Selim Türkoğlu ile Hat Sohbeti
Mehmet Nuri YARDIM
Son senelerde klâsik Türk sanatlarına büyük bir ilgi gözleniyor. Gençler geleneğe dayalı sanatlara büyük bir rağbet gösteriyorlar. Birbiri ardından hat, ebru, tezhip ve minyatür kursları açılıyor. Açılan kurslar her yaştan meraklılar, özellikle gençler ile doluyor. Ancak bu alanlarda öğrencilere yardımcı olacak eserlerin sayısı çok fazla değil. İşte Hattat Selim Türkoğlu'nun kaleme aldığı ve yeni yayımlanan “Rûhî Hendese” adlı eser, bu alandaki boşluğu dolduruyor. Eskilerin “Hüsn-i hatt, cismânî âletlerle ortaya çıkan rûhî bir hendesedir.” târifine uygun olarak kitaba “Ruhî Hendese” adını veren hattatımız hem Hat sanatının tarihçesini anlatıyor, hem de çeşitli yazı türleri üzerinde örnekler vererek duruyor. Hat sanatının tarihi seyri içinde gelişen Sülüs, Nesih, Talik ve Rik’a türleri meraklılarına açıklamalı bir şekilde târif ediliyor. Ayrıca hat malzemeleri geniş bir şekilde kitapta yer buluyor. Kitapta hayatları, eserleri ve Hat sanatına hizmetleri dile getirilen hattatlar arasında, Yakut Musta'sımî, Hasan Rıza Efendi, Hulûsi Efendi, Mustafa Halim Efendi, Hasan Rıza Efendi gibi hattatların meşkleri kitapta dikkat çekerken, İbn Mukle'den iki yıl önce kaybettiğimiz Şeyhülhattatin Ali Alparslan'a kadar büyük hattatların hayatları ve sanat çalışmaları ile eserleri üzerinde ayrıntılı olarak duruluyor.
Cağaloğlu’nda atölyesi bulunan ve öğrenci yetiştiren Hattat Selim Türkoğlu ile hem titizlikle hazırladığı eseri hem de hat sanatı üzerine konuştuk.

YARDIM: Efendim, hat sanatı ile meşguliyetiniz ne zaman başladı, lütfen anlatır mısınız?

TÜRKOĞLU: Zannediyorum bu insanın fıtratıyla alakalı bir hadise. Çünkü hat sanatından ve yaşayan hattatların varlığından bile haberimin olmadığı çocukluk çağımda kendimce bir şeyler yazar çizerdim. Elime geçen tebrik kartlarındaki yazı örneklerini kopya ederek çalışmalar yapardım. Fakat gerçek anlamda hat sanatıyla tanışmam, 1978 senesinde İstanbul’a geldiğimde yaşayan hattatların varlığından haberdar olmamla başladı. Tabiî o günün şartları gereği İstanbul’da fazla kalamadım. 1987’de tekrar İstanbul’a gelişimle, daha evvel uzaktan tanıdığım hat sanatıyla yakından ve fiilen tanışarak hizmete talip oldum. Bildiğiniz gibi bu hizmet halen devam ediyor.

YARDIM: İlk hocalarınız kimlerdi, kimden icazet aldınız?

TÜRKOĞLU: Benim hat sanatı meşketme sürecim, Hattat Yusuf Sezer Bey’in samimi ve sıcak teşvikiyle başladı. Bilahare merhum Hattat Ali Rüştü Oran Bey’le devam etti. 16 şubat 1998 tarihinde kaybettiğimiz Ali Rüştü Bey, son devrin iki büyük hat üstadı olan, önce Mustafa Halim Özyazıcı’dan meşketmiş, hocasının ani vefatının ardından Hamid Aytaç Bey’e devam ederek icazetini ondan almıştır. Merhum Ali Rüştü Bey ihtiyarlığını ve artık faydalı olamadığını beyan ederek beni Hattat Ali Selçuk Erkurt Bey’e gönderdi. Meşk sürecim bu şekilde sona erdi. İcazetimin altında Hattat Ali Selçuk Bey’in, merhum Hattat Ali Rüştü Bey’in ve merhum Hattat Saim Özel Bey’in imzaları vardır. Allah (cc) hepsinden razı olsun.

YARDIM: Hat sanatını merak edenlere ve bu sahada yetişmek isteyenlere tavsiyeleriniz neler olabilir?

TÜRKOĞLU: Hat sanatı gönül işidir. Âdeta sabır mektebidir. Her sanat gibi, hattatlık sanatı da öncelikle yaratılıştan gelen kabiliyete dayanır. Ancak bu kabiliyet bazılarında uyanık halde, bazı kimselerde ise uyku halinde olur. Uykuda olanları harekete geçirmek için güzel örnekler göstermek bazan yeterli olduğu halde, bazan da zamana bırakmak ve yavaş yavaş uyandırmak gerekir. Yazıyı ehlinden öğrenmek, kabiliyetin kısa zamanda inkişaf etmesine ve kısa yoldan kemale ermesine vesile olur. Zira yazı, hocanın taliminde gizlidir.
Hattat, sanatında haris olmalıdır. Sanatta muvaffakiyetin şartı olan hırs ve azmi layıkıyla devam ettirebilmek için, kibri yok etmek gerekir. Azim ve kibir birbirinin düşmanıdır. Birinin olduğu yerde diğerinin olması mümkün değildir. Kibir, nefsi gurura ve aldanmaya sevk eder. Hatalarını görmesine engel olur. Hattat kibirli olamaz, kibirli insan da hattat olamaz. Çünkü güzel yazıda fıtrat gibi bir temizlik vardır. Bu temizliğe kibirli vicdanlar ve bozuk ruhlar el süremez.
Hattat, yazıyla sürekli meşgul olmalı, çok yazı yazmalıdır ve çok yazı mütalaa etmelidir. Çünkü yazı, çok yazmakla tekâmül eder. Hat sanatı için söylenmiş “Sen ona tamamını vermezsen, o sana bir parçasını vermez.” sözü ne kadar manidardır.
Ve yine hattat olan kimse, kendini Allah’a vermeli, amellerinin hakiki müşterisi olarak O’nu seçmeli, ne yazarsa O’nun adını yüceltmek ve rızasını kazanmak için yazmalı, kendini ve yazılarını putlaştırmamalıdır. Her üstünün üstünde yine bir üstün olduğunu unutmamalıdır.

YARDIM: Hat sanatının bizim kültürümüzdeki ve sanat dünyamızdaki yeri nedir?

TÜRKOĞLU: Hat sanatı bizim kültürümüzün temel taşlarından birisidir. Öyle ki geçmişe dönüp baktığımızda, bulunduğumuz veya geçtiğimiz her yere, izimizi ve nişanımızı hat sanatının nadide örnekleriyle bırakmışız. Binaenaleyh hat sanatı, yeri herhangi bir şeyle doldurulacak sanat değildir. Buna rağmen hat sanatı bugün hak ettiği veya olması gereken yerde midir? Hayır değildir. Halbuki inanıyor ve iddia ediyorum ki, hat sanatı bizi ve kültürümüzü bütün dünyaya, yalnız başına bile tanıtabilecek bir değerimizdir. Peki yapılması gereken nedir? Devletin ilgili birimleri, belediyeler, sivil toplum kuruluşları, sadece bir şeyler yapmış olmak için değil de, konuyla daha ciddi ve sanatın geleceği açısından daha gerçekçi bir gayret sergilemeleri gerekmektedir. Kısacası hat sanatının geleceği için verilmesi gereken mücadelenin, sadece üç beş hattatın kişisel gayretleriyle sınırlı kalmaması gerekir.

YARDIM: Siz zaman zaman yurt dışında da sergi açıyorsunuz. Oralardaki alakadan memnun musunuz?

TÜRKOĞLU: Yurt dışında hat sanatına karşı ciddi bir ilginin olduğu söylenebilir. Özellikle Avrupa ülkelerinde bu ilgi çok daha farklı. Sanata bakış açıları yaklaşımları ve yorumlamaları pek alışık olmadığımız türden. Avrupa’nın muhtelif noktalarında açmış olduğum sergilerde bunu yakinen gördüm. Ben bunu mesafe katetmek olarak değerlendiriyorum.Teknolojide uyumadıkları gibi sanat alanında da uyumamışlar anladığım kadarıyla. Genel anlamda böyle olmakla beraber, özellikle hat sanatına gösterdikleri sıcak ilgi beni çok etkiledi. Bunu bizatihi yaşadığım için, bir gerçeğin altını çizmek istiyorum. Bilinçli veya bilinçsiz olmak arasındaki farka dikkat çekmek istiyorum. Birçok şeyi İslâm toplumuna borçlu olan Avrupa insanının bugünkü hâli ile, dünyaya medeniyeti öğreten ve sanatta zirveyi yakalayan İslâm toplumunun bugünkü hâli arasındaki uçurumu görmezden gelmek gafletimizi gösterir.
Aslında İslâm’a karşı çokta hoşgörülü olmayan bu insanların, yine İslâm sanatlarından olan hat sanatına karşı yoğun ilgi göstermeleri, bence sanata ideolojik yaklaşmamalarından kaynaklanan bir hadise. Sanata, sadece sanat mantığı ile bakmadıkları, sanatta kalite aradıkları ve hatta kendilerinin bile bir anlam veremediği bir çok şeyi hissettikleri kanaatindeyim. Çok yabancısı olmalarına rağmen, hat eserlerine bakarken büyülendiklerini ifade etmeleri, birer ikişer alıp mekânlarının duvarlarını süslemeleri bu kanaatimi doğrulamaktadır.

YARDIM: Gelelim sizin Ruhî Hendese isimli eserinize. Bu kitap düşünce olarak ne zaman doğdu, hazırlıklara nasıl başlandı? İsmi biraz ilginç, lütfen izah eder misiniz?

TÜRKOĞLU: On seneyi aşkın bir zamandır düşünüyor olmakla beraber doküman topluyordum. Kafamda böyle bir düşüncenin doğuş sebebi, öncelikle hat sanatını tanımak ve öğrenmek isteyen insanların elinin altında böyle bir eserin bulunmasının gerekli olduğunu hissetmemdir. Sanatın sadece kitaptan öğrenilmesinin mümkün olmayacağının bilincindeyim. Sanat hocasız öğrenilmez. Lâkin talebe açısından bakıldığında, hoca eğitiminin yanında, istifade edilecek bir kitaba bugün ihtiyaç olduğu kanaatindeyim. Diğer sanatlar içinde bu geçerli.
Uzun zamandır üzerinde çalıştığım ve Allah’ın yardımıyla, kendi imkânlarımı zorlayarak neşrettiğim kitap; muhatabını teferruatta boğmadan, kısa, öz ve yeteri kadar bilgi sunan, sanatın hem teorik hem pratik yönünü izah eden, hacim olarak küçük fakat içerik olarak doyurucu, kısacası hüsn-i hat deryasına kulaç açmak isteyen adaylara kılavuzluk yapacak bir kitap özelliği taşımaktadır.
Eski üstadlar hat sanatını, “her ne kadar cismani aletlerle icra ediliyor olsa da, aslında ruhmî bir hendesedir” diye tarif etmişler. Yani matematiğin, mühendisliğin ruhî olarak tezahür etmesi. Biz de bu veciz tariften ilham alarak kitaba “Ruhî Hendese” ismini verdik. Gerek hat kursiyerlerinin ve gerekse hat sanatına gönül veren insanların kitaba olan yoğun ilgisi düşüncemde beni haklı çıkarmıştır. Gayet tabiî gelen görüş ve talepler doğrultusunda, varsa - ki illa vardır- eksiklikleri gözden geçirerek kitabın yeni baskılarını düşünüyorum.

YARDIM: Başta hat sanatı olmak üzere son yıllarda geleneksel sanatlarımıza gösterilen büyük teveccühü nasıl karşılıyorsunuz?

TÜRKOĞLU: Mecrası değiştirilmiş ırmağın, tekrar ilk mecrasını bulması gibi bir şey. Hüsn-i hat sanatının, Osmanlı’nın elinde zirveye ulaştığı bir gerçektir. Hat sanatını bu seviyeye getiren bu toprağın insanlarıdır. Her ne kadar insanımız son asırda Kur’an yazısından kopartılmış ve ilgisiz kalmaya zorlanmışsa da, bugünkü ilgi dünden daha fazla. Ümit ediyorum yarınki ilgi de bugünden ziyade olacak. Sel yerinden kum eksik olmaz demişler. Bu böyledir. Benim sıkıntım hat sanatına ilgisizlik değil zaten. Bilinçsizlik. Sıkıntı burada.
Sizin de bahsettiğiniz gibi son yıllarda geleneksel sanatlarımıza karşı yoğun bir ilgi var. Bu beni ümitlendiriyor. Gerek bazı kurumlarda, meslek edindirme kursları çerçevesinde hat sanatı derslerinin de veriliyor olması, gerekse hattatlarımızın kendi çaplarında gösterdikleri azami gayret takdire şâyândır. Gençlerimiz bu ilgilerini sonuna kadar devam ettirmeli. Bilinçli bir şekilde azim ve gayretle çalışmalıdırlar. “Kur’an-ı Kerim en güzel İstanbul’da yazıldı.” sözünü dünyaya kabul ettiren dedelerimizin torunları olarak, bu sözün hâlâ geçerli olduğunu icraatlarıyla göstermelidirler.

Hattatımızla irtibat için: 0 (212) 514 61 25 E mail: selim@hattatselim.com

Hattat Selim Türkoğlu
1960 Erzincan-Refahiye doğumlu. 1980’li yıllarda Hattat Ali Rüştü Oran’dan başladığı hüsn-i hat meşkini, bilahare Hattat Ali Selçuk Erkurt’tan bitirerek 1990’da Sülüs ve Nesih yazılardan icazet aldı. İcazetinde Hattat Ali Rüşdü Oran’ın, Hattat Saim Özel’in ve Hattat Ali Selçuk Erkurt’un imzaları vardır. Ta’lik yazıda da Hattat Prof. Ali Alparslan’dan istifade etti. 1990 yılında Fatih’te açmış olduğu hüsn-i hat atölyesini, 2004’de Sultanahmet’e taşıyarak bir sanat evine dönüştürdü. “Galeri Ser” isimli sanat evinin bünyesinde hüsn-i hat ve tezhib dersleri de verdirilmektedir.
Hüsn-i hat dalında Kültür Bakanlığı’ndan ödül aldı. Yurt içinde ve yurt dışında yirmiden fazla sergi açtı.GESAM (Türkiye Güzel Sanat Eseri Sahipleri Meslek Birliği) üyesi olan sanatçı 2002 de Avusturya İslâm Federasyonu’nun davetlisi olarak Viyana’da “Osmanlı’da Hüsn-i Hat Sanatı” konulu bir konferans verdi. Şimdiye kadar yaklaşık 800 esere imza attı. Selim Türkoğlu halen sanat faaliyetlerini devam ettiriyor.

www.sanatalemi.net


 Okunma Sayısı : 1541         02 Nisan 2008