Alberto Modianoile ile fotoğraf sanatı üzerine
Güzin Osmancık
"Önemli olan fotoğraf makinesi değil, onun arkasında ona hükmeden beyindir!"

Türkiye’nin fotoğraf tarihini yazan kişi Alberto Modiano. Konusunda uzman. Osmanlıdan günümüze fotoğraf sanatını inceleyen Profesör Alberto Modiano halen tarih araştırmalarına devam ediyor. Bu konuda birçok kitabı ve ders verdiği talebeleri var.
1960 doğumlu olan Alberto Modino Orta Okulu Şişli Özel Koleji’nde okumuş. Ülkemizdeki fotoğraf tarihi konusunda gördüğü eksiklik üzerine bu konuya yönelme gereği duymuş.
2000li yıllarda Dia Bankasında koordinatör olarak çalışan Alberto Modiano fotoğraf tarihi üzerine, özellikle Osmanlı fotoğraf tarihi üzerinde çalışmalarını yoğunlaştırmış. Alberto Madino’yu kendi ofisinde ziyaret ederek bu konuda görüşlerini aldık.

OSMANCIK: Siz fotoğraf tarihi ile ilgileniyor ve bu konuda birçok eserler yazıyorsunuz. Neden fotoğraf tarihi?

MODİANO: Ülkemizde fotoğrafla ilgilenen birçok kimse olmasına karşın fotoğraf tarihi ile ilgilenen kimselerin olmaması idi sebep. Ben Osmanlıdan günümüze fotoğraf sanatı tarihini inceledim, bana çok ilginç geldi.
1996- 2000 yılları arasında bu konu ile ilgili araştırmalar yaptım. Osmanlıya fotoğraf nasıl girdi, nasıl gelişti bu konuda çok geniş saptamalarım var.
19 yy Osmanlı’nın her türlü sanat olaylarında. Avrupa’dan etkilendiğini görüyoruz. Avrupa’da fotoğrafın bulunuşu ilk kez Takvim-i Vekayi Gazetesinin 26 Ekim tarihli sayısında ilan edilmiştir

OSMANCIK: Fotoğraf makinesi ne zaman bulunmuştur?

MODİANO: Fotoğraf 1839 yılında Fransa’da Jacugues Mande Deguerre tarafından bulundu. Aynı tarihlerde İngiltere’de William Henry Fox Tablot tarafından bulunmuş oldu.

OSMANCIK Öncelikle kimin tarafından bulunduğu biliniyor mu?

MODİANO: Bu çok tartışma konusu oldu. Ama aslında Fransa buluyor. Bundan tam 15 gün sonra İngiltere’de bulunuyor. Ancak Fransa’nın bulmuş olduğu çalışmaların patenti 8 ay sonra alındığı için dolayısıyla tartışma konusu oluyor. 1939 yılında fotoğraf makinesinin bulunuşu, Osmanlı devletinin resmi yayın organı olan Takvim-i Vakiye’nin 186. sayısında resmen açıklanıyor (19 Şaban 1255) 2 sene sonra 1842 tarihli Ceride-i havadis dergisinde 28 Ekim nüshasında Fransa’da bulunmuştur diye çıkıyor ancak İngiltere tarih olarak öne geçiyor.

O zamanlar göçler batıdan doğuya doğru ancak gemi ile turistik gezilerle yapılıyordu. İşte ressamlar, karikatüristler, gravürcüler akın akın İstanbul’a geliyordu. Ülkenin mistik yerlerini görüntüleyip ülkelerine dönüyorlardı. Ancak Osmanlı’ya gelenler bu ülkenin ihtişamı ile karşı karşıya kalırlar ve hayrete düşerler bu güzellik sebebi ile. Ve diğer tarafta Osmanlının dinde surete karşı gelmiş bir yasağından dolayı yabancı fotoğrafçılara çok görev düşer. İstanbul’da Grand dö Pera yani İstiklal Caddesi üzerinde böylelikle ilk dükkânlarını kuruyorlar bu yıllarda.

OSMANCIK: Osmanlının fotoğrafa bakış açısı nedir, hiç tepki var mı fotoğrafa karşı?

MODİANO: Hayır hiç yok, bilâkis bir takım insanlar fesli fotoğraflarla resimler çektirmeye geliyorlar buralara. O zaman başta olan Sultan Abdülaziz zaten bir ressam ve resme tutkun bir padişah. Daha sonra Abdülhamid geçiyor başa. O da sanata çok önem veren bir padişah. Ünlü tarihçi Tarkunyan’ın vermiş olduğu bilgilere göre Sultan Abdülhamid, Yıldız Sarayını terk edince arkasında bir resim atölyesi, bir müzik odası birde karanlık oda bıraktığından bahsediyor.

OSMANCIK: Sultan Abdülhamit neden bu kadar fotoğrafa önem vermiş dersiniz?

MODİANO: Neden fotoğraf derseniz; Abdülhamid bir kere sarayda çalışanların suratlarının belirlenmesini istiyordu. Diğer yandan Osmanlı hasta adam imajı ile damgalanırken saray, bu fotoğrafçıları mecidiye ve nişanlarla ödüllendiriliyordu. Bunlardan ülkedeki han, saray, çeşme, camii gibi eserlerin çekilmesini istiyordu. Yani her şeyi belgelendiriyordu. Yıldız Sarayı adını verdiğimiz o büyük koleksiyonda 30 bin karelik fotoğrafta oradan çıkmış oluyor.

OSMANCIK: Bugün Abdülhamid’in çektiği fotoğraf arşivlerinden faydalanılıyor, hatta İstanbul o fotoğraflara sadık kalınarak yeniden bir yapılanmaya gidiliyor diye duymuştum.

MODİANO: Evet, aynen öyle. Onlar bir belge niteliğini taşıyor ve onlardan faydalanılıyor. Yine saray fotoğraflarından Sebah&Jollier Viyana’da Elbise-i Osmaniye adı altında bir sergi açıyor.
Hatta Abdülhamid tahta çıkışının 25. yıl dönümü dolayısı ile bir af yasası çıkarmak istiyor. Bu affı bile mahkûmların fotoğraf karelerine bakarak yaptığı söylenen gerçeklerden biridir.

Osmanlı imparatorluğunun son padişahının döneminde bile fotoğrafçılık çok önemli bir olgu olarak karşımıza çıkıyor. Daha sonra 1. Dünya Harbi başladığında buraya gelip yerleşen azınlık fotoğrafçıları malzeme bulamıyor, cam bulamıyor, film bulamıyor ne yapsınlar alıp malzemelerini ülkeyi terk etmeye başlıyorlar. Atatürk savaşta yanında resimlerini çekecek fotoğrafçılara ihtiyaç duyuyor. İstiyor ki savaşın her anını fotoğraflasınlar. İşte Burhan Felek bu fotoğrafçılardan biridir. Namık Görgüç, Işık Sel, Selahattin Giz.
Hatta bu fotoğrafların daha sonra pullar ve paraların üzerinde kullanıldığını göreceğiz.

OSMANCIK: Türk fotoğraf sanatının ilkleri kimlerdi?

MODİANO: Ben size iki tane ilkten bahsetmek istiyorum Türk fotoğrafı açısından bunlardan biri Rahmi Zade Bediz Efendi, İlk Müslüman Türk fotoğraf stüdyosunu kuruyor. Galatasaray’da eğitimini tamamlıyor. Girit asıllı bir Türk’tür aslında. Girit İngilizler tarafından işgal edilince bu da her şeyini toplayıp İstanbul’a geliyor. Ve İstanbul valiliğin tam karşısına Fotoresne adı altında ilk İslâm fotoğrafhanesini açıyor. Bu bizim fotoğraf tarihimizin ilkidir. Fotoğraf bizim günlük hayatımıza giriyor. Çünkü kimliklere fotoğraf konması mecbur ediliyor. Ama kadınlar gidip erkek fotoğrafçılara resim çektiremiyor. Bunun üzerine Naciye Suman Hanımefendi Çemberlitaş’ta ilk bayan fotoğraf stüdyosunu kuruyor. Ayrıca Yıldız Sait Paşa Konağı’nın üst katını da kadınlar fotoğraf hanesine dönüştürüyor.

OSMANCIK: İslâm araştırmacıları fotoğraf makinesi konusunda araştırma yapmışlar mı?

MODİANO: Şimdi fotoğrafın bulunmasını sağlayan alet kamera obuscura’dır. Bu Ortaçağda Rönesansta ressamlar tarafından kullanılan bir karanlık odaydı. Çizimlerde perspektif hataları gidermek için kullanılmıştır. Bu iç içe girmiş iki odadır. İçteki oda saydamdır. Bir kâğıt gerilir. İkinci oda karanlıktır. Bir delik vardır, ressam o delikten manzarayı görür ve o saydam odadan perspektif kurallara uyarak resmi çizer. Ve 1700’lere geldiğimizde bir bilim adamı kamera opuscura oldukça küçültüyor ve baş ve portre çizilecek hâle getiriyor bu da fotoğraf makinesinin doğmasına yardımcı oluyor. Bu kamera opuscura denilen alet Osmanlı İmparatorluğuna Asker kökenli Bahriyeli Ali Sami tarafından aynı zamanda mühendis güzel sanatlar hocalarındandır. Ve fotoğrafın daha da gelişmesini sağlıyor. Ama aleti bulan o değil neticede bu sanayi bir üründür. Bunu da Almanlar İngiltere’ye Fransa’ya götürdüler. Basralı El- Hasan İbni -el Haytam isimli bir bilginin buluşudur. Aslında fotoğraf makinesinin başlangıcıdır ama onlar bundan pek bahsetmezler.




OSMANCIK: Ne zaman fotoğraf sanat dalı olmaya başladı ve sanatçılarının isimlerinden bahsedildi?

MODİANO: Bunlar etap etap bir gelişme sergiledi. Cumhuriyet’in kurulduğu yıllarda ve sonra halk evlerinin açılması ve Hürriyet gazetesinin ilk fotoğraf olayı ve onun içinde verdiği hayat dergisi basımı var. Orda fotoğraflar çok seri kullanılmaya başlıyor. Sonra eğitimini dışarıda tamamlayan Şinasi Barutçu, Arif Hikmet Tolunoğlu ve Baha Gelenbeli gibi hocalar var. 5 öğrencisinin 3’ü hâlâ hayattadır. Ve batıdaki olayları Türkiye’ye getiriyorlar.
1960’lara geldiğinizde önce TİFAK kuruluyor. Türkiye’nin ilk amatör fotoğraf kurumu ve ilk derneği de Şinasi Barutçu kuruyor. Ancak yaptığım araştırmalardan Adana’da bir fotoğraf derneği girişimin olduğunu görüyoruz. Hemen ardında Erenköy Fotoğraf Kulübü yanı bugünkü İSFAK kuruluyor.

Türk fotoğraf perspektifini incelediğiniz zaman 1950 yıllarına kadar panoramik ve manzara fotoğraf silsilesi var. 1960’lı yıllarda ise Adapazarı fotoğraf kulübünün etkileri ile kırsal fotoğraflar başlıyor.

OSMANCIK: Kırsal fotoğrafçılık ile neyi kastediyorsunuz?

MODİANO: Bu aynen edebiyatta da görülmüştür. Fakir Baykurt, Yaşar Kemal gördüğümüz gibi resimde de Reşit Günal, Fikret Oytam’la başlayan bir çizgidir bu. 70’li yıllarda bu tablonun biraz daha değişiğini görmek mümkün. Köyden kente gelen insanlar ve hayat mücadelelerini görüyoruz. O anarşi sol kesim fotoğrafının çehresi 80’li yıllarda Türk fotoğrafının farklı bir yönünü ortaya çıkartacaktır.

OSMANCIK 1980’li yıllarda Türk fotoğrafı bir kimlik mi buluyor?

MODİANO: Tabiî ki.Türk fotoğrafı 2000li yıllarda sanal fotoğraflarla kimlik kazanmıştır. Sebebine gelince malzeme bollanmıştır. Dar boğazı aşması ve batıya çıkış yapan sanatçılar sayesinde kimliğini ortaya koymuştur. İşte bu sanatçılardan en önemlisi Şahin Kaygun’dur. Çok önemli bir sanatçıdır, çok önemli sanatsal çalışmaları olmuştur. Viyana okuluna gitmiştir. Fotaks diye bir gurubu vardır ve fotoğrafın malzemesinin birçok alanda kullanılmasını insanlara yansıtır. Ve ölümüne az kala da “Eski zamanlar” dediği hatırlarda kalacak bir sergi yapmıştır bizlere. British Museum da heykellere 3 boyut kazandırarak başka malzemeler üzerinde denemiştir ki bu Türk fotoğrafının yaratıcılık açısından ulaşmış olduğu en üstün noktadır. 2000li yıllarda Türk fotoğrafı, sanal fotoğraflarla kimlik kazanmıştır.

OSMANCIK: Dijital makineler çıkınca fotoğrafçılık öldü diyebilir miyiz?

MODİANO: Öldü demek söz konusu değil. Canlandırdı demek için de biraz erken. Belki beklemek lazım, dijital çıktı fotoğraf öldü değil, neticeyi henüz almadık. Nasıl sanat dalları arasında bir malzeme ve o malzemeyi kullandığınız zaman kendinizi sanat boyutunda ifade etmiş olursunuz. Ne zaman sanat yazarları fotoğrafın dijital boyutunu, fotoğrafa ne getirdiğini yazacak ve açıklayacak o zaman gerçek boyutunu kazanacak.
Aslında fotoğraf makinesi bir araç, o makinenin arkasındaki ona hükmeden beyindir önemli olan. Bilgisayar ortamında yaratıcılık anlamında ne yapacak o beyin onu görmek lâzım.

OSMANCIK: Fotoğraf bire bir görüntü müdür? Ona duygu yüklenebilir mi?

MODİANO: Ben çektiğim resimleri iki aşamada çekerim. Meselâ bazen öyle anlar yakalıyorum ki onlar fotoğraf makinemin olmadığını düşünüyorlar. Duygu anlarını yakalamak için habersiz çekiyorum. En doğal anları ile belki ağlarken belki gülerken işte o zaman duygu yükleniyor resme. Yani onların ben o anki duygularını yakalamaya çalışıyorum.

OSMANCIK: O zaman sanatçı duyguyu yakalayabilen kişidir diyebilir miyiz?

MODİANO: Aynen öyle. O duyguyu aktaran kişidir, kendi iç dünyasını aktarabiliyorsa, ışığı yakalayabiliyorsa o zaman sanatçı olma niteliğini kazanır.

OSMANCIK: Dünyada Türk fotoğrafının yeri nedir?

MODİANO: Yarışmalar yapılıyor ama birçok yerde sesini duyurabilen fotoğrafçılar var. Meselâ Ara Güler.

OSMANCIK: Sizin faaliyetleriniz nelerdir?

MODİANO: Basında fotoğraf yazıları kılavuzu var. Çıplak zanaat ve sonunda bir Almanak yaptım. Fotoğraf camiasının önemli işlerini takip ediyorum. Bazı icatlar takibi bunlar çok ilgimi çekiyor. Bir de hikâye yazıyorum, meselâ fotoğrafların taşıdıkları duygulardan yola çıkarak, onları hikâyelere dönüştürüyorum.

ALBERTO MODİANO: O fotoğrafın tarihini yazan kişi. Fotoğraf işine gönül verenler onunla tanışmadan sakın yola çıkmasınlar.

Alberto Modianonun bu alandaki çalışmaları:
Basında Fotoğraf Yazıları Kılalvuzu
Türkçe Fotoğraf Yayınları Kataloğu
Yarına Ümit
İfsak Kitabı
Türkçede Fotoğraf Yayınalrı Kataloğu
Sefirden Sefile
Fotoğrafta Bugün
www.sanatalemi.net



 Okunma Sayısı : 1025         05 Nisan 2008