Prof. Dr. Mustafa Kara ile Mevlid sohbeti
“Mevlid, semamızdaki aşılamayan tek yıldız ve bir Sehl-i Mümtenî’dir…”

Saliha Malhun

“Allah adın zikredelim evvelâ
Vacib oldur cümle işde her kula”

Efendim, Osmanlı medeniyetinin gür sesi “Külliye”lerdir. Aks-i sedası ise Dergâhlardır. Üstad Tanpınar “Bir başkent her zaman konuşur. Susturulsa da konuşmaya devam eder.” demiştir. İşte Bursa’mızda küllenmiş olan külliyelerinin küllerinden yeniden dirilmeye başladı inşallah… Osmangazi Belediyesi’nin yeniden ayağa kaldırdığı külliye ve medreseler bugünlerde çok büyük kültür organizasyonlarına ev sahipliği yapıyor. Bunlardan birisi de şu günler devam etmekte olan ‘Uluslar arası Süleyman Çelebi ve Mevlid Yazılışı ve Etkileri Sempozyumu’. Sempozyum, yetmiş bin ervahın tarihi Gökdere Medresesi’nin kubbelerini kuşattığı bu lahuti atmosferde devam etmekteyken, bir oturum arasında bu organizasyona ve Bursa’mıza ve dahi ülkemizin Tasavvuf Tarihi kültürüne her daim büyük hizmetleri olan derviş gönüllü hocamız Prof. Mustafa Kara Beyefendi ile keyifli bir hasbıhal eyledik ve aziz okuyucularımız ile de paylaşmak diledik. Hayırlara vesile olması niyazıyla…


MALHUN: Hocam, Süleyman Çelebi Sempozyumu belki medresenin de verdiği manevi atmosferde, her dakikası büyük bir güzellik ve feyizle devam ediyor. Bu sempozyumun kültür hayatımıza kazanımından söz edebilir misiniz?

KARA: Evet, gerçekten güzel bir manevi atmosfer hakim burada. Efendim, Süleyman Çelebi çok az sayıdaki uluslararası değerlerimizden biridir. Fakat onu şanımıza lâyık bir şekilde tanıyor ve tanıtıyor muyuz? Süleyman Çelebi çok az sayıdaki âşık ediplerimizden birisidir. Onu şanına lâyık anlıyor ve anlatabiliyor muyuz? Şiirle musikiyi bir araya getiren mevlit merasimlerini, önemine lâyık bir şekilde duyabiliyor, yaşayabiliyor muyuz?

Bu ve bunun gibi bilgi şölenleri belki bizi biraz uyandırabilir. Bilgi ve duygu boyutumuzu zenginleştirebilir. Tecrübeli insanlarımızla tanışarak onların deneyimlerini dinleme fırsatı verir. Düşünen ve hisseden insanların tecrübeleri çok önemlidir. Tecrübe aktarımı yeni yetişenler için önemlidir. Bu mukaddes alış-verişe zemin hazırlamak daha da önemlidir.

MALHUN: Hakk-ı âliniz var hocam. Zira ben dahi bu vesile ile çok muhterem ilim adamlarıyla tanışmanın yanı sıra, diğer ülkelerden gelen genç kardeşlerim ile de arkadaş olma ve çalışmalarımızda birbirimizin kabiliyet ve bilgileriyle alış-veriş yapabilme imkânı kazanmış oldum. Bundan başka beni heyecanlandıran şeyler oldu. Meselâ Aliye Çınar Hanımefendi benim çok ilgimi çeken genç bir akademisyendir. Tebliği çok muhteşemdi. Bunun yanında Selçuk Üniversitesi’nden gelen ve kendisinin büyük bir kültür elçisi olduğunu müşahade ettiğim Prof. Emine Yeniterzi Hanımefendi’nin tebliği ve oturum aralarında bu konuda yaptığımız özel sohbetler de çok feyizli ve güzeldi. Bizlere bu bilgi şölenini yaşama imkânını sağladığınız için Bilâl Kemikli Hocamıza ve size müteşekkiriz ve çok dua ediyorum efendim.

KARA: Estağfirullah…

MALHUN: Hocam, biraz evvel sempozyumun kültür hayatımıza katkısından bahsetmiştik. Peki, Süleyman Çelebi’nin dinî-kültür hayatımızdaki yerine değinecek olursak ne söyleyebilirsiniz hocam? Akşam değişik dillerde dinlediğimiz mevlid-i şerifleri sanki hepimiz anlıyormuşuz gibi bütün salon büyük bir vecd hâlinde dinledik. Yabancı bir lisanla dinlediğimiz mevlid-i şeriflerin bize yabancı gelmemesinin sebebi nedir hocam?

KARA: Süleyman Çelebi bir âşıktır. Allah ve Resulullah âşığı. İsmiyle bu aşkı yedi düvele anlatıyor. Altı asırdır insanımız bu aşk ile yatıp kalkıyor. Bu aşk atmosferi dini hayatın çok değişik noktalarında olan insanları cezbediyor. Dini pratikleri olmayan Müslümanları cezbediyor ve hepsini dinî duygularla tanıştırıyor, buluşturuyor. Mevliddeki bazı kelimeleri anlamasa bile hissediyor.

Mevlid aynı zamanda bir Türkçe klasiktir. XX. yüzyılda kaleme alınan bir Türkçe klâsik. Aşılamayan bir Türkçe klasik yüzlerce şair bu vadide eser verdi. Ama Mevlid hâlâ semamızda tek yıldız edebiyatçılar ona “sehl-i mümteni” diyor dışarıdan bakılınca kolay gibi gözükür ama benzerini yapmaya kalkışınca “imkânsız olduğu görülür. Her şeye rağmen yeni âşıklar tarafından yeni mevlitler yazılmalıdır.

MALHUN: Hocam, biraz evvel Mefail Hızlı Beyefendi Hocam’la konuşurken bana bildiriler hazırlandıktan sonra ulaştıkları yeni kaynak ve bilgilerden bahsetti. Meselâ daha evvel Bilâl Kemikli Hocamdan da işittim. Bildirilerin neşrinin ardından ‘Mevlid Vakıflarının” varlığıyla alakalı arşiv bilgilerine ulaşmışlar. Bundan da Mevlid’in çok büyük bir miras hazinesi olduğu bir kez daha ispatlanmış oluyor. Hocam, biz Süleyman Çelebi Hazretleri’nden bize kalan bu mirasa sahip olabiliyor muyuz?

KARA: Süleyman Çelebi’den bize kalan mirasa sahip çıkabilmek için öncelikle bu ‘miras’ın farkına varmak gerekiyor. Şiir ve musikinin medeniyetin oluşmasındaki hayatî rolünün farkına varmak gerekiyor. Aksi halde neler yapmamız, neler bilmemiz gerektiğini kestiremeyiz. Değerlerimizin kadr u kıymetini bilemeyiz. Değerlerimizi yaşatmak ve sonraki nesillere aktarma görevimizi yerine getirmeliyiz.

Çağdaş materyalist ve kapitalist kültür kendi değerlerini, zihniyetini ve yaşama tarzını bize benimsetebilmek için bizim değerlerimizi yok etmekte, tüketmektedir. Buna direnmek için çok bir şuur hali gerekmektedir. Çok dirençli bir irade gerekmektedir. Bu direncin yıkılması bizim ölümümüze, kapitalizmin ise dirilmesine sebep olmaktadır. Bunun için hayatı ve hakikati kavramak, dini, diyaneti bilmek, ilim ve sanatı tanımak ve hepsinin hakkını vermek gerekir. Aksi halde bir ‘kandırmaca’nın girdabında kıvranır dururuz.

MALHUN: Şu halde başka ne gibi faaliyetler yapılabilir hocam?

KARA: Meseleye medeniyet çerçevesinden bakınca yapılacak şeyler bellidir. İlim ve irfan konusuna, fikir ve felsefe dünyasına, güzel sanatlar sahasına daha yakından bakmak bunun için müesseseler kurmak, bu sahalara kabiliyetli insanları bulup seferber etmek gerekir. Bu kültürel seferberliğin temel unsurlarını kavrayan insanları yukarıdaki faaliyet sahalarıyla buluşturmak gerekir. Bunun alet-edevatını temin etmek, gerekiyorsa yabancı dilleri öğrenmek, tanımak gerekir. Medeniyetin gerçek koordinatlarını kavrayan bir beyin ve gönül, kültür emperyalizminin yakıcı etkilerinden kendini koruyabilir. Yabancı kültürlerden alınması gerekenleri alır ve onu kendisiyle uyumlu hale getirebilir. Bu şuur halini yakaladıktan sonra medeniyet kozamız yeniden örülmeye başlıyor demektir.

MALHUN: Hocam zannediyorum birazdan yeni oturum başlayacak. Bu hasbihâl için Milli Gazate ve Sanat Alemi. Net adına çok teşekkür ediyorum efendim. Bizi kırmadınız, lutfettiniz…
KARA: Rica ederim Malhun Hatun. Alakan için asıl ben teşekkür ederim.


"Bir başkent her zaman konuşur; susturulsa da konuşmaya devam eder."
Ahmet Hamdi Tanpınar


Efendim bugünkü hasbıhalimiz de Tasavvuf Tarihi Hocası olan Prof Mustafa Kara Hocamızla idi. Kendisi Uludağ Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nde Tasavvuf Ana Bilim Dalı öğretim üyesi. Hocamız kendi alanı olan Tasavvuf okyanusunun sahilinde bir deniz feneri gibidir. Bugün Gökdere Medresesi’nde bir bilgi şöleni vardı. Bu şölende gözlerimizi içimize çevirip ervahla hemhâl olmaya çalıştık. Bursa sokaklarında gezerken çoğunlukla şunu gözlemliyorum ki, bizim hayatımız bulunduğumuz yüzyılda vitrinlerin bütün çekiciliğine rağmen bulanık zihinli bir sergüzeşt olmuş ne yazık ki… Zaman kumaşı elimizde eprimiş, eskimiş ve nurdan parlaklığını kaybetmiş solmuş bir ipek gibi… Bursa, tarihi mekanlarıyla şehrimize asılmış bir eski ve silik fotoğraf sanki. Belki de şimdiye dek hepimiz onda yeni bir şey bulamayacağımıza inandığımız için dönüp bakmıyorduk… Oysa şimdi Küllerini Külliyelerin küllerinden yeniden diriltmeye kararlı görünen Bursa, bilhassa Osmangazi Belediyesi’nin tarihî mekânları yeniden ihya etmesiyle Başkanımız Recep Altepe Beyefendi ve Rıfat Bakan Beyefendilerin öncülüğünde, Simurg’a doğru büyük bir yolculuğa çıkmış durumda. Dileriz bu yolculuk hayırlarla ve muvaffakiyetlerle devam etsin. Bugün Süleyman Çelebi Hazretleri’ni zaman ırmaklarından geri döndüren bu ırmak ruhumuza mütemadi aksın… Bugünlük de bu kadar… Kimi gün Gökdere Medresesi’nde, kimi gün Üftâde Tekkesi’nde, kimi gün surlarda… Şehri parmaklarımızla çözmeye devam edelim inşallah… Ahirimizin evvelimizden hayırlı olması niyazıyla…

www.sanatalemi.net



 Okunma Sayısı : 1099         05 Nisan 2008