Mehmet Nuri PARMAKSIZ
Şair - Yazar - İLESAM Genel Başkanı
ANA SAYFA
HAKKIMDA
ÖZGEÇMİŞ
BIOGRAPHY
ESERLERİ
KİTAPLAR
Dinle Kuşların Sesini
Türk Birliğinin Mümkün Yolları
Karanlıkta Bir Işık (A Light in the Darkness)
Şiir-Kültür ve Edebiyata Dâir Denemeler
Süveyda'ya Mektuplar
Kelebek Ömrü
Mahşerin Esrarı
Mahşerin Galibi
Sükûtun Kalbinde
Aşkın Kıyametinde...
Hasretin Narında...
Bencileyin Sözler
Bencileyin Sözler II
Türk Edebiyatında Ağıt Yakma Geleneği
Mahşere Dek
Hasretin Gizi
Hasret, Aşk ve Sükût
Güzide Taranoğlu'nun Yayımlanmamış Mektupları
Gülpınar Dergisi (İnceleme-İndeks)
Eşqde Mecnun Ağlı
Türkiye'de ve Dünyada Telif Hakları
Mogan Şiir Akşamları 2008
Mogan Şiir Akşamları
Anne Konulu Şiirlerden Şeçmeler
ETKİNLİKLER
E-KARTLAR
MEDYA
RESİM GALERİSİ
VİDEO GALERİSİ
İLETİŞİM
Gazanfer Özcan ile Sohbet
/
BİRİKİM AĞACI
Gazanfer Özcan ile Sohbet
Güzin OSMANCIK
Çocukluk yıllarımda önce sesi ile girdi hayatıma. O benim Alp dedemdi. Meşhur Alp dağlarının kızı Haidi’nin Alp dedesi. Sonraları Hüsnü Kuruntu tiplemesiyle hepimizin babası oldu. Şimdilerde ise “Avrupa Yakası” dizisinin sevimli aile reisi karakteri ile herkesin gönlünde taht kurdu. “Aslında bu seyrettiğiniz benim, rol yapmıyor, kendimi oynuyorum.” diyor. Yüzünün hiç gülmediğine de bakmayın öylesine duygu yüklü ve yumuşacık bir kalbi var ki. “O kadar başka şeylerle doluyum ki.” diyor. Her insanın hayatından etkileniyor. “Vazifem değilken dert dinler, derde çare olmak isterim gücüm yettiğince. En ufak şeylerden, bakışlardan, davranışlardan mana çıkarırım, ama sonunda da hep benim haklı olduğu kanıtlanır.” demesi onun kişiliğini ele veriyor. Peki, bu durum onda üzüntü meydana getiriyor mu? “Hayır diyor, artık hayata karşı bağışıklık kazandık.” “Hayatımda keşke şu olsaydı dediğiniz ne var?” diye sorduğumda “Küçüklüğümden beri polis olmayı öyle isterdim ki…” diyor. “Tek idealim oydu, ama olamadım kader işte insan neler hayal ediyor, ne oluyor.” Evet, o çok istediği polis mesleğini seçemedi ama bu gün milyonların sevgilisi. O hepimizden bir parça, her ne kadar “Güldürmek gibi bir iddiam yok, hatta yüzüm hiç gülmez” dese de, ona herkes çok gülüyor. Tiyatroya başlangıç mâcerasını, bugün Türk tiyatrosunun durumunu, dertlerini ve çözüm önerilerini sanatçımızla konuştuk. Yeni sezonda Refik Kordağ’ın Müsteşar Bey adlı oyunları ile sahne alan sanatçıya sorularımızı yöneltiyoruz, o da cevaplıyor:
OSMANCIK: Tiyatro hayatınız nasıl başladı?
ÖZCAN:1947 de Taksim Erkek Lisesi’nde yıl sonu müsameresine çıktım. İlk virüsü böylece almış oldum. İlk defa sahneye çıktığımda başarılı olduğumu söylediler. Çok kısa bir süre sonra da İstanbul Şehir Tiyatroları’na girdim. Allah da bana çok yardım etti. Büyük tiyatrolarda küçük rollerde oynamaya başladım. Sonra bir gün rahmetli Reşit Gürzap’ın “Mahallenin Romanı”ndaki rolünü bana uygun gördüler. Çok ani oldu, bir saat içinde hazırlandım ve çıktım. Yine Allah’ın yardımı ile çok iyi geçti. O zaman İstanbul Belediye Başkanı Fahrettin Kerim Gökay’dı ve ondan bir takdirname geldi.
OSMANCIK: Bunun neticesi ne oldu?
ÖZCAN: Hemen ertesi yıl Şehir tiyatrolarında kadroya alındım. 1962’ye kadar orada büyüklü küçüklü birtakım rollerde oynadım. Sonra 1962’de Gönül Ülküyle evliliğimiz gerçekleşti, kendi adımıza bir tiyatro yapmaya karar verdik. 1962 -63 yılında ilk Gönül Ülkü Gazanfer Özcan Tiyatrosu’nu kurduk. Önce Aksaray Küçük Tiyatro’da sezon ortası aralıktan mayısa kadar çalıştık, daha sonra Beyazıt Azak Tiyatrosu’nda 7 yıl çalıştık. Daha sonra Zincirlikuyu’da Hodri Meydan Tiyatrosu’nda bir dostumuz “Burada tiyatro yapın” dedi oraya geçtik.
OSMANCIK: Tiyatronuzu Şişli’ye ne zaman taşıdınız?
ÖZCAN: Daha sonra 1972’de Şişli Tiyatrosu’na geçtik, tam 21 yıl burada kaldık. Bu sebepten oranın bizim olduğunu zannetti çoğu kişi.
OSMANCIK: Zannedersem bir ara tiyatroyu kapatmayı bile düşündünüz.
ÖZCAN: Evet, daha sonra bu işin olmaması gerektiğine dair bir kanı uyandı biz de. Ve tiyatro yapmak çok zor, şartlar çok zor artık vazgeçelim bu işten dedik. Ama bir hafta sonra çok pişman oldum ben de. İşte Veysel Üstün Bey, burasını çok asil bir şekilde bize sundu, biz de beğendik, sevdik ve genç bir kadroyla burada yeniden başladık tiyatro yapmaya. Allah mahcup etmez inşallah.
Yani, bu işe ara vermek falan olmaz. Ömrümüz yettikçe tiyatro yapacağız.
OSMANCIK: Şişliyi tercih etmenizin bir sebebi var mıydı?
ÖZCAN: O zaman müsait bir salondu, teklif geldi uygundu tercih ettik. Bir de o zamanlar Şişli sinemalar ve tiyatrolar semtiydi. Kaliteli, sanattan anlayan halk gelirdi buralara.
OSMANCIK: Tiyatronun önemini yitirmesini hangi sebebe bağlıyorsunuz?
ÖZCAN: Herkes gibi biz de televizyondan çok etkilendik. Çok sarsıntılar geçirdik. Yine zaman zaman oluyor böyle sarsıntılar… Ama biz bu sıkıntıları yaşadığımız için bağışıklık kazandık artık. Dışarıdaki bütün çalışmalarımızı tiyatroya kanalize ettik. Tiyatroyu ayakta tutabilmek için bütün gücümüz ile çalışmaktayız. Allah’a çok şükür ki oyunlarda hiç başarısızlığa uğramadık. Hangi oyun diye sorsanız, hepsinin yeri ayrıdır, bir ayırım yapmamda mümkün değil derim.
OSMANCIK: Televizyona başlamanız nasıl oldu?
ÖZCAN: İlk Kuruntu Ailesiyle başladım. Tabii ona da pek isteyerek başlamadım. Teklif geldiğinde hatta bilmediğim bir konu “Yapmasam çok iyi olur ” dedim. Fakat o kadar istek gelince rahmetli yazar, “Fazıl Hayati Çorbacıoğlu’nu bulun, o bize bir şeyler yazarsa, üslûbumuza göre bir şeyler olursa olur oynarım.” dedim. Bulacaklarından da ümidim yoktu. İki gün sonra baktım ki Fazıl Beyi bizim yazlığa getirmişler. Artık bu işin kaçarı olmadığını düşündüm, hiç bilmeden girdik. Önce bir 6 bölüm yaptık. “Bir 6 bölüm daha.” dediler. Bizim de hoşumuza gitti biraz da tiyatro havası vardı dizide. Ailece o dizide tiyatro özlemini giderdik. Bir de baktık ki 400 bölüm çekmişiz.
OSMANCIK: Bir mesajı var mıydı Kuruntu Ailesim’nin?
ÖZCAN: Kuruntu ailesinden maksat, Türk ailesini, an’anesini yakından seyirciye tanıtmaktı. Ve başarılı da olduk. Herkes kendinden bir şeyler buldu, bir aile mefhumu uyandı bu dizide.
OSMANCIK: Ben aynı aile yapısını Avrupa Yakası’nda da görüyorum. Bu sizin tercihiniz mi?
ÖZCAN: Senaryo öyledir ama Gülse Hanım bu işi çok iyi biliyor. Kişilerin tavrına, tarzına, üslubuna göre yazmasını bilen, çok iyi birikimi olan bir senarist. Bizim bir şey yapmamıza gerek kalmıyor zaten.
OSMANCIK: Oradaki rolünüz de Hüsnü Kuruntu ile bire bir aynı.
ÖZCAN: Tabii, oradaki Hüsnü Kuruntu, aslında bana çok benzer. Gerçek hayatta da aynı değilsem de çok benzerim. Aile görüşüm de öyledir benim. Biraz muhafazakâr bir ailede yetiştim ben. Farkında olmadan onu kendi ailemde devam ettiriyorum. İyi mi yapıyorum kötü mü yapıyorum onu da bilmiyorum.
OSMANCIK: Gönül Hanımla ilişkileriniz de Avrupa Yakası’ndaki İfo ile olduğu gibi mi?
ÖZCAN: Aynı, birebir aynı, hiç fark yok. Orada ne görüyorsanız aynısını yaşıyoruz. Hatta zaman zaman şüphelenirim. Gülse bizim eve gelip de bizi mi gözetliyor diye. Çok iyi bir gözlemci, çok iyi bir şekilde kişilerin dilini biliyor. Kişilere göre kaç değişik karakter var, bütün bu karakterlerin ağzına göre laf yazıyor. Yaptığı iş çok zor, herkesin karakterine göre ayrı ayrı yazıyor.
OSMANCIK: Çok oturan bir dizi oldu çok beğeniliyor severek izliyoruz ve çok gülüyoruz. Bu başarının sırrı ne ?
ÖZCAN: Severek oynuyoruz tabi, orada ikinci bir ailemiz oluştu. Hepimiz gerçek bir aile olduk. Ata, Gülse, Hümeyra hepimiz sanki bir ailenin fertleriyiz. Uyum var aramızda. Allah bozmasın ağzımızın tadını. Uyum diyelim, senaryo çok başarılı.
OSMANCIK: Siz nelere gülersiniz, kendinize gülüyor musunuz meselâ?
ÖZCAN: Ben çok gülen bir insan değilimdir. İşte gördüğünüz gibi. Hatta hiç gülmem.
OSMANCIK: Ama çok güldürüyorsunuz.
ÖZCAN: Çok güldürme iddiam da yok. Görevimi yapıyorum. Öyle ağzından bal akan bir insan da değilim. Şimdi bizde bütün yeni dizileri seyrediyoruz. Ne yapmışlar bakalım değil mi? Meselâ kendimizi seyretme imkânımız çok az oldu. Yaz boyunca tekrarlardan seyrettik kendimizi.
OSMANCIK: Sinemayı sever misiniz?
ÖZCAN: Ben sinemayı başından beri hiç sevemedim. Belirli bir ölçüsü olmayan bir ilişki gibi geldi bana. Biraz da insanların birbiri ile olan ilişkileri pek tutarlı gelmedi bana. En kötüsü de zaman mefhumu yok. Bir de benim çok yabancı olduğum bir teknik. Benim tiyatroyla eş değer de değil. Sevemedim işte. Ben onu sevmediğim için o da beni sevemedi. Tiyatroda seyirci ile göz gözesiniz. Anında verdiğinizi anında alma imkânınız var. Sinemada bu yok. Buna rağmen yine de 20- 25 filmde oynadım.
OSMANCIK: Şişli’nin geçmişten günümüze değişimi için ne diyeceksiniz?
ÖZCAN: Şişli maalesef bütün gayretlere rağmen özelliklede tiyatroda biraz kalite kaybetti. Biz eskiden orada çalışırken daha bir asil havası vardı Şişli’nin. Mustafa Sarıgül çok sevdiğim bir belediye başkanıdır. Çok da çalışkan, fakat Şişli biraz ihmale uğradı galiba. Daha çok yoğunluk Topağacı, Teşvikiye Nişantaşı’nda oluyor. Oraları ele alındı, güzelleşti, Şişli ise çok ihmal edildi.
OSMANCIK: Ama oradakiler dernekleşti. Semtlerini güzelleştirmek için ellerinden geleni yapıyorlar.
ÖZCAN: Şişlililer niye böyle bir şeyler yapmıyorlar. Neden böyle duyarsız davranıyorlar? Şişli, yeniden eskiden olduğu gibi bir sanat merkezi haline dönüştürülebilir, bir tiyatrolar sokağı oluşturulabilir. Bizim eski tiyatronun bir kültür merkezine dönüştürülmesi için ben bir öneride bulunmuştum belediyeye. Orası belediyenin ama dikkate alınmadı. Senelerce orada tiyatro yaptık. Bu önemli bence. Orası yaşatılmalı.
OSMANCIK: Devletin desteği var mı tiyatrolara?
ÖZCAN: Vermesine veriyor da, biz de öyle çok zengin bir devlet değiliz ki, ama olacağız inşallah. İşte kendi verebildiğince yardımda bulunuyor. Ama verilen para iki haftalık tanıtım parasıdır, reklâm tanıtımı bunlar çok para tutuyor hele sezon başında dekora, tanıtıma muazzam paralar gidiyor. İşte sadece 2-3 hafta onu kullanabiliyoruz, ondan sonra çalış babam çalış.
OSMANCIK: Bundan önceki oyununuz Kiralık Daire beklenen ilgiyi gördü mü?
ÖZCAN: Çok şükür gördü, bir tekrardı yine de beklenen ilgiyi gördü. Bütün şartların ters olmasına rağmen meselâ ramazan falandı.
OSMANCIK: Eski ramazanlar farklıydı değil mi?
ÖZCAN: Eskiden ramazanlarda bir eğlence vardı. O zaman ramazanlarda tiyatrolara çok seyirci gelirdi. Şimdi ramazan bayramını tatil diye değerlendiriyor insanlar. İstanbul’da insan kalmıyor ki bayramlarda. O yüzden geç başlamaya karar verdik. Ramazan sonrasını uygun gördük perde demek için.
OSMANCIK: Bizin talebeliğimizde tiyatro çok önemliydi. Hatta tiyatroya gitmek bir ayrıcalıktı.
ÖZCAN: Bizim talebeliğimizde de Salı günleri dram tiyatrosunun talebe günleriydi. Perşembe günü de komedi tiyatrosunun talebe günü olurdu. Böyle etkinlikler vardı, bütün talebeler için o günün bir önemi vardı. Hepimizin eli ayağı titrerdi, gayet anlayışlı, görgülü, kültürlü seyircilerimiz vardı, çok heyecanlanırdık onların karşısında. Şimdi çok kolaya alıştık, tembelleştik. O zamanki 10 seyirci yerine şimdi 3 seyirci zor geliyor.
OSMANCIK: Sebep biraz da ekonomik olabilir mi?
ÖZCAN: Tabii 5 kişilik bir aile gelse 100 milyon TL verecek, yani neredeyse bir haftalık mutfak masrafı ama biletleri aşağı çekmenin imkânı yok. Biz bunların bilincindeyiz ama çok zor. Salon 150 kişilik. 20 kişilik bir kadro ile çalışıyoruz. Bunun geçimi, yemesi, içmesi, telefonu elektriği. Masrafın karşılanması zor, ancak dışarıda kazan sonra buraya yatır.
www.sanatalemi.net
Okunma Sayısı :
946
02 Nisan 2008