Mehmet Nuri PARMAKSIZ
Şair - Yazar - İLESAM Genel Başkanı
ANA SAYFA
HAKKIMDA
ÖZGEÇMİŞ
BIOGRAPHY
ESERLERİ
KİTAPLAR
Dinle Kuşların Sesini
Türk Birliğinin Mümkün Yolları
Karanlıkta Bir Işık (A Light in the Darkness)
Şiir-Kültür ve Edebiyata Dâir Denemeler
Süveyda'ya Mektuplar
Kelebek Ömrü
Mahşerin Esrarı
Mahşerin Galibi
Sükûtun Kalbinde
Aşkın Kıyametinde...
Hasretin Narında...
Bencileyin Sözler
Bencileyin Sözler II
Türk Edebiyatında Ağıt Yakma Geleneği
Mahşere Dek
Hasretin Gizi
Hasret, Aşk ve Sükût
Güzide Taranoğlu'nun Yayımlanmamış Mektupları
Gülpınar Dergisi (İnceleme-İndeks)
Eşqde Mecnun Ağlı
Türkiye'de ve Dünyada Telif Hakları
Mogan Şiir Akşamları 2008
Mogan Şiir Akşamları
Anne Konulu Şiirlerden Şeçmeler
ETKİNLİKLER
E-KARTLAR
MEDYA
RESİM GALERİSİ
VİDEO GALERİSİ
İLETİŞİM
Düşüncenin sultanı Cemil Meriç-Mehmet Nuri Yardım
/
BİRİKİM AĞACI
Düşüncenin sultanı Cemil Meriç
Mehmet Nuri Yardım
Cemil Meriç (1917- 13 Haziran 1987) vefatının 21. yıldönümünde önemli programlarla hatırlandı ve rahmetle anıldı.
Üsküdar Belediyesi yine mühim bir hizmete imza attı ve unutulmayacak bir programla Cemil Meriç’i sevenleriyle buluşturdu. “Üsküdarlı Bir Entelektüel” Cemil Meriç anonsu güzeldi ama Cemil Meriç’in toprağa uzanmış, güneş gözlüğünü yanıbaşına bırakmış ve tefekküre dalmış fotoğrafı hâfzalara kazındı. Afişlerin en güzel diyebilirim ki Cemil Meriç’in bu hususî hâlini zapt eden güzelim fotoğraftı. Bu fotoğrafla bu faaliyet taçlandırılmıştı.
Bağlarbaşı Kültür Merkezi tarihî bir güne tanıklık ediyordu o gece. Erkenden program alanına varmamıza rağmen bahçe lebâleb doluydu ve inanılmaz bir kalabalık vardı. İsmail Kara, Fethi Murat Hoca, Belgin Dişçi, Olcay Yazıcı, Dursun Gürlek, Musa İğrek ilk rastladıklarımdı. Üsküdar güzel insanlar şehri. Yahya Kemal’in tabiriyle “bir ulu rüyayı görenler şehri”ydi. Hikmet Barutçugil, Şeref Akbaba, Ahmet Yüter ve elbette Ümit Meriç... Arada Haluk İmamoğlu ve Muhsin Demirel... Sonra Serap Öztuncer ve Ayşe Kot rastladıklarımdan iki tanıdık simâ. Böyle toplantıların vazgeçilmez ikilisi Muhsin Karabay ve Erkan Cav... Son ikili, gündüz vakti Ahmet Yüter Hocanın camiine de gelmişlerdi.
Gündüzden Ahmet Yüter Hoca’nın Topkapı Teknik Otosanayii (Çinili) Camii’nde buluşmuştuk cumadan önce. Dursun Gürlek Hoca da gelmişti. Konu Cemil Meriç’ti tabiî. Ahmet Hoca yine Cuma sohbetlerine devam ediyordu camiinde ve yine şuurlu bir cemaat konuğu dinliyor ve istifade ediyordu. Başkonuşmacı Dursun Gürlek Hoca idi. Ben ise programı sundum. Mevlithan hocamızın kaside ve ilahileriyle cami şenlendi ve renklendi. Cumadan sonra yemek yendi, çaylar içildi, sohbetler edildi, fotoğraflar çekildi. Cemil Meriç ve diğer yârân rahmetle, saygıyla anıldı, hatırlandı.
İkindiden sonra üstadın Karacaahmet’teki mezarı başında anma töreni düzenlendi. Dualar edildi, Kur’an-ı Kerim ve fatihalar okundu. Fethi Paşa korusu’ndaki evi ziyaret edildi daha sonra. “Bu Ülke”nin yazarı, bu evde 1948-1960 yılları arasında yaşamıştı. Kızı Ümit Meriç, babasının bilinmeyen anlarından, hâtıralarından bahsetti. Tarihî evde yaşanan hüzünleri ve sevinçleri anlattı. Ama asıl mühimi Üsküdar Bağlarbaşı Kültür Merkezi’nde gerçekleşen anma gecesiydi. Doğrusu yüzlerce, belki de binlerce programa katıldım bugüne kadar, ama bunun gibi muhteşemini az gördüm. Sadece bu hizmet bile Üsküdar Belediyesi’ne şeref getirmeye yeter.
Bir sefer programdan neredeyse bir saat öncesinden bahçe doluvermişti. Belki sadece Başbakan’ın geleceğini duyup merak saikasıyla gelenler de vardı. Ama ben inanıyorum ki misafirlerin büyük ekseriyeti Cemil Meriç’i daha yakından tanımak ve anlamak teşrif etmişti.
Az sonra salon açıldı ve bahçede kokteyle iştirak eden hazirun içeriye yavaş yavaş girdi. Bu arada bekleyiş sona ermiş Başbakan Recep Tayyip Erdoğan da eşiyle birlikte kültür merkezine dahil olmuştu. Alkışlar, Türkiye’nin büyük mütefekkiri Cemil Meriç’in anma programına katılan lidere idi.
Salonda muazzam bir sergi. Cemil Meriç’in âdeta bütün albümü titiz bir hazırlıkla sevenlerinin huzuruna çıkarılmıştı. Hocanın gençlik ve olgunluk yıllarında, ailesi, hocaları, aile fertleri ve dostlarıyla birlikte çektirdiği fotoğrafların hepsi çok güzel, çok anlamlıydı. Sergiyi herkes merakla ve merhum mütefekkirin çok sevdiği tâbirle “tecessüs”le gezdi. Fotoğrafların yanı sıra, gözlüğü, kül tablası, tesbihi, dolmakalemi, ödülleri, kravatları, elyazıları, okuduğu kitaplar, Osmanlıca, Fransızca, Türkçe notları ilk defa bu salonda bütünüyle sergileniyordu. Yazar Dücane Cündioğlu'nun danışmanlığında Cemil Meriç için ilk defa bu kadar büyük bir program düzenlenmişti. Ve bu programın başmimarı Ümit Meriç’ti.
ZİRVEDEKİ IŞIK
“Yükseğe en yükseğe, daha yükseğe ulaşmak için ışığın peşinde zirvelerin ışığını bulmak için ışığını kaybeden bir adamın hikâyesinden bahsedeceğiz. Bilgelik dağını tırmanmak uğruna karanlık bir kuyuya düşmüş bir adamın hikâyesini anlatacağız. Ne yapıp edip o koyu, kopkoyu karanlığı kelimeleriyle ışığa çeviren bir adamın hikâyesini anlatacağız.”
Tiyatro sanatçısı Kenan Işık programa bu sözlerle başlıyordu. Kültür ve sanat dünyasından pek çok ismin, okurların ve öğrencilerin yanı sıra Başbakan Erdoğan da yaklaşık dört saat süren gecede bir Cemil Meriç okuyucusu olarak hazır bulundu. Siyasetçilerin bu tür programların sadece açılışına veya sonuna yetişen ve kısa bir süre bulunup ayrılışına çoğu zaman tanık olan katılımcılar Başbakan’ın bu davranışını takdirle karşıladılar.
Gecenin en çok yorulan, programın asıl mimarı ve şaşırtıcı enerjisi ile herkesin sevgi ve saygıyla hatırladığı, sosyoloji profesörü Ümit Meriç Hanımefendi, babasının kızı olmanın şuurunu, derinliğini ve güzelliğini yaşıyordu. Konuşmasında “Bir tek ailenin fertleri olarak, buradayız.” diyerek herkesi kucaklıyor ve sözü ağabeyi Mahmut Ali Meriç’e veriyordu. Mahmut Ali Meriç, babasının vefat gününde yazdığı günlüğü ilk olarak Cemil Meriç hayranlarıyla paylaşıyordu. Ardından babasının son on yılında çektiği fotoğrafları dinleyicilere gösterirken arada bir yorumlar da katıyordu.
BU ÜLKENİN VİCDANI
Daha sonra kürsüye davet edilen Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Cemil Meriç’i ilk olarak Kubbealtı’nda dinlediğini ve kendisinden çok etkilendiğini belirterek konuşmasına baladı. Erdoğan, Cemil Meriç'in önyargılarla savaştığını dile getirerek, “Cemil Meriç, zor bir zamanda bu ülkenin vicdanı olmayı seçti, sağ geleneğin de sol geleneğin de açıklarını bize göstererek, bizi önyargılardan kurtulmaya çağırdı. Kısaca Türkiye'de düşüncenin ve tefekkürün çıtasını yukarı çekti.” dedi.
Türkiye'de hâlâ düşünceye hürriyet hakkı verilip verilmeyeceğinin tartışıldığını ve düşünce üretmenin büyük cesaret ve yürek istediğini belirten Başbakan, “Cemil Meriç bizi; orta yola, aklıselime, ilme, irfana çağırdı.” Diye devam etti. Cemil Meriç’in eserlerinin bütün öğrenciler tarafından okunması gerektiğine dikkat çeken Başbakan Erdoğan, “Herkesin en keskin sloganlarla kutuplara savrulduğu, şiddetin gençliğimizi rehin aldığı, 1970'li yıllarda 'sağ ve sol, çılgın sevgililerin ve şuursuz kinlerin emzirdiği iki ifrit' diyen Meriç bizi; orta yola, aklıselime, ilme, irfana çağırdı” şeklinde konuştu.
Türkiye için birçok gerçeği Meriç'in önceden söylediğini dile getiren Başbakan Erdoğan, konuşmasına şöyle devam etti:
“35-40 sene evvel söyledi, dedi ki: 'Düşünce hürriyeti, düşünce namusu, gerici-ilerici gibi mülevves yani kirli kelimelerin esaretinden kurtulmakla başlar'. Cemil Meriç bizim dünyamızdan hasretle gitti. Bugün ne yazık ki hâlâ ülkemizde düşünceye hürriyet hakkı verilip verilmeyeceği konuşuluyor. Ne yazık ki hâlâ siyasetçiler, aydınlarımız bile o mülevves kelimelerin etkisinden kurtulamadı.”
Konuşmasında Meriç’in sözlerine sık sık yer veren Erdoğan, “Meriç'in şu sözleri günümüz için manidardır; 'Her aydınlığı yangın sanıp söndürmeye çalışan zavallılar, karanlığa o kadar alışmışsınız ki yıldızlar bile rahatsız ediyor sizi'. Tabii ki Cemil Meriç’i kendi eserleri anlatır. Onun özellikle; Bu Ülke, Kültürden İrfana, Umrandan Uygarlığa, Işık Doğudan Gelir, Mağaradakiler, Bir Dünyanın Eşiğinde ve Kırk Ambar' adlı eserlerini ben doğrusu bütün gençlerimiz tarafından okunmasını arzu ediyorum.” dedi. Bugün hâlâ 1970'lerin kısır döngülerinin yaşandığını belirten Başbakan Erdoğan, konuşmasının sonlarına doğru şu görüşlere yer verdi:
“Bizim nesillerimiz büyük meşakkatler gördü, bizden önceki nesiller çok daha ağır sıkıntılar yaşadı; ama inşallah bu ülkede yeni nesiller, kültürden irfana geçen köprüleri yıkmadan, birbirini doğru anlayarak, birbirinin vicdanı olarak, yeni köprüler inşa ederek geleceğe emniyetle gitmekteler. Tek arzumuz, tek temennimiz budur.”
Başbakan Erdoğan konuşmasının sonunda kısa bir süre önce vefat eden dünyaca ünlü Kırgız Türkü romancı Cengiz Aytmatov'un ölümünden dolayı duyduğu üzüntüyü dile getirdi.
TEFEKKÜR VE TAHAYYÜL
Başbakanın konuşmasının ardından “Cemil Meriç: Tefekkür ve Tahayyül” başlıklı açıkoturum başladı. Prof. Dr. İlber Ortaylı, Prof. Dr. Mete Tunçay, Adalet Ağaoğlu ve Dücane Cündioğlu'nun katıldığı toplantıda, Cemil Meriç'in 'öteki' dünyası anlatıldı. Prof. Mete Tunçay, Cemil Meriç’in çok okuduğunu ve kendi kendini yetiştiren bir kişiliği bulunduğunu belirterek, “Engin bir birikimi vardı. Kendi kendini yetiştirmişti. Çevirmenliği çok önemliydi. Çok uzun zamanlarını harcamıştı Batı edebiyatı için. Sadece çeviri ile kalmayıp eleştirmenlik yapmış bir ustaydı. Kendisini de başkasını da eleştirir, sorgulardı.” dedi. Prof. İlber Ortaylı ise Türk fikir hayatını kısaca özetledikten ve Cemil M eriç’in geniş kültüründen bahsettikten sonra özetle şöyle dedi:
“Cemil Meriç için “Solcular burun kıvırdı, sağcılar 'daha olmamış' dedi. Hisar dergisinde hiç kimseye benzemeyen, hiç kimseye uymayan biri vardı. Çok dikkatimi çekmişti. O dönemlerde bazı solcular burun kıvırdı, bazı sağcılar 'daha olmamış' dediler onun için. Ne bilgisinde ne inancında hemen karar veren biri değildi. Onun kuvvetli bir filolojik tarafı vardı.” Ortaylı daha sonra salondakilere, “Osmancıayı bilmek zorundasınız. Onu bilmeden tefekkür sahibi olamazsınız” diyerek konuşmasını tamamladı.
Dücane Cündioğlu ise Cemil Meriç’in “arafta” olduğunu belirterek “Biraz duyarlı olmak Cemil Meriç’i anlamaya yeter. İnsan hayatında şöhret, itibar ve haysiyet kavramının önemli olduğunu düşünüyorum. CemilMeriç haysiyet sahibi bir aydındı.” Diyerek kısa bir konuşma yaptı. Cündioğlu konuşmasında özetle şöyle dedi:
“Türkiye'yi en çok kim temsil eder? diye sorarlarsa, Nâzım Hikmet diyebilir miyiz? Bence hayır. Çünkü onun Türkiye'ye ilişkin bir cevabı vardır. Peki Necip Fazıl diyebilir miyiz? Yine hayır. Fakat Cemil Meriç Türkiye'nin kimliği hakkında kesin bir cevabın sahibi değildir. Araftadır. Bir tarafı Batı'ya bakmaktadır, bir yanıyla Osmanlı mirasını sahiplenmektedir.”
Yazar Adalet Ağaoğlu ise, Cemil Meriç’in “huysuz bir adam” olduğunu vurguladıktan sonra, mütefekkirin romanı Bir Düğün Gecesi hakkındaki değerlendirmelerinin kendisini çok etkilediğini söyledi ve “Meriç'in üretimi karşısında saygıyla eğiliyorum. En büyük kaybım onu hayattayken görememiş, ellerini öpememiş olmam. Kendisi olmak istedi ve oldukça huysuzdu, bu huysuzluk yazılarında da vardı.” Dedi.
Programın sonunda üç musikişinas da konuştu: Ruhi Ayangil, Fırat Kızıltuğ ve Memduh Cumhur önce büyük mütefekkirle ilgili hâtıralarını anlattılar, daha sonra da onun sevdiği eserleri seslendirdiler. Etkinliğin bitiminde bütün katılımcılara Cemil Meriç'in fotoğraflarının yer aldığı bir albüm hediye edildi.
IŞIK KÜMESİ
Cemil Meriç, Türkiye’de son çeyrek yüzyılda kültür hayatımıza damgasını vuran birkaç aydından biridir. Onun, gerek dergilerde ve gazetelerde yayımlanan makaleleri, gerekse eserleri, irfanımıza tutulan birer ışık kümesi. Fransızca’yı gramer kitabı yazabilecek kadar bilen, Batı’yı bir Batılı kadar tanıyan fakat Doğu’lu olmaktan utananların aksine Şarklı’lığıyla iftihar eden bir Türk mütefekkiridir Meriç... Batılılaşan aydınımızı cesaretle tenkit edebîlen soylu mizaç... Bir hattat oğlu ve torunu, Müslüman münevver...
Cemil Meriç’i ebedî mekânına uğurlayalı yıllar oldu. 1917’de Hatay’da başlayan ve 70 yıl süren mâcerâlı, inişli yokuşlu, dağdağalı hayatı 13 Haziran 1987’de noktalandı. İlköğrenimini Reyhanlı’da, liseyi Antakya Sultanisi’nde bitirdi. Bu lisede yerli ve yabancı hocalardan özel dersler aldı. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe ve Fransız Filolojisi bölümlerini okudu. Liselerde ve üniversitede hocalık yaptı. Onlarca dergi ve gazetede yazdı. 1974’te emekliye ayrıldı.
MEKTEP ADAM
36 yaşından sonra kapanan gözlerine rağmen hayatının son günlerine kadar çalıştı. Dünya gözüyle değil, gönül nazarıyla kitaplara yaklaştı. Devamlı surette okudu ve yazdırdı. Çünkü kitap sığınılacak bir ‘liman’dı onun için, bu ülkenin ‘has bahçe’siydi. İnsanların vefasızlığına karşı yıldırımdan kaçarcasına, sıcak mağaralara girercesine kitaplara sığındı, sayfalar arasında define arayan bir seyyahtı sanki.
Cemil Meriç fikrî arayışlarına ömür boyu devam etti. O, azla yetinmeyendi, aldatmacalara direnendi, gerçeği fellik fellik arayandı. Hakikatin izini sürerken, peşin hükümleri baştan reddetti. Değişik kesimlerden tiryakileri, takipçileri oldu. Muhalifleri, düşmanları da... Dostları onu hiç yalnız bırakmadılar. Kendisine has coşku dolu üslûbu ve pırıl pırıl Türkçesi ile yazılarını İnsan, Amaç, 19. Asır, Gün, Yeni İnsan, Hisar, Hareket, Türk Edebiyatı, Doğuş Edebiyat dergileri ile Kubbealtı Akademi Mecmuası’nda yayınladı. 1980’de Yeni Devir gazetesinde yer aldı. Yazılarını ve kitaplarını, başta ömrünü mütefekkirimize adayan kızı Ümit Meriç olmak üzere kendisini sık sık ziyaret eden talebeleri ve dostları kâleme aldı. Çeşitli edebî mahfillerde dinlediğim, Dursun Gürlek’le birlikte ziyaret ettiğim Cemil Meriç’in evi bir akademi gibiydi. İlim adamları, araştırmacıları, yazarları eksik olmayan bir fakülte... Pek çok kesimden öğrencisi olan bu ilim irfan yuvası mektebin dekanı da Cemil Meriç’ti.
Batıdan yaptığı ilmî, edebî ve felsefî çok kıymetli tercümeleri bulunan Cemil Meriç’in, sıkı okuyucularının ellerinden düşürmediği deneme ve inceleme eserleri şöyle:
Balzac (1972) Hint Edebiyatı (1964) Saint Simon / İlk Sosyolog-İlk Sosyalist (1967), Dillerin Yapısı ve Gelişmesi (1967), Sosyalizm ve Sosyoloji Tarihinde Pierre Joseph Proudhon (1969), İdeoloji (1970), Bu Ülke (1974) Umrandan Uygarlığa (1974), Hint ve Batı (1976), Bir Dünyanın Eşiğinde (1976), Mağaradakiler (1978), Kırk Ambar (1980), Bir Facianın Hikâyesi (1981), Işık Doğudan Gelir (1984), Kültürden İrfana (1985), Jurnal (1992), Sosyoloji Notları ve Konferanslar (1993). Yazarına göre Bu Ülke, “Yarım asırlık bir tetebbuun, bir sanatçı mizacından süzülen usaresi. Bir mesaj, daha doğrusu bir çığlık... Kesif, dertli, derbeder..”
Umrandan Uygarlığa adlı kitabıyla 1974 yılında ve Kırk Ambar adlı kitabıya 1980 yılında Türkiye Millî Kültür Vakfı Armağanı’nı aldı. 1981 yılında Türkiye Yazarlar Birliği’nin Üstün Hizmet Ödülü’nü Mehmet Kaplan ve Emin Bilgiç ile paylaştı. 1986 yılında Kültürden İrfana adlı eseriyle aynı kuruluşun fikir dalı ödülünü kazandı.
Cemil Meriç, bir neslin sözcülüğünü üstlendi, bağımsız düşünceleri paylaşan bir aydın kuşağı yetiştirdi. Bir alperen gibi didindi, uğraştı. Yozluklara, kofluklara iltifat etmedi. Taassubun ve sığ düşüncenin karşısında tavır aldı. Uçsuz bucaksız iklimlerde at koşturdu dört nala. Bir serdengeçti gibiydi, ikbâlden uzak. Cemil Meriç’in meziyetleri neslinin meziyetleri. Hataları da öyle. Ancak yanlışını, hatasını daha sonra fark ettiğinde bunu pervâsızca açıkladı. Doğru bildiğini söyledi, hakikati gür sâdâyla haykırdı. Osmanlı’ya hayran, Türk’ün manevî değerlerine meftundu. Dürüsttü her şeyden önce, açık sözlüydü. Sevdiğini ilân etti, sevmediğini de merdane söyledi.
DENEMEDEKİ FİKİR
Cemil Meriç, doğru, iyi ve güzel fikirlerin sağlam, oturmuş ve zengin bir lisanla aktarılabileceğinin şuurundaydı. Bu yüzden dile büyük önem veriyordu. Uydurma kelimelere şiddetle muhalifti. “Kamus namus”tu onun için. “Kelimelerde bile asalet” arıyordu. Ömrünü “Türkçe’nin inceliğine” hasretmişti. Cemil Meriç’in uzun yıllar sekreterliğini yapan kişiler var. Hepsinin de bu hâtıralarını, anekdotlarını ve intibalarını yazmaları ve kitaplaştırmaları gerekiyor. Ahmet Cevdet Paşa ve Süleyman Nazif, üslûpta üstadlarıydı. Büyük bir fikir hâmulesine ve yüksek bir idrake sahip olan Meriç’in her yazısı hazmedilerek okunmalıdır. Çünkü eserlerinde fikirler rafine hâle getirilmiş, sıkıştırılmıştır.
Tarihten sosyolojiye, felsefeden edebiyata uzanan geniş bir sahada kâlem oynattı
Meriç. “Ansiklopedi”, “Sözlük”, “Edebiyat Tarihi”, “Roman”, “Şiir”, “Deneme” hakkındaki en şaşırtıcı hükümleri ondan okuduk. Düşüncelerini edebiyatın “deneme”siyle ifade ediyordu. Vefatından sonra yüzlerce imza, değişik yayın organlarında Cemil Meriç hocayı andılar. Bugün kültür dergilerimizin hâlâ kendisi için özel sayılar hazırladığı duymak insanı sevindiriyor.
İbn-i Haldun’dan Bediüzzaman’a, Ahmet Cevdet Paşa’dan Süleyman Nazif’e, Kenan Rifâî’den Sâmiha Ayverdi’ye, Nâzım Hikmet’ten Necip Fazıl’a İslâm ve Türk dünyasının mühim şahsiyetleri hakkında derinlikli tespitleri vardı Cemil Meriç’in. Çok geniş bir tecessüs ve alâkaya sahipti ve düşünce hayatımızın güçlü ışıldaklarındandı. Eserleriyle hâfızalarda ve gönüllerde yaşayan bu sesi kısılmayan hatip, semâdaki büyük yıldızlar gibi sönmeyecek olan bir parıltı, bir ışık, bir kılavuzdur.
Tarihten sosyolojiye, felsefeden edebiyata uzanan geniş bir sahada kalem oynattı. Doğulu ve Batılı önemli aydınları, yazarları tanıyor, okuyordu. Tecessüs ona en çok yakışan kelimeydi, araştırıyordu. O düşünce hayatımızın güçlü ışıklarından biri oldu. Eserleriyle ve fikirleriyle hâfızalarda ve gönüllerde yaşayan bu sesi kısılmayan hatip, semâdaki büyük yıldızlar gibi sönmeyecek bir parıltı, bir aydınlık, bir kılavuzdur. 21 yıldan beri gündemde. Demek toplumumuzun onun üstün fikirlerine ihtiyacı var. Cemil Meriç’i rahmetle, saygıyla anıyorum.
http://www.sanatalemi.net/Sayfala.asp?nereye=yazioku&ID=11983
Okunma Sayısı :
1170
20 Haziran 2008