâyesini başlatan olmasa da zirveye taşıyan Mustafa Kutlu’dur bana göre. Sevinç Çokum’un hikâyeleri beni çok etkilemiştir. Bir de Selim İleri. En sevdiğim, etkisinde kaldığım hikâye yazarları bu isimler. Denemede ise etkisinde kaldığım bir isim veremiyorum. Ben bu türün kendisini çok seviyorum.
Romanda ise en sevdiğim isimler; Hüseyin Nihal Atsız, Yavuz Bahadıroğlu, Mustafa Necati Sepetçioğlu, Tarık Buğra, Emine Işınsu, Sevinç Çokum, Bekir Büyükarkın, Cengiz Dağcı vs.

YARDIM: Ortaokul yıllarından beri edebî çalışmalar yaptığınızı, hikâye ve denemeler yazdığınızı biliyoruz. Bazı gazete ve dergilerde ürünleriniz yayımlandı, bazı radyolarda da okundu. Ama sanırım daha geniş kesimlerle, edebiyat camiasıyla tanışmanız sanatalemi.net’te oldu. Lütfen bu site ile tanışmanızın hikâyesini anlatır mısınız?

SİNAN: Sanırım 2006 yılının Nisan ayı idi. Bir arama motorunda bir yazar ismine bakarken kendimi Mehmet Nuri Yardım Hocamın şahsi sitesinde buldum. Kendilerini eserlerinden çok iyi tanıyordum ama bu siteyi pek tanımıyordum. Siteyi inceleyince çok beğendim. Bu beğenimi ifade eden bir mail attım. Sonra hikâye ve denemelerimi gönderince ve bunlar yayına girince cesaretlendim. Mehmet Nuri Hocam, teşvik eden, yönelten gerçek bir hoca gibi sürekli olarak bizi eğiten bir özelliğe sahip. Bana çok iyi bir yazar olacağımı, mutlaka yazmaya devam etmemi istiyordu. Bunlar üzerimde çok etkili oldu diyebilirim. 10 Ağustos 2006 günü ise kurulan sanatalemi.net sitesi ile bana da köşe yazma şansını vererek beni bugüne kadar getiren sürecin temeli atılmış oldu. Sizlere bu vesile ile tekrar teşekkürlerimi gönderiyorum sevgili hocam...

YARDIM: Estağfirullah. Bu sürecin temeli çok evvel atılmış. Ama bu nefis çorbada hasbelkader birazcık tuzum olduysa kendimi bahtiyar addederim. Hikâyelerinizden oluşan ilk kitabınız Hayat Gerçeğe Yürür yayımlandı. Neler hissettiniz? Duygularınızı alabilir miyiz?

SİNAN: “Hayat Gerçeğe Yürür” kitabı benim ilk kitabım. Bu bakımdan çok tuhaf duygular içindeyim. Kitabevi raflarında benim de kitabımın olması düşüncesi mutlu ediyor insanı. Belki de hiç tanışmadığımız, hiç karşılaşmayacağımız insanlar alıp evlerine götürecekler. Yanı başlarında taşıyacaklar. Ya da uykuya az kala benim dünyamı okuyacaklar. Bu müthiş bir duygu.

YARDIM: Bu güzel sonucu hak etmiştiniz Meryem Hanım. Zira hikâye ve denemelerinizde okuyucularınızın ısrarla belirttiği gibi bir sıcaklık, samimiyet ve yumuşaklık var. “Kadife üslûplu yazar” unvanına da lâyıksınız. Bu biraz da mizacınızdan kaynaklanıyor sanıyorum. Edebiyat öğretmenisiniz ve duyduğuma göre öğrencileriniz sizi çok seviyor. Herhalde onlara da edebiyatı sevdiriyorsunuz. Biraz da bu yönünüzden, beşeri tarafınızdan konuşsak. Öğrencilerinizle veya genel olarak insanlarla diyaloglarınız nasıldır? Meryem Aybike hanım bir edebiyatçı olarak tanınmaya başladı, ama bir insan olarak nasıl biri?

SİNAN: Evet... Mizaç olarak duygusalım. Yumuşak başlıyım. Kolay kolay kimseleri kırmam. Kırılırım, ama kırmam. İnsanlarla diyaloglarımda empati yapmayı çok önemsiyorum. Empati yapmayan ilişkilerin mutlaka bir yerden kırılacağına inanırım. Öğrencilerimi kendi çocuklarım gibi gördüğüm için çok severim. Onlar da beni çok severler. Her türlü sorunlarını gelip bana anlatırlar. Hiçbir öğrenciye bugüne kadar disiplin işlemi yapmış değilim. Sorunlar karşısında kendileriyle konuşmayı deniyorum ve muvaffak da oluyorum. Yeni nesil arkadaşça yaklaşımlar bekliyor öğretmenden. Onlar bana karşı ben onlara karşı çok dürüstüm. Benim hoşlanmadığım tek bir insan tipi vardır. Patavatsız kimseler. Her türlü kusuru görmem ama bilinçli patavatsızlıklar canımı acıtır.

YARDIM: Denemelerden oluşan “Hüzün Şebneme Benzer” isimli eseriniz de yakında çıkıyor. Bu bir yazar için kısmet, nasip, talih. Ama siz dirayetinizle, sabrınızla ve azminizle bunu hak ettiniz. Umarım 2007 yılı içinde başka eserleriniz de neşredilir. Şunu sormak istiyorum. Türkiye’de bir yazarın yetişmesi, kendisini kabul ettirmesi kolay oluyor mu? Biraz da yeni ve genç yazarlara tavsiye niteliği taşıyacak düşüncelerinizi öğrenmek istiyoruz…

SİNAN: Türkiye’de genç bir yazarın kabul görmesi çok zor. Özellikle muhafazakâr medya bu konuda çok duyarsız. Gençseniz, ciddi bir referansınız yoksa yazar olmak mümkün görünmüyor. Mehmet Nuri Hocam gibi, yazılarına bakarak, karar veren dirayetli yayıncılarımız yok maalesef. Doğru zamanda, doğru insanla karşılaşmak meselesi zannediyorum. Ben sizinle tanışmayıp, sitenizde yazmasaydım İsmail Fatih Bey, beni tanımayacak ve kitaplarımı basma konusunu gündeme getirmeyecekti. Bir de dergilerimizin bazı sorunları var. Aynı isimleri sürekli olarak tekrarlayıp duruyorlar. Oysa belli oranlarda yeni yazarlara da sayfa ayrılması, onlara şans tanınması gerekir. Sanatalemi.net sitesinde ilk kez yazan bir çok arkadaşımız var. Çok tanınmış yazarların arasında biz de kendimize güveni öğrendik. Yayıncılık tarihi açısından sanırım kaydı düşecek bir durumdur bu. Sizin bu konudaki yaklaşımınız bütün yayıncılara örnek olmalıdır diye düşünüyorum.

YARDIM: Çocuklar için de hikâyeler yazıyorsunuz. Türkiye’de çocuk edebiyatının yetersiz olduğunu düşünüyor musunuz? Bu alanda daha çok yazarın yetişmesi gerekmiyor mu?

SİNAN: Çocuk edebiyatı bence en çok önem verilmesi gereken ciddi bir mevzu. Her şey çocukken başlıyor. Ben Türkiye Çocuk dergisiyle yazmaya başladım. Mustafa Ruhi Şirin, Sadettin Kaplan, Ahmet Efe, Hanefi Söztutan en çok etkilendiğim çocuk edebiyatı yazarlarıdır. Çocuk dergilerinin bir başka işlevi de okuma alışkanlığını çocuklara kazandırması, araştırma ruhu aşılamasadır. Halen ben de Somuncu Baba dergisi için çocuklara yönelik hikâyeler kaleme alıyorum. Çocuk edebiyatı hani insanın içindeki çocuğun ölmemesi için de benim için yapıcı bir tarafı var.

YARDIM: “Ak İller” ve “Çankaya Yokuşu” isimli iki romanınızın yayıma hazır olduğunu öğrendik. Bu iki romanın konusu nedir? Romanlarda hangi dönemi ve kimleri anlatıyorsunuz?

SİNAN: Roman yazmak en zevk aldığım tür. Ancak bu iki romanı yazarken, edebî kaygıdan öte başka kaygılarımın olması, içimdeki dünyanın dışarıya taşması olarak da değerlendirmek mümkün. “Ak İller” üniversitede kaleme aldığım bir roman. Tarihî bir roman. Bir zamanlar ciddi anlamda ilgilendiğim “Dış Türkler” konusunu irdeleyen bir roman. Özellikle Türk milletinin ciddi yaralar aldığı Stalin dönemi Rusya’sını anlattığım bir roman “Ak İller” Özleyip de göremediğim insanların, gitmek isteyip de gidemediğim coğrafyaların romanıdır “Ak İller”. “Çankaya Yokuşu” ise yeni bir roman. Çok yakında üzerinde fırtınaların koparılacağı bir mevzuu kendi gerçekliğimle anlattığım, politik-kurgu türünden bir roman.

YARDIM: Eşiniz Mürsel Bey de iyi bir şair. Yani edebiyatçı. Birbirlerinize edebî ürünlerinizi okuyor musunuz, eserlerinizi karşılıklı olarak eleştiriyor musunuz?

SİNAN: Eşim Mürsel Bey, çok okuyan, özellikle felsefe ve din bilimleri ile arası iyi olan biri. Samimi dostluklarını, felsefî ve tasavvufî sohbetler üzerine bina eden, günümüzün düşünce ve fikir fakirleşmelerinin üzerine kafa yoran tam bir entelektüel. Onunla kısacık da olsa sohbet eden insanların onu unutmaları asla mümkün değil. Bütün hayat felsefesini, “gönül kurmaya çalışan samimi bir yürek ustası” olarak özetlemek mümkün. Düşünmeyi ve okumayı çok sever. Tam bir kitap kurdudur denebilir. Okunmaya değer kitapları, bir gizem avcısı gibi tozlu raflardan -sanki kendi eliyle koymuş gibi- bulur, alır ve derhal okur. Aynı zamanda bir şiir severdir de... Evlendiğimiz yıllarda eve geldiğimde, evin bir köşesine asılmış bir şiirle karşılaşırdım. Öyle ki hemen her gün güzel bir şiiri süslerdi gönül dünyamı. Zamanla da şiir yazmak kendisi için bir tutku oldu. Yazmaya yoğunlaştığı anlarda üzerine derin bir sükunet çöker ve o şiiri bitirinceye kadar bu hâli devam eder. Yazdığı şiirleri önce ben seslendiririm. Çünkü şiir okumayı çok severim. O da, dikkatlice dinler.

YARDIM: Vallahi bu tatlı anlatımınızla evliliğe de özendiriyorsunuz. Sanırım bu mülâkatı okuyan genç kızlarımız iç geçirerek Mürsel Bey gibi bir eşe sahip olmak için Allaha yalvarmaya başlamışlardır. Tabii, erkeklerimiz de sizin gibi ideal bir eşin hayalini kuracaklardır. Allah saadetinizi dâim eylesin. Neyse bu konu dostum İsmail Fatih Bey’in uzmanlık alanına giriyor. Biliyorsunuz onun şimdi en çok okunan eseri “Evlenemeyen Genç Kızlar Evlenmeyen Erkekler” adını taşıyor. Peki Meryem Hanım, oğlunuz Mehmet Kağan ve kızınız Bengisu’nun sanatla araları nasıl? İyi bir yazar ve iyi bir şair ebeveynleri olduğuna göre onlar da sanatkâr olur inşallah. Armutlar pişiyor mu, dibinize düşüyor mu? Ne dersiniz, bu konuda ümit veren emareler var mı?

SİNAN: Oğlum sanırım iyi bir sayısal öğrencisi olur. Ailenin diğer fertleri gibi akademisyen olur. Çok soru soran, her şeyi anlamaya çalışan bir yapıya sahip. Kızım Bengisu’da ise ciddi anlamda hikâye anlatma yeteneği var. Henüz beş yaşında bir kreş öğrencisi olduğu halde Türk ve İslâm klasikleri başta olmak üzere bütün çocuk klasiklerini ezbere anlatır. Bazan ortadan kaybolur. Bir bakarım odasına çekilip elindeki kitabı okur gibi yaparak hikâye anlatıyor. Üstelik vurgu ve tonlama dahil olmak üzere her türlü dramatik unsurları kullanarak. Bengisu belli ediyor.

YARDIM: Eh yüzde elli kazandık sayılır. Hatta ailede yüzde yetmişbeş edebiyatçı var. Sevindirici. Yazma şartlarınız var mı Meryem Hanım? Yazmak için belli saatler, belirli mekânlar arar mısınız? Yoksa ilham nerede ve nasıl geldiyse orada mı kaleme sarılırsınız?

SİNAN: Ben yazma konusunda daha çok geceleri üretken olabiliyorum. Gecenin derinleştiği, sessizliğin ve yalnızlığın demlendiği saatler Aybike Hanım’ın en hisli anlarıdır. Geceleri yazıyorum. Zaten bir de zamansızlık gibi bir sorunum var. Çalışan bir kadın olarak, iki küçük çocuğu olan bir anne olarak, zamanımı en iyi bir şekilde kullanmak durumundayım. Gece bu anlamda en verimli saatlerimi oluşturuyor.

YARDIM: Biraz da bugünkü edebiyat ortamını sormak istiyorum. Nasıl buluyorsunuz Türkiye’deki edebiyat çevrelerini. Yazarlar, şairler ve edebiyat mahfillerinde bir dayanışma ve birliktelikten söz edilebilir mi?


SİNAN: Türkiye’de edebiyat çevrelerinin dayanışması var. Küçük küçük gruplardan oluşan birliktelikler. Bu tabii arzu edilir bir durum değil. Edebiyat zarar görüyor benim inanışıma göre. Türkiye’de daha doğrusu edebiyat baronları olduğuna inanmaktayım. Çok iyimser değilim. Edebiyat fakültesini iyi derece ile bitirmiş birisi olarak az çok iyi yazı kötü yazı arasındaki farkı anlayabilecek durumdayız. Çok büyük dergilerde, çok büyük yazar adıyla lanse edilen bir takım insanların çok da iyi yazar oldukları söylenemez... Türkiye’de ne yazık ki ahbap–çavuş ilişkisi, edebiyatın da hudutlarını daraltmış durumdadır. Özellikle muhafazakâr medya bu konuda hassas davranmıyor. Yeni yazarlara kapı aralamak gibi bir kaygıları da yok. Medya üretici olmak yerine tüketici durumdadır bana göre. Yetişen yazarlara kapılarını açıyor. Oysa büyüklerimizin de deyişiyle “marifet iltifata tabidir”. Genç ve yeni yeteneklerin çıkışı kendilerine tanınan imkânlar dahilinde mümkündür. Ben bu konuda karamsarım.

YARDIM: Umarım bu olumsuz görüntü kaybolur. Edebiyat dünyamızda genç kabiliyetlere imkân tanınır ve kendilerini ifade edebilecekleri ortam sağlanır. Sizin hem denemelerinizde hem de hikâyelerinizde sağlam bir kurgu, akıcı bir üslûp ve özenilmiş bir Türkçe görüyoruz. Dile çok değer veriyorsunuz. Edebiyat ve dil arasındaki münasebet hakkında neler söyleyeceksiniz?

SİNAN: Yazdığım her yazıda kelimeler, yani dil benim için çok önemli. İyi bir yazı fikir ne kadar derin olursa olsun sağlam bir lisana dayanmıyorsa gereken lezzeti vermez diye düşünüyorum. Kelimelerin sesleri bana bir musikiyi hatırlatmıyorsa, içinde bana güzelliği çağrıştıran sesler yoksa o kelimeyi kullanmıyorum. Edebiyat-dil ilişkisi bir bütün. Edebiyatın malzemesi dildir. Bir yazıda kullandığım her kelimeyi özellikle seçerim. Ben aynı zamanda iyi bir sözlük okuyucusuyum. Bazan oturur saatlerce Türkçe-Osmanlıca sözlük okurum. Unuttuğum, ya da az kullanılmaya yüz tutmuş kelimeleri bulur bunları not ederim. Benim için dil bu kadar önemlidir.

YARDIM: Türkiye’deki liselerimizde edebiyatın çok fazla sevilmediği ne yazık ki acı bir gerçek. Niçin? Acaba edebiyat öğretmenleri mi görevlerini tam yapamıyorlar? Yoksa Milli Eğitim müfredatından mı kaynaklanıyor bu olumsuzluk? Bu acı tablonun oluşmasında medyanın, ailenin ve diğer sosyal faktörlerin tesiri var mı? Gençlerimizi edebiyatla barıştırabilmemiz için neler yapmalıyız? Bunu kendi okulunuzda başardığınıza göre bu konuda görüşleriniz bizim için önemli. Muhakkak ki, eğitim dünyamızın üst kademeleri için de…

SİNAN: Evet... Bu husus kanamaya devam eden bir yara. Gençlerimiz artık okumuyorlar. Bunda yaşadığımız çağın getirdikleri yanında okul müfredatlarının çağın ihtiyaçlarına cevap vermeyen bir yapıda olması da ayrı bir etken. Okulda edebiyat öğretmeninin kendisi okumazken öğrencilere kitap okutmasını tahayyül edemiyorum. Maalesef o eski edebiyat öğretmenleri, artık yok. Bir arkadaşımın dediği gibi edebiyat memurları var. Oysa edebiyat öğretmeni öncelikle edebiyatı sevdirmeli öğrenciye. Onda yazma arzusu uyandırmalı. Sanat ve estetik zevki aşılamalı. Ancak üzülerek söyleyeyim ki edebiyat öğretmenleri bir kültür adamı olmaktan uzaklaşan, bir edebiyat dergisine bile abone olmayı gereksiz bulan bir noktaya getirilmiştir.

YARDIM: Son olarak geleceğe dâir, edebiyat hayatınıza dâir plânlarınız nedir? Şimdi tezgâhınızda ne var, ileride neler olacak?

SİNAN: Gelecekte yine yazmak istiyorum. Kendime bağlayıcı bir takvim çizmedim ama yeni deneme, yeni hikâyeler yazmak istiyorum. Yazınca kendimi buluyor, bırakınca kayboluyorum. Yazmak nefes almak kadar mühim benim hayatımda. Okumak ve yazmak. Sanırım edebiyatın kendisi uzun ömürlü olduğu gibi uğraşanın da ömrünü uzatıyor. Bir nevi terapi sağlıyor yazmak.

YARDIM: Eh bize de, “Meryem Aybike Hanım, ömrünüze bereket…” diye dua etmek düşüyor. Çok uzun yaşayın ki, bol bol mükemmel denemeler, nefis hikâyeler ve tatlı romanlar yazın e mi?

SİNAN: Çok teşekkür ederim.


“Kelimelerin Tayy-i Mekân Edibesi “
Sanatalemi.Net sitesinin yazarı olan Meryem Aybike Sinan, Saliha Malhun’un güzel yakıştırmasıyla, “Kelimelerin Tayy-i Mekân Edibesi”dir. Malatya’da dünyaya geldi. Daha ilkokul çağlarına iken edebiyata ilgi duydu. Türkiye Çocuk dergisine aboneliği sırasında hikâye yazmaya başladı. “Dolunaylı Geceler” adındaki ilk hikâye Türkiye Çocuk dergisinde ilk defa yayınlanınca bunu diğer hikâyeleri izledi. Yazdığı sitenin yazarlarından Sadettin Kaplan’ı o yıllarda tanıdı.
Orta öğretim yıllarında Malatya’daki yerel bir gazetenin kültür-Sanat sayfasını hazırladı. Aynı zamanda Türkiye Gazetesi Magazin ekine hikâyeler yazdı. “Zulmünen Ayırdılar” adlı hikâyesinde Azerbaycan konulu bir olayı anlatması nedeniyle ünlü Azeri şair Bahtiyar Vahapzade’den tebrik ve teşekkür mektubu aldı.
Ondokuz Mayıs Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümünden Türkolog unvanıyla mezun oldu. Bitirme tezini çocukluğundan beri yazıştığı kendi deyişiyle -Yavuz Ağa- “Yavuz Bülent Bakiler’in şiirleri Üzerine bir İnceleme” adıyla verdi. Ayrıca diğer hikâye ve denemeleri Türkiye ve Tercüman gazetelerinde yer buldu. Üniversite yıllarında üniversite TSM korosunda görev alarak musikiyle uğraştı.
Bu arada Çeşitli radyolarda Akra FM, Moral FM gibi radyolarda kültür programlarına denemeler yazdı. Üniversitede arkadaşlarıyla “Erguvan, Bu Ülke” adında dergilerin çıkarılmasında görev aldı. Halen Kocaeli’de Bir Anadolu Lisesi’nde Edebiyat öğretmeni olarak görev yapıyor. Evli olup Kağan ve Bengisu’nun anneleridir.
www.sanatalemi.net



 Okunma Sayısı : 1333         02 Nisan 2008