Karacaoğlan Bir Sevgi Adamıdır
Ahmet Özdemir: “Karacaoğlan Bir Sevgi Adamıdır”

Mehmet Nuri Yardım
Yazarımız Ahmet Özdemir Türk edebiyatına çok ciddî hizmetler eden ve âdeta sağlığını tehlikeye atarcasına bu konuda derin çalışmalara yönelen gönlü zengin bir kültür ve sanat adamıdır. Şairliği, hikâyeciliği ve deneme yazıları şüphesiz onun sanatkâr yönünü teşkil ediyor. Ama bir de araştırma, inceleme, biyografi ve monografi çalışmaları var ki, bunların sayısını sorsanız belki kendisi de bilemeyecektir. Bugüne kadar Türk edebiyatına dâir özellikle halk edebiyatı hakkında binlerce makale yazmıştır. Radyo ve televizyon programları yapmıştır. Türkiye’de ulaşabildiği bütün ozanlara sahip çıkmıştır. Âşıklarımız için, Feyzi Halıcı ve merhum Gültekin Samanoğlu ile birlikte yurdun muhtelif şehir ve ilçelerinde yüzlerce program yapmıştır.
Âşık Veysel'in hemşehrisi olan yazarımız hakkında köşemde bir yazı yazmıştım. Orada da bütün cepheleriyle kendisini anlatabildiğimi iddia edemem. Ama Ahmet Özdemir Bey’in halk edebiyatımıza vurgun olduğunu söylemekle yetineyim şimdilik. İşte sadece halk edebiyatı dalındaki eserleri: Folklor Penceresi, Cönklerden Günümüze Halk Şairlerimiz, Eşref Bey Hikâyesi, Halk Hikâyeleri Geleneği, Şarkışlalı Serdarî, Şarkışla ve Çevresi Halk Ozanları, Âşık Cafer, Âşık Hudaî, Kelkitli Âşık Serdarî, Sefil Selimî. Yazarımızın bu sene bir çok kitabı yayımlandı. Son olarak büyük halk ozanımız Karacaoğlan hakkında önemli bir eseri günışığına çıkardı. Karacaoğlan kitabı, Bordo Siyah Yayınları’ndan okuyuculara ulaştı. Biz de yazarımızla doğumunun 400. yılını kutladığımız Karacaoğlan merkezli bir mülâkat gerçekleştirdik.

YARDIM: Geçen ay bir sanat dergimizde “Uluslar arası Karacaoğlan Şelale Şiir Akşamları’nın Düşündürdükleri” başlıklı güzel yazınızı okuduk. Bu yıl Karacaoğlan’ın 400. doğum yıldönümü. Siz zaten yıllardan beri Türkiye’deki bütün ozanları bir araya getiren, onlara destek olan bir kültür ve edebiyat adamısınız. Sizin de Karacaoğlan hakkında geçenlerde güzel bir eseriniz de yayımlandı. Sanırım bir sempozyum yapıldı, bir yarışma düzenlendi ve ödüller verildi. Lütfen özetler misiniz, bu yıl Karacaoğlan için Türkiye’de ve Türkiye dışında neler yapıldı?

ÖZDEMİR: Her şeyden önce, ilginize, şahsıma ve konuya karşı gösterdiğiniz teveccüh ve iltifata teşekkür ederim. Bu yıl Karacaoğlan’ın dört yüzüncü doğum yılıydı. Türk devletlerinin bir çoğunda görkemli etkinlilerle kutlandı. Tarsus Belediye Başkanlığı’nın düzenlediği Uluslararası Karacaoğlan Şelâle Şiir Akşamları bünyesinde “Karacaoğlan’nın 400 üncü Yılı münasebetiyle bir Sempozyum yapıldı. Yurtiçinden ve dışından ondört araştırmacı, yazar, bilim adamı Karacaoğlan’ın çeşitli yönlerini anlatan bildiriler sundular. Sempozyum dışındaki şairlerin ve âşıkların katıldığı şiir programlarında Karacaoğlan’nın 400 yılı vurgulandı. Arkasından Türk Dünyası Araştırma Vakfı Süleymaniye Kürsüsü toplantılarından birini Karacaoğlan’a ayırdı. Bunun dışında Karacaoğlan için bir şey yaptığımız söylenemez.. Radyolar, televizyonlar programlarında yayınladılar, şarkıcılar, türkücüler Karacaoğlan türkülerini, şiirlerinden bestelenmiş şarkıları söylemeyi sürdürdü. Ama, onun dört yüzüncü yılı olduğundan habersizdiler, ilgisizdiler.
Ben naçizane, “Dört Yüzüncü Yılında Karacaoğlan” adıyla bir kitap yayınladım. Bordo Siyah Yayınları arasında çıktı. Kitabın ilk yüz sekiz sayfasında Karacaoğlan’ın hayatı ve sanatına ilişkin bilinen ve bilinmeyen yönlerini içeren araştırmalarım, sonraki iki yüz sayfada da Karacaoğlan’ın varsağı, koşma ve destanlarından örnekler aldım, açıklamaya muhtaç yönleri varsa onları açıklamaya çalıştım.
Karacaoğlan’ın dört yüzüncü yılı, Mayıs ayında Türkmenistan’da kutlandı. Başkent Aşkabat'ın merkezindeki parkta, Karacaoğlan heykelinin açılış töreni yapıldı. Türkmenistan Kültür Bakanı Enebay Atayeva ve Türk Dünyası Yazarlar ve Sanatçılar Vakfı Başkanı Yahya Akengin tarafından açılışı yapılan törene, Türkmenistan Meclis Başkanı Övezgeldi Atayev, Türkmenistan, Dışişleri Bakan Raşit Mededov ve Türkiye, ABD, Çin, Pakistan ve Almanya'dan gelen bilim adamları, şairler, sanat ve edebiyat öğrencileri katılmıştı. Bu arada etkinlikler için gittiğim Tarsus’ta kaldığım üç günlük süre içinde, ne sempozyumda, ne âşıklar ve şairlerin programlarında, Tarsus Kaymakamı’nı bile görmediğimi söylemek istiyorum. Türkmenistan’da yapılan konuşmalarda, Anadolu'nun taşının toprağının Karacaoğlan koktuğu, şimdi Türkmenistan sahralarında da Karacaoğlan'ın eserlerinin dolaştığı belirtilmişti.
Devlet Başkanı Saparmurat Türkmenbaşı, Kültür Bakanı Atayeva tarafından okunan mesajında, Oğuz Han geleneğine sahip çıkan Karacaoğlan'ın, Türkmen dilinin korunmasına ve edebiyatının geliştirilmesine de büyük katkı sağlandığını ifade etmişti. Türkmenistan’da, Karacaoğlan’ın orada doğduğu, sonradan Türkiye’ye gittiği görüşü kabul görmekte. Sokaklardaki resimleriyle, yakalardaki rozetleriyle, televizyonlardaki programlarıyla, gazetelerdeki haber ve yazılarıyla, Türkmenistan’ın her yerinde Karacaoğlan var. Şiirleri bestelenmiş; tiyatro eserleri yapılmış. Bir tiyatro eseri, Karacaoğlan’ın “Dört yüz yıl sonra doğduğum yere döndüm,” sözleriyle sona eriyor.

YARDIM: Önce şunu sormak istiyorum. Karacaoğlan’ın Türk edebiyatındaki, halk şiirimizdeki yeri nedir? Ozanlarımız arasında öne çıkan özellikleri nelerdir?

ÖZDEMİR: Karacaoğlan’ın da halk edebiyatımızın âşık geleneği içinde ayrıcalıklı bir yeri var.. O bir sevgi adamı. Doğa ve insana karşı duyulan sevgiyi, halkın yüreğine öyle bir işlemiş ki, dört yüz yıldan bu yana eskimemiş, unutulmamış, değerinden bir şey yitirmemiş. Dilindeki yalınlık, anlatım, anlam ve âhenk gücü, benimsenmesini, sevilmesini sağlamış. Karacaoğlan, kendisine özgü anlatımıyla, canlı ve içten anlatımıyla, hayatı algılamasıyla, dört yüz yıldan beri halk şiiri geleneğinin doruğunda kalmış.
Karacaoğlan, XVII. yüzyılda yaşamasına, şiirlerinin cönklerde kayıt edilmesine, türküleri dilden dile, telden tele Türkiye sınırları içinde ve bütün Türk yurtlarında söylenmesine, yaygınlaşmasına rağmen, aydınlar tarafından 1914’ten sonra tanınmaya başlamış. Yazılarında Karacaoğlan’ı anan ve ilk şiirini yayınlayanlar arasında Fuad Köprülü, Ali Rıza Yalgın, Esat İleri, Besim Atalay, Sadettin Nüzhet Ergun gibi isimleri sayabiliriz. Daha sonraki yıllarda, Cahit Öztelli, Ahmet Kutsi Tecer, Mujgan Cumbur, Mustafa Necati Karaer, Saim Sakaoğlu gibi kişilerin emeklerinden söz edebiliriz.

YARDIM: Karacaoğlan Türkiye’de olduğu gibi Azerbaycan, Kerkük, ve diğer Türk ülkelerinde de tanınıyor mu, okunuyor mu?

ÖZDEMİR: Elbette. Türkmenistan’dan söz ettim. Tarsus’taki Sempozyum’da Azerbaycanlı Doç. Dr. Makbule Muharremova’nın bildirisi “Rus Dilinde Karacaoğlan” başlığını taşıyor ve Rusya’da yayınlanmış Karacaoğlan şiirlerinden örnekler içeriyordu. Yine Azerbaycanlı bilim adamlarından Doç. Dr. Nezaket Hüseyinkızı ve Doç. Dr. Tamilla Aliyeva’nın bildirileri Karacaoğlan ve Molla Penan Vağıf’ın mukayesesini ve Karacaoğlan’ın Azerbaycan’daki yaygınlığını anlatıyordu. Ege Üniversitesi’nden Feyyaz Sağlam, Balkanlar Kültüründe Karacaoğlan’nın Yeri” konulu bir bildiri sundu. Aşık Şeref Taşlıova, “Atayurttan Anayurda” başlığı altında gezdiği Türk ülkelerinde Karacaoğlan’ın izlerini anlattı. Nahçıvan Özerk Üniversitesi’nden Doç. Dr. Galibe Hacıyeva “Karacaoğlan Yardımcılığında Azerbaycan Türk Dialektizmleri “ konulu bildiri verdiler. Doç. Dr. Tudora Arnaut, Gagauz aşıklık geleneğinde Karacaoğlan’nın izlerini anlatmaya çalıştı.
Aslında Türk halkı bir çok Karacaoğlan’dan bir Karacaoğlan var etmişti. O Karacaoğlanlardan biri de Rumelili Karacaoğlan’dı.

YARDIM: Karacaoğlan daha çok bir aşk şairi olarak tanınıyor. Acaba sadece bu temi mi işlemiştir ozanımız. Yoksa onun şiirlerinde başka konular da var mıdır? Tabiat, kahramanlık, tasavvuf vs. Ne dersiniz?

ÖZDEMİR: Umumiyetle Karacaoğlan aşk şairi. Şiirlerinin büyük bölümü beşeri aşkı anlatan şiirler. Hayatı üzerine koşulan hikâyeler, efsaneler sevda üzerine. Ama, içinde yaşadığı ortamın ve toplumun problemleri karşısında bütünüyle ilgisiz kaldığı söylenemez. Yaşadığı dönem, Osmanlı toprak ve toplum düzeninin bozulmaya başladığı; gücüne göre herkesin bir yerleri kapıp mülk edinmenin yollarını aradığı; halkın ve köylülerin ekonomik güçsüzlükler içinde kıvrandığı bir dönemdir. Yukarıda da sözünü ettiğimiz gibi, Osmanlı toplum düzeni, halktan yana özelliklerini kaybetmeye başlamıştır. Bu durum en çok göçebeleri baskı altına almakta; sıklıkla yer değiştirme, sürgün olayları yaşanmaktadır. Osmanlı Toplumunun artmakta olan toplumsal çözülüşünün izleri Karacaoğlan’ın şiirlerinde vardır.
“Ustalar yapıyı tersinden yapar
Esnaflar işine hileler katar,
Zamane kadısı altına tapar
Şimdiki beylerin sazı çalınmaz”
demekte ve “Az rüşvet versen de o da alınmaz” diye eklemektedir. Bu çökmeye başlayan sosyal düzenin habercisi.
Karacaoğlan, kimi şiirlerinde düzenden yakınırken, kimi şiirlerinde Tanrı’nın adâletine sığınmayı yeğlemiş.
Bu dünyada adam oğluyum dersin
Helâli haramı durmayıp yersin
Yeme el malını er geç verirsin
İğneden ipliğe sorulur bir gün
Zenginleri eleştiren şiirleri de var: “Rağbet kalmadı hiç yoksula bayda” diyor. “Kardaştan kardaşa fayda yoğ imiş” diye yakınıyor. Haksızlıklara karşı eleştirilerine, yakınmalarına karşın, iyimser bir kişi. Kötülüklerin, kara günlerin geçici olduğuna inanıyor:
Nâçar Karacoğlan nâçar
Pençe vurup göğsün açar
Kara gündür gelir geçer
Gamlanma gönül gamlanma
dizeleri bunun örneği. Öte Karacaoğlan bir tasavvuf şairi değildir; ama az da olsa tasavvuftan etkilendiği söylenebilir.. İlerlemiş yaşlarında olsa gerek, bu dünyanın bütün güzelliklerinin yanında Cenneti de istemeye başlamış. Sık sık Tanrı’nın bağışlayıcılığına sığınıyor. Kıyâmeti, hesap günü olarak tekrarlıyor:.
Bir şiirinde, “Hakk’ın dîdârını görmek dilerim” diyor. “Tanrı kelamını her dem söyleyen / İdris Cennet’tedir Mûsâ Tûr’dadır “ diye peygamberlerden söz ediyor. “Dert Allah’tan gelir imiş” derken kadare dikkat çekiyor. “Üryân geldim ise üryân giderim / Ölmemeğe elde fermânım mı var” derken ölüm üzerine, “Kadir Mevlâ’m ben günahkâr kulunum / Defterim elimde dürülüp durur “ derken amel defterine, bir başka şiirinde Sırat Köprüsü’ne, bir başkasında da Beytullah’a dikkat çekiyor. Diyor ki:
“Ben değilim bunu kitap söyleyen
İnip aşkın deryâsını boylayan
Dilini tutmayıp gıybet eyleyen
Oruç tutup beş vaktini kılmasın”
Çukurovalı Karacaoğlan bu dünyanın fâniliğini bilir, İslâm dinine inanır. Ama bu dinin hangi mezhebinden olduğu belli değildir. Ancak, nasıl olsa sona erecek diye yas tutmak yerine, bu dünyayı doyasıya yaşamak yolunu seçer. Bu dünyada Tanrı’nın lütfettiği nimetlerin tadına vararak yaşamayı dünya görüşü hâline getirir. Bu nedenle, şiirlerinde “din” ve “dinsel inançlar” önemli bir yer tutmaz. Buna rağmen, halk ona, “ermiş”, “evliyâ” gözüyle bakmış, mezarı sanılan yerlerde adaklar adamıştır. Oysa, Karacoğlan’ın kendisine yakıştırılan bu dinsel sıfatlarla bir ilgisi yoktur.

YARDIM: Karacaoğlan hakkında bugüne kadar yapılan gerek akademik, gerekse özel çalışmaları yeterli buluyor musunuz, başka neler yapılabilir? Toplantılar, yarışmalar vs.

ÖZDEMİR: Karacaoğlan hakkında yapılan ve yapılacak Akademik çalışmaların sınırı çizilemez. Onun için yeterli mi değil mi sorusuna cevap vermek zor. Ama daha çoğu yapılmalı. Karacaoğlan eserleriyle yaşıyor. TRT repertuarında yüzün üzerinde türküsü var. Ama bunların ilk iki kıtası söylendiği için Karacaoğlan’ın olduğunu okuyan sanatçılar bile bilmiyorlar. Pek çok şiiri, türküsü, türkü kaynak kişilerinin sanılıyor, tapşırma dörtlükleri yani mahlasının geçtiği kıtalar bilerek veya bilmeyerek kullanılmıyor. İsim vermek istemiyorum. Günümüzde özellikle bozlaklar konusunda çok ünlü bir halk müziği kaynak kişisinin Internet ortamlarındaki şiir antolojilerine giriniz. Karacaoğlan’nın, Dadaloğlu’nun, Ali İzzet’in veya başka âşıkların şiirlerinin bu halk türküsü okuyucusu veya nakilcisinin üzerinde kayıtlı olduğunu göreceksiniz. Bir kasıt var mıdır yok mudur, bilmiyorum. Ama gerçek budur. Yarınki nesillere lekeli miras bırakılmaktadır.
Karacaoğlan’nın dört yüzüncü yılı daha kapsamlı kutlansın, Karacaoğlan ağırlıklı konserler verilsin, TRT’de sayıları oldukça çok ve kaliteli Türk Halk Müziği programları yapılıyor. Bu programlarda Karacaoğlan da işlensin, anlatılsın isterdim. Öte yandan aydınlarımızın Karacaoğlan’a sahip çıkması için, onun katıksız bir başkaldırı ve belli bir mezhebin ozanı mı olması gerekir diye düşünmekten kendimi alamıyorum.
Karacaoğlan’ın çok geniş bir coğrafyası var. Bu coğrafya içindeki bütün iller, ilçeler, köyler “Karacaoğlan Bizim” diyorlar. Ama, bu sahip çıkmalar, sözde değil özde olmalıdır. Elbette, yarışmalar yapılabilir, çalışmalar desteklenebilir, yayınlanabilir. Teşvik ödülleri konulabilir. Kültür Bakanlığı sahip çıkabilir.

YARDIM: Karacaoğlan’ın şiirlerinden yola çıkarak onun karakteristik özelliklerinden söz eder misiniz? Nasıl bir yapıya, nasıl bir mizaca sahiptir bu ünlü halk ozanımız?

ÖZDEMİR: Karacoğlan, yaşadığı toplumun beğenilerine ayna olan bir şair. Bu nedenle, yaşadığı dönemde olduğu kadar, daha sonraki dönemlerde de halk tarafından çok sevilmiş. Türkmenlerin oldukça zengin olan geleneklerine, bir de “Karacoğlan geleneği” eklenmiştir. Karacaoğlan’dan bir şiir ya da türkü söyleyememek, Türkmenler arasında “ayıp” sayılmış. Günümüzde de Toros köylerinde bu anlayış var. Türküleri çığrıla çığrıla, Karacaoğlan üç yüz yıl halkın belleklerinde yaşamış, ancak bir yüzyıl önce yazılı kaynaklara geçirilmeye başlanmıştır.
Karacaoğlan, âşık tarzı şiir geleneğinin çok başarılı temsilcilerinden biri. Milletin söz sanatındaki gizli gücünün sembolü, diyebiliriz. Güzellemelerindeki nitelemelerin yanı sıra, onun canlı edâsı, içtenliği, dili olağanüstü yalınlıkla kullanıp hayranlık veren şiirindeki iç âhengiyle kendisinden sonra gelen âşıkları yönlendirmiş.
Karacaoğlan’ın dünya Türklüğü tarafından çok sevilmesinde, onun mertliğinin, sanatının inceliğinin, duygu ve düşünceleri halkın deyimlerini kullanarak duygu ve düşünceleri dile getirmesinin rolü vardır. Sanatıyla, yalınlığıyla, yiğitliğe övgüsüyle ve yaşama sevincine katkısıyla halkın malı olmuş.
Karacaoğlan’ın dili, XVII. yüzyıl Anadolu’sunun konuşma dili. Yunus’tan üç yüz yıl sonra, bu dilde ne değişti? Dinsel motiflerin etkisiyle yüzde beşlere bile ulaşmayan oranda Arapça ve Farsça kelimeler dile girmiş. Bunların çoğu, söyleniş bakımından Türkçe’ye uyarlanmış, Türkçeleşmiş. Yüzde doksan beşi, Türkçe. Halkın günlük yaşamda bu gün de kullandığı dil. Kelimelerin kimileri, bu gün de aydınların dilinde yok. Çünkü Karacaoğlan şehir, kasaba çocuğu değil, aşiret halinde yaşayan bir Türkmen çocuğu. Kullandığı sözcüklerin çoğu yöresel nitelik taşıyor. Süslemelerden, özentilerden uzak. Torosların ve Güney Anadolu Türkmenlerinin dili. Yalın ve arı. Göçebe yaşayışının zengin deneyimleriyle beslenmiş. Ses taklidi öğelerle anlatıma zenginlik kazandırılmış. Kaldı ki, usta bir ozan olan Karacaoğlan da bu Türkmen dilini daha da zenginleştirmiş. Yörenin deyimlerini atasözlerini şiirlerinde kullandığı gibi, bir çok deyimler de onun şiirlerinin yâdigârı olarak dil hazinemizde kalmış.
Karacaoğlan’ın dört yüz yıl boyunca, halkın sevgisinden bir şey kaybetmeden halkın gönlünde ve beyninde yaşamasının etkenlerinden birisi bu olsa gerektir. Karacaoğlan’ın şiirleri, “Türk insanının içliliğinin, duyma, düşünme gücünün, dünyayı görüşünün en iyi yansıtıcısıdır” diyenler, doğru söylemişlerdir. “Türkçe’nin gücü”, onun şiirlerinde açık olarak görülüyor.
Karacaoğlan, olağan üstü bir gözlemci, gördüklerini kendi iç dünyası ile harmanlayıcı ve dizelerini fırça olarak kullanarak gözlerimizin önüne doyulmaz güzellikte tablolar koyucudur.
Karacaoğlan şiirlerinde güzel anlatılmaz, güzelin resmi yapılır. Onun güzeli, kömür gözlü, sırma saçlı, ok kirpikli, ceylân bakışlı, ince sedef dişli, bal ve kiraz dudaklı, gül yüzlü, siyah zülüflü, mor belikli, tülü maya yürüyüşlü, güvercin duruşlu, keklik sekişli, kumru sesli, yayla çiçeği kokuşlu, usul boylu, püskürme benli, kınalı parmaklı, kadife şalvarlı, şal kuşaklı, ala gözlü, gümüş halhallıdır.
Fondaki doğayı gözlerinizin önüne getiriniz: En arkada dağlar ve karlı, gırcılı boranlı, etekleri ormanlı, çıplak tepeli, ala bulutlu, sulu sepkenli, mor sümbülü, yeşil ardıçlı yaylalar olsun. Görüntü bir az daha yakınlara gelsin: Bağlar ki reyhanlı, sarı çiğdemli, lâleli, menekşeli, nergisli, tomurcuk güllü olsun. Bir yanda, ovalar; görülsün, o ovalar ki kekik kokulu, çakır dikenli, kara çalılı ve yemyeşil otlarla bürünsün.
Belli ki yaz bahar aylarının geldiği demdir. Ilgıt ılgıt seher yellerinin estiği bu yemyeşil ovalarda ve yaylalarda Arap atları, tülü mayalar, akça cerenler, emlek kuzular, kınalı keklikler, çakır doğanlar, yavru şahanlar, telli turnalar, üveyikler, kırlangıçlar, turaçlar oynaşmaktadır. Göllerinde sığınlar, yâni benekli geyikler, ördekler, ağca kuğular yüzmekte, bahçelerinde kumrular, garip bülbüller ötmektedir.
Karacaoğlan’nın tabloları rengârenktir. Güzel, yeşilli allı atlas elbiseler, mavi mintanlar giyer. Sarı altın kemerli, altın küpeli, başı ibrişim bürümceklidir. Boyları, servi dalına, gül fidanına benzeyen, başlarına güller, nergisler takınan, ellerinde gül demetleri taşıyan bu elâ gözlü güzeller, kar gibi vücutları ile vahşi ceylânlara benzerler. Dudakları oğul balı ya da Frenk şekeri gibi tatlı, kiraz kırmızısıdır. Bunlar yeter mi? Karacaoğlan daha ayrıntılara girer: Başta üfleşen, uçacak gibi ince, beyaz, yeşil, al bir bürümcek. Omuzlardan bele dökülen, sırma siyah saçlar. Sürmeli siyah kirpikler, elâ gözler. Kaşlar yay gibi, ortası benli. Yanaklar al al, dudak kiraz misali, dişler inci dizisi. Püskürme siyah benler gerdana kadar serpilmiş; kulaklarda küpeler. Alnında, kaküller, yanakta kıvrım kıvrım zülüfler. Bel ince, gümüş kemerli, düğüm düğüm saçakları dökülen şal. Göğüsler gergin düğmeli, mintan mavi yeşil atlas ya da telli kemha. Şalvar ya da don mavili, allı morlu, kollar cıngıl cıngıl bilezikli, ayaklarda koncu kısık sarı çedikler ve daha başkaları.
Her ressama nitelik kazandıran renkler vardır. O renkleri çok kullanmasıyla anılırlar. Ya da renklerin ruh dünyalarındaki gizemleri, etkileri eserlerinde dışa vurur. Karacaoğlan şiir gibi resim, resim gibi şiirlerini yaparken hangi renkleri kullanmıştır?

YARDIM: Sizin Karacaoğlan isimli eseriniz de bu alanda büyük bir boşluğu doldurdu. Sanırım bu yıl içinde bu çapta başka Karacaoğlan kitabı yayımlanmadı. Bu çalışmanın hazırlık safhasından bahseder misiniz?

ÖZDEMİR: “Dört Yüzüncü Yılında Karacaoğlan” adlı kitabımın bu alandaki boşluğu doldurdu demeye teeddüb ederim. Haddim değil. Ancak küçük bir katkı diyebiliriz. Eskiden sanatçıların ölümlerinin sıfırlı ve beşli yıldönümlerinde radyoda anma programları yapılırdı. Karacaoğlan’nın dört yüzüncü yılı nedeniyle bir kitap hazırlama arzusu duydum. Altı ay çalıştım. Sonra bu kitabı yayınlatamama korkusu beni sardı. Hiçbir yayınevi basmasaydı, borçlanıp kendi imkanlarımla bastıracak ve ücretsiz dağıtacaktım. Çekinerek Bordo Siyah Yayınlarına teklif ettim. Bizim de bir hizmetimiz olsun, diyerek basmayı kabul ettiler. Sembolik bir fiyat koydular. Ancak Ekim başlarına yetişebildi. Gazetelerin kitap eklerinde duyuruldu mu, televizyonların kitap, okuma programlarında söz edildi mi diye sorarsanız, cevabım “Hayır” olacak. Kaldı ki, ben yıllarca gazetede “Kitap rafı” adlı köşemde bir çoğunu paramla aldığım binlerce kitabın tanıtımını yapmış birisiyim.
Elbette bu iş ayrı bir konu. Ama, okuyanlar beğendiklerini söylüyorlar. Üniversitelerden bilim adamı arkadaşlarım istiyorlar. Kitapçılardan satın alıp ulaştırmaya çaba harcıyorum.

YARDIM: Karacaoğlan ve diğer halk ozanlarımızı bugünkü nesillere nasıl tanıtabiliriz? Bu hususta yaygın medyaya, (gazeteler, televizyonlar, radyolar, dergiler, internet siteleri) görevler düşüyor mu? Neler yapılabilir?

ÖZDEMİR: Karacaoğlan ve diğer halk ozanlarının sırtından geçinenler, onların ekmeğini yiyenler, yedikleri ekmeğin onda bir hakkını verir, en azından eser sahibinin adını anarlarsa, yeni nesil daha iyi tanır, anlar. Türk milletin mayasında şairlik aşıklık vardır. Güncel bilgilerle uyuyan dev uyanır. Gazeteler ayda bir gün bir sayfalarını yaşayan, yaşamayan halk ozanlarına ayıramazlar mı? Televizyonlar, radyolar, diğer iletişim araçları benzer bir şey yapamazlar mı? Bunlar bizim insanlarımız. Geçmişten geleceğe birlik beraberliğimizin harçları, temelleri. İnsanlık yolunun öğretmenleri, aydınlatıcıları. Duygularımızı, dilimizi dünden bugüne taşıyanlar, yarınlara taşıyacak olanlar.

YARDIM: Halk edebiyatımızın sevdirilmesinde ve yaygınlaştırılmasında üniversitelerimize, Milli Eğitim camiasına ve sivil toplum kuruluşlarına ne gibi görevler düşüyor?

ÖZDEMİR: Milli Eğitim Bakanlığı, Kültür Bakanlığı, Özel Yayınevleri bu kişilerin şiirlerini kullanırlar. Resmi ve özel televizyonlara, radyolar, şarkılarını türkülerini yayınlarlar, Bir ay sonra 2007 yılına gireceğiz. 2007 yılının ilk altı ayında Aşık Ömer’in 300 üncü, Seyrani’nin 200 üncü, Köroğlu’nun 400 üncü, Dadaloğlu’nun 140 ıncı, Ruhsati’nin 175 inci, Aşık İlhamî’nin 30 uncu, Gevheri’nin 270 inci, Şah Hatayi’nin 520 inci, Aşık Şenliğin 175 inci, Kaygusuz Abdal’ın 610 ıncı Aşık Kemter’in 180 inci, Dertli’nin 235 inci, Minhaci’nin 145 inci doğum veya ölüm yıldönümleri var.
Bunların içinde ben kendi payıma Dadaloğu, Dertli, ve Gevheri’ye ilişkin birer kitap hazırladım, yayın sırasını bekliyor. 2007 yılı için Allah ömür verirse Seyrani, Ruhsati, Köroğlu ve Pir Sultan’ı kitap programıma aldım. Daha fazlasına gücüm yetmez. Ama imkan verildiği takdirde gücü yetecek çok arkadaşım var.
Kaldı ki, sivil toplum örgütlerinin ve belediyelerin üzerine de büyük görevler düşüyor. Bir festival modasıdır yaygınlaşıyor. Festival diye türlü maskaralıklara harcanan tüyü yetmediklerin parasını yörelerinin kültürlerine harcasalar, durum başka olur. Benim halk edebiyatı ve folklor alanındaki üniversitelerim Zamanın dejenere olmamış Halk Evlerinin yörelerinde yayınladıkları dergiler olmuştur.

YARDIM: Son olarak bu konuda vurgulamak istediğiniz hususlar var mı?

ÖZDEMİR: “Cihanârâ cihan içindedir ârâyı bilmezler / Ol mâhiler ki derya içredir deryayı bilmezler”
Herkes üzerine düşeni yılmadan yapacak. Elimize gecen her fırsatta, bu değerlerimizden söz edeceğiz. Ola ki, bir kişinin ilgisini çeker okur, onun da gönlünde sevgi tomurcukları acar. Geçen gün, Sanat Alemi’nde Ercişli Emrah’tan söz ettim. Bekledim birisinin ilgisini çeker mi diye. Bir yorum almadım. En azında karşı çıkan da olmadı diye kendimi teselli ettim. Elimden geldiğince devam edeceğim. Biraz evvel bir liste verdim. Bu o kişiler hakkında en az birer yazı yazacağım, imkan bulabilirsem birer toplantıda konuşacağım demektir. Herkes için geçerli olan şu: Marifet iltifata tabii...

TÜRK EDEBİYATINA ADANMIŞ ÖMÜR
Araştırmacı, gazeteci, yazar ve şair olan Ahmet Özdemir, 1948 yılında Sivas Şarkışla’da doğdu. İlk ve orta öğrenimi burada, lise öğrenimini Askeri Hava Lisesi’nde yaptı. Harp Okulu’na girmeden askeri öğrencilikten ayrıldı. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türkoloji Bölümü’nü bitirdi. Öğrencilik yıllarında gazeteciliğe başladı. Muhabirlikten Genel Yayın Müdürlüğü’ne kadar gazeteciliğin yazı işleri kadrosunda çalıştı. 1989 yılında Basın İlân Kurumu’na geçti. Eylül 2003'de buradaki görevi bitti. TRT Radyo ve TV kanallarında bazı programların metnini yazdı. Çoğunluğu halk bilimi ve biyografi olmak üzere 60’ın üzerinde kitabı yayınlandı. Bir çok Osmanlıca kitabı günümüz alfabesine ve Türkçesi’ne çeviren Ahmet Özdemir’in oyunları TRT'de temsil edildi. Bir özel televizyon kanalı için yazdığı programların metinlerini Cumhuriyetimiz Şiirimiz adıyla kitap haline getirdi. Gazeteciler Sosyal Hizmet Vakfı’nın denetçiliğini (iki dönem) yaptı. Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nin denetçiliğini (üç dönemdir) yapıyor. Bir çok dergi ile birlikte, Bizim Gazete'de köşe yazıyor. Evli, iki oğlu, iki torunu var.
Kitapları:
Şiir: Bir Dal Erguvan, Sitem Taşları;
Hikâye: Sevgi Çıkmazı, Bir Yaz Günü Üşütmek;
Biyografi: Ahmet Haşim, Cenap Şahabettin, Tevfik Fikret, Abdülhak Hamid, Sait Faik, Muallim Naci, Hacı Bayram Veli ve Eşrefoğlu Rumî, Rıza Beşer.
Folklor ve Halk Edebiyatı kitapları: Folklor Penceresi, Cönklerden Günümüze Halk Şairlerimiz, Eşref Bey Hikâyesi, Halk Hikâyeleri Geleneği, Şarkışlalı Serdarî, Şarkışla ve Çevresi Halk Ozanları, Aşık Cafer, Aşık Hüdaî, Kelkitli Aşık Serdari. Sefil Selimî İrfan Okulu, Türk Bilmecelerinden Seçmeler, Nasreddin Hoca Fıkralarından Seçmeler, Kerem ile Aslı, Türk Atasözlerinden Seçmeler, Türkçe'de Deyimler, Türk Halk Şiirinden Seçmeler, Ninnilerimiz, Tekerlemeler, Manilerimiz, Karagöz ve Hacivat, İlköğretim İçin Atasözleri ve Deyimler Sözlüğü, Keloğlan Masalları (Dört kitap), Anadolu Efsaneleri (Dört Kitap), Türk Destanları (Dört Kitap), Karatepeli Masalları, Karacaoğlan, Dört Yüzüncü Yılında Karacaoğlan, Dadaloğlu.
Güldesteler: Cumhuriyetimiz Şiirimiz, Cumhuriyet Dönemi Türk Şiir Güldestesi, Cumhuriyet Dönemi Türk Hikâyesi, Şiir İkindileri I-II, Pera Palas Gönül Dostları I, II, III, IV, V. (Feyzi Halıcı ile)
Denemeler: Hayatın Kendisi Şiir, Şiirlerle Yaşamak.
Radyo Tiyatroları: Armudun Sapı, Kuşku, Kuzguncuk Vapuru, Düble Kaynana, İnsanın Alacası, Sevgi Çemberi (Atilla Damar ile arkası yarın ).




 Okunma Sayısı : 2367         02 Nisan 2008