Mehmet Nuri PARMAKSIZ
Şair - Yazar - İLESAM Genel Başkanı
ANA SAYFA
HAKKIMDA
ÖZGEÇMİŞ
BIOGRAPHY
ESERLERİ
KİTAPLAR
Dinle Kuşların Sesini
Türk Birliğinin Mümkün Yolları
Karanlıkta Bir Işık (A Light in the Darkness)
Şiir-Kültür ve Edebiyata Dâir Denemeler
Süveyda'ya Mektuplar
Kelebek Ömrü
Mahşerin Esrarı
Mahşerin Galibi
Sükûtun Kalbinde
Aşkın Kıyametinde...
Hasretin Narında...
Bencileyin Sözler
Bencileyin Sözler II
Türk Edebiyatında Ağıt Yakma Geleneği
Mahşere Dek
Hasretin Gizi
Hasret, Aşk ve Sükût
Güzide Taranoğlu'nun Yayımlanmamış Mektupları
Gülpınar Dergisi (İnceleme-İndeks)
Eşqde Mecnun Ağlı
Türkiye'de ve Dünyada Telif Hakları
Mogan Şiir Akşamları 2008
Mogan Şiir Akşamları
Anne Konulu Şiirlerden Şeçmeler
ETKİNLİKLER
E-KARTLAR
MEDYA
RESİM GALERİSİ
VİDEO GALERİSİ
İLETİŞİM
Eğitim Sistemleri ve Biz
/
BİRİKİM AĞACI
Yirmibirinci asra girerken, bilim ve teknolojideki hızlı gelişmeler dünyamızı bir köy haline getirdi. Ticari, haberleşme ve kültürel münasebetlerde milli sınırlar önemini kaybetti.
Bir ülkenin gelişmişliği, milletlerarası kriterlere göre ölçülmeye başlandı. Dolayısıyla gösterdiğiniz başarı, milletlerarası yarışma ve derecelendirmelerdeki başarınıza göre ölçülmektedir. Özellikle kalkınmış ve endüstrileşmiş bilgi toplumu olmaya doğru hızla ilerleyen milletler, kendilerini bu seviyeye getiren şeyin, eğitime verdikleri önemden kaynaklandığının farkına varmış bulunmaktadırlar.
Yeni bir asra girerken, kendi eğitim sistemlerini de yenileme ve gözden geçirme ihtiyacı duyan devletler en iyi okulları ve eğitim sistemlerini araştırmaktadırlar.
Yapılan araştırmalar göstermektedir ki günümüzde okuma ve anlama kabiliyetini en iyi geliştiren Yeni Zelandalılar, matematiği en iyi öğretip kullandırmasını bilen ve yabancı dili öğretmede ve öğrenmede en başarılı olan Hollandalılar, fen bilimlerini teknolojiye en iyi aktarıp uygulayan ve bunu en iyi öğreten Japonlar, lise seviyesinde en başarılı ve kaliteli eğitimi veren aynı zamanda en kaliteli öğretmen yetiştirmede dünyada tek ülke Almanlar, üniversite seviyesinde özellikle lisansüstü eğitimde ve sanat dalında en iyi öğretimi veren ABD, dünyada ilk sırada yer alan ülkelerdir. (2 Aralık 1991 Newsweek)
2000'li yılları yaşayacak olan ve yarının büyüklerini yetiştirmeyi birinci hedef bilen ülkelerin dünya çapında birinci olmalarını sağlayan ve onları geleceğe taşıyacak eğitim sistemi, aslında Osmanlıların dünyada eşine rastlanmayan ve ilk defa uyguladıkları Enderun Mektebinin yapı ve işleyişine çok benzemektedir. (2)*
Okulların eğitim kalitesini arttırmada şimdiye kadar öne sürülen teklifler, ya okulları değişik seviyelerde rekabete açmak veya değişik seviyelerde okul ve eğitim müesseseleri arasında yardımlaşmayı artırmak ve bilgi - tecrübe alış verişini hızlandırmak olmuştur. Acaba hangisi? Her ülkenin eğitim sistemlerinin iyi taraflarını alıp yeni bir sentez yapmak mümkün mü? Veya Osmanlıyı 400-500 sene ayakta tutan dinamiklerden olan Enderun Mektebini bugünkü eğitim sistemimize yaygın şekilde adapte edebilir miyiz?
Almanya'nın meslek iş eğitimi programı lise seviyesinde en mükemmel olduğundan ülkemizde örnek alındı. Ama çok başarılı olduğu söylenemez, niçin? Kanaatimizce, eğitimin alt yapısını teşkil eden sosyal faktörler ve ekonomik şartlar ve insanların anlayışları Almanya'nın en başarılı sistemini burada aynı şekilde uygulamayı engellemektedir.
Sosyo-ekonomik faktörler mi eğitimin kalitesini düşürüyor? Yoksa eğitim kalitesinin düşüklüğü neticesinde, istenmeyen sosyo-ekonomik faktörler mi ortaya çıkıyor? Kanaatimizce ikisi de birbirine bağımlı olup bir bütünün yarımları şeklindedir. O halde ağırlığı nereye vermeliyiz? Sosyo-ekonomik şartların düzeltilmesine mi yoksa eğitim ve öğretimin kalitesini artırmaya mı? Hangisi hangisinin düzelip iyileşmesini hızlandırır veya engel olur?
Belki de şimdiden zihinlerimizde oluşan diğer bir soru da şu: Türkiye üniversitelerinde, ABD'deki eğitim sistemi, yasama ve yürütme olarak kısmen uygulanırken, niçin bizim üniversitelerimizde aynı kalite yok? Bizler, ABD üniversitelerinin sahip olduğu maddi imkanlara sahip olsak ve istenilen her teknolojiyi de alıp okullarımızı ve araştırma merkezlerimizi donatsak, ABD'nin lisansüstü eğitimde sağladığı dünya birinciliğini elinden alabilir miyiz?
Tarihe baktığımızda öğrendiğimiz bir husus vardır ki o da, milletler veya onları teşkil eden fertler, can-ı gönülden arzuladıklarında, ihlasla isteyip, isteklerine uygun
hareke
t ettiklerinde hedeflerine ulaşabiliyorlar. Mesela Fatih Sultan Mehmet 1450'li yıllarda İstanbul'un fethinin yanında dünyada benzerine rastlanmayan Enderun Okulunu da kurarak devlet ve milletini geleceğe taşıdı. Osmanlıyı 4-5 asır dünyada muvazene unsuru bir millet yapan yolları sağlamlaştırdı. II. Dünya savaşı sonrası da, Japonya, Almanya, Hollanda bütün müesseselerini yeniden inşa ederken, okul ve eğitim sistemlerini de yeniden inşa ettikleri için, bugün eğitim ve öğretimin bazı sahalarında, dünya birinciliğine oynamaktadırlar.
O halde okulu başarılı yapan şeyler sadece para ve onunla satın alınan veya yaptırılan, güzel binalar, güzel ve kaliteli eğitim teknolojileri değil, aynı zamanda öğretmene, onun yetişmesine ve problemlerini çözmesine önem veren zihniyetde insanların olması ve paranın öğretmenler için harcanmasıdır? Bugün Japonya ve Almanya, okullarında öğrenci başına, ABD'den %50 daha az para harcamaktadırlar. Bununla beraber birçok konuda ABD'den daha ileri seviyededirler.
Eğitim uzmanlarına göre eğitime ayrılan paranın miktarından ziyade, onun nasıl ve ne şekilde, nelere harcandığı önemlidir. Mesela, ABD binalara ve yönetime daha fazla para harcarken, öğretmenlere nisbeten düşük maaş verir. Almanya ve Japonya ise bina ve yönetimden ziyade öğretmen maaşlarına daha fazla harcayarak öğretmene verdikleri değeri bizzat gösterirler. Osmanlı medreselerinde hocalara günde 50 ila 100 akçe maaş, talebelere ise 7-10 akçe burs verilirken hepsinin sosyal güvenlikleri garantiye alınmıştı. Bütün eğitim elemanlarına yeme ve içme bedavaydı. (O devirde birkaç akçe ile bir koyun alınmaktaydı.
Buradan siz o günün öğretim elemanlarının hayat standardını ortaya çıkarabilirsiniz.)
Ayrıca eğitim sistemleri kaliteli olan ülkeler, öğrencileri daha uzun süre okulda tutarlar. Bu da eğitimdeki başarıyı ve kaliteyi artırmaktadır. Mesela, Japonya da öğretim süresi bir yılda 240 gün. Almanya'da 210 gün, Türkiye'de ise yaklaşık 180 gündür. Ayrıca eğitim sistemindeki tutarlılık, uyumluluk ve denge mükemmel olmaya giderken önemli bir anahtardır. Başarılı eğitim sistemine sahip pekçok ülke, milli bir eğitim ve öğretim müfredatına sahiptir.
Genelde okul ve eğitim sistemleri, o ülkenin kültürünü, politikasını, toplumun ekonomik seviyesini yansıtır ve buna göre pratikte işlerlik kazanır. Bu yüzden sosyoekonomik faktörlerin ülkeden ülkeye değişmesi en iyi eğitim programlarının bile aynen tatbikini güçleştirmektedir.
Milletlerin eğitimlerinin kalitesini ölçmede, eğitime ayrılan bütçe, öğretmen maaşı, eğitime ayrılan haftalık ve günlük zaman dilimi, yıldaki genelde ve her ders için toplam ders saati ayrı ayrı olmak üzere, şu an için kabul edilen, milletlerarası kriterlerdir.
Eğitimin kalitesini artırmada şüphesiz en başarılı olacak olanlar, daima ekip halinde çalışan, ekibi devam ettiren ve eğitimin değişik üniteleri arasında haberleşmenin kusursuz olduğu ülkeler olacaktır. Ekip kurabilen ve ekip içinde çalışmasını bilen ve ekibi yürütebilen insanlar 21. asrın içinde yer alabileceklerdir.
Yeni Zelanda'nın eğitiminde konuyu kavrama, anlama ve özetleme önemlidir. Her çocuğun kendi hızında öğrenmesine müsaade edilir. Öğrenciler, hızlarına göre sınıf veya seviye geçerler. Ayrıca, iyi bilen öğrenciler az bilen öğrencilere öğretirler veya yaşlı öğrenciler genç öğrencilere, belletmenlik ve hocalık yaparlar. Ders kitapları canlı resimlerle dolu, dizgi, baskı, sayfa düzeni, okumayı teşvik edecek seviyededir. Kitaplar daha çok konuyu kavrama, anlama, özetleme hususuna ağırlık verecek şekilde düzenlenir.
Okuma okumayla geliştirilir. Çocuklar onlarca kitap ve metin arasından hoşlarına gideni seçerler. İlla şunu okuyacaksın mantığı yoktur. İlk başlarda yazma, heceleme veya gramere değil, manaya önem verilir. Kelimelerin dizilişi konusunda, çok sık durulur. Cümle kuruluşu, aynı kelimelerden farklı cümleler kurma sanatı ve anlamadaki değişikliklerin boyutu, çocuklara kullanım içinde gösterilerek öğretilir. Öğrencilere eş anlamlı veya yakın anlamlı kelimeleri bulma egzersizleri yaptırılır. Sınıf içinde öğrenciler, seviyelerine göre bölünür.
Başarılı öğrenciler derste daha bağımsız Öğrenmeye sevk edilirken, zayıf öğrencilere yoğun danışmanlık hizmeti verilir. Haftalık kayıtlar tutularak öğrencilerin o konudaki ilerleme hızları kaydedilir ve zümre değerlendirmelerine tabi tutulur. Kitaplar basılmadan önce bütün ülkedeki okullara gönderilip öğretmenlerin görüşleri alınır. Kitaplar mümkün olduğunca öğrencilerin anlayacağı dilde yazılır. Yeni Zelandalıların bu metodu Osmanlı Medreselerinde tatbik edilen metoddur. Ne acıdır ki ecdadımızın beş asır uyguladığı bu metodu bugün bizler değil Yeni Zelandalılar tatbik etmektedir.
Dünyada matematik öğretiminde en iyi olan Hollanda'da farklı ve ilgi uyandırıcı yapıdaki cisimler derste kullanılır. Öğrencilere açıların ölçüm metodlarını kavratmak için, içine pusula konmuş seccade gibi insanların kullandığı şekiller seçilir. Kısacası, gerçek dünyadaki cisimler derste kullanılır. Çocukların, öğrendikleri herşey onların hayatlarıyla bağlantılıdır ve çocuklar öğrendikleri şeyleri hayatlarında nerede, nasıl kullanacaklarını bilirler. Öğrenciler farklı şekillerde cisimleri kullanarak, kendi hızlarında ve yapılarında matematiki mefhumları öğrenirler, formülleri ezberlemeden ziyade problemi görmeye ve cevapları tahmin etmeye yönlendirilirler. Amerika okullarında, aritmetik belli bir sırada konu konu öğrenilir. Mesela kesirler, cebir, geometri gibi.
Ama gerçek matematikde, bütün bu konuların hepsi her seviyede öğretilir ve her matematik konusuna, gerçek dünyadan bir problem anlatılarak başlanır, o problem, o konu anlaşılarak çözülür ve öğrencilere matematiğin günlük hayatımızla nasıl bağlantılı olduğu gösterilir. Mesela, ihtimal hesapları anlatılmadan önce, günlük hayatta insanların oynadıkları şans oyunları gibi canlı misaller verilir ve konu tartışıldıktan ve ihtimal hesaplarının hayatımızla olan yakın bağlantısı gösterildikten sonra, konunun teoriği anlatılır. Hollanda'da matematik eğitiminden alınacak ders ise; "Öğrencilere, toplumda, hayatlarında kullanabilecekleri bilgileri vermeliyiz." olmalıdır.
Bilimi teknolojiye aktarmada en iyi olan Japonlar, diğer ülkelerle kıyaslandığında, avukattan, hukukçudan fazla mühendis ve teknik eleman yetiştirirler. Bütün Amerika, Avrupa araştırmacıları tarafından yazılan araştırma makalelerinden en iyi fikirleri bulup çıkarır ve uygulayıp teknolojiye dönüştürürler. Japonlar kâr üstüne kâr yaparken Amerikalılar ve İngilizler ise Nobel ödüllerini almayı beklerler. Osmanlıların Enderun okulundaki uygulama ağırlıklı eğitimi benimseyip tatbik eden Japonları, Batılılardan farklı kılan şey nedir? Japonlar 1968 ve 1977 yılında eğitim sisteminde iki defa reform yaparak, saf bilimden (Pure Science) - uygulamalı bilim (Applied Science), müfredatına geçtiler.
Şimdilerde 21. asra uygun yeni bir eğitim sistemine geçişe hazırlanıyorlar. Bu yeni sistemde hedef, soru soran ve soru sormasını bilen, bağımsız hipotezler oluşturabilen ve zihninde geçmişte söylenenleri tekrarlamaktan kurtarılmış, araştırıcı mucid bir zihine sahip olan öğrenciler yetiştirmektir. Yeni eğitimde Japonların ana teması; ekonomik düşünen, ekonomik verimliliği arttıran insan değil, mucid dahi ruhlu, orijinal, yeni fikirler, alternatifler üretmeyi isteyen ve seven azimli, kararlı insanlar olacaktır.
Öğrenciler, Japonya'da şimdiye kadar, kitapları okuyup hafızlayarak değil, deneyleri yaparak tabiattaki kanunları keşfediyorlardı. Çünkü yapılarak, içinde yaşanılarak öğrenilen bilgi, kuru okuma ve ezberlemeden daima üstündür. Çocuklar, Japonya'da sınıfta, cisimlerle ilgili malzeme ve cihazlarla oynayarak ve onları kullanarak fen derslerini öğrenirler.
Dolayısıyla gerçek dünya ile beyin arasında direkt bağlamı kurarlar. İlk etapta araya kitap girmez ve öğrenci önce kitap ile beyin, sonra beyindeki bilgi ile dış dünyadaki gerçek hadise arasında bağlantı kurmaya çalışmaz. Aksine önce beynini dış dünya ile temas kurdurup olayı gördükten sonra, kitaba geçilir. Bu şekilde kitaptaki teorik konunun öğrenilmesi çok daha kolay hale gelir. Ayrıca okullar, teknolojik ürünler ve eğitime yardımcı teknolojiler ile donatılıp, fen dersleri teknoloji uygulamalı verilmektedir. Öğrenciler okula, evlerinde kullandıkları değişik elektronik ve elektriki cihazları getirip, onları açarlar, incelerler, bozarlar ve yeniden yaparlar.
Amerika ve Batılı ülkeler şimdiye kadar Japonların bu eğitim sistemini çok takdir ettiler. Ama pratikte istifade edemediler. Bütün ülkelerin, Japon eğitim sistemini adapte etmede karşılaştıkları en büyük zorluk, öğretmen ve eğitim kadrolarına; kitapları ve ders notlarını ikinci, üçüncü sıraya koydurup, önce ellerine mikroskobu veya konu ile ilgili malzeme, alet ve cihazları alıp öğrencilere kullanmalarını öğretmek, en azından eğitime yardımcı malzeme olan audio-visual teknikleri kullandırtmaktır. Asitleri, bazları öğretmeden asit yağmurlarını anlatma, önemini, netice ve tesirlerini vurgalama, irsiyetin (kalıtım) mendel kanunlarını öğretmeden önce genetik danışmanlığı anlatma çok önemli olup, önce müşahhas (somut) şeyleri sonra mücerred (soyut) şeyleri öğretme esas olmalıdır. Unutmayalım ki, öğrenciler hayatla bağlantılı veya bağlantısı kurulan şeyleri hatırlayabilme ve ona ehemmiyet vermeye daha çok meyillidirler. Eğer bu böyle devam ederse Japonların gelecek nesilleri, Amerika'lıların fikirlerine de ihtiyaç duymaz hale geleceklerdir.
Genel lise seviyesi eğitiminde birinci olan Almanya'da orta Öğretim üç alt grupda toplanmıştır. Gymnasium'lar, Teknik ve Mesleki okullar. Eğitimin hedefi bürokratik değil, fonksiyoneldir. Öğrenciler diploma İçin değil iş için eğitilirler. Öğrencilerin 1/3 ü kolejlere hazırlık olan Gymnasiuma giderler. Geri kalanı teknik ve mesleki okullara gider. Almanya'da okullarda teorik ile pratik bütünleştirilmiştir. Almanya'daki mevcut eğitim sisteminden geçen herkes, bir işi planlamayı, uygulamayı, kontrol etmeyi ve değerlendirmeyi öğrenmek zorundadır. Öğrenmezse ilerleyemez, takılıp yolda kalır. Osmanlı medreselerinde de, bozulmadan önce, ilerleme tamamen kişinin ferdi çalışmasına, zekasına bağlıydı.
Kabiliyetli Öğrencilerin hemen sivrilip hızla ilerlemelerine imkan sağlıyordu. Almanya'da meslekî ve teknik lise öğrencileri çarşamba, perşembe okul dersleri alırlar. Pazartesi, salı, cuma ise değişik iş sahalarında stajyer olarak çalışırlar. Üniversiteye giden gymnasium öğrencileri farklı iki konuda (mesela; Biyoloji-Bilgisayar, Kimya-Biyoloji, Fizik-Biyoloji gibi) lisans almaları gerekmektedir.
Öğretmen eğitiminde dünyada en başarılı ülke olan Almanya'da öğretmenler, rahat şekilde orta sınıf seviyesinde iyi maaş alırlar. Öğretmenlere hususi haklar verilir (düşük faizli kredi, sosyal güvenlik vergilerinden muafiyet gibi).
Böyle bir prestije sahip olmanın fiyatı ise ağır bir eğitimden geçmek mecburiyetidir. Belki de bu yüzden, Alman öğrencilerin en iyisi ve parlağı Öğretmen mesleğine gitmektedir. Aynı uygulamaya Enderun okulunda da rastlanır. Alman Öğretmenleri pedagojik formasyon almadan önce, iki akademik branşta uzmanlaşırlar ve interdisipliner programları (Biyofizik, biyokimya, biyomatemalik gibi) öğretebilecek hale gelirler.
Mesela, Almanya'da bir müzik öğretmeninin müzik'de veya İngilizce'de master alması mecburidir. On sömestırlık lisans eğitimi, imtihan kağıtları, araştırma ve seminer takdimleriyle doludur. Diploma tezi hazırlama mecburidir. Final imtihanı ise 3-4 saat yazılı ve 1 saat sözlü imtihandan ibarettir. Sonra stajyer öğretmenlikleri iki yıl sürer. Seminer grubu haftada 3 kere biraraya gelir.
Teorisini ve didaktiğini (öğretme tekniklerini) çalışırken haftada bir kere de meslek hocalarından o dersin anlatımını dinleyip öğrenirler. Teftiş sistemi (stajyer öğretmeni kontrol) çok sıkıdır ve çok iyi çalışır. 2 yıllık stajyer eğitiminden sonra 100 sayfa civarında ingilizce ve müzik eğitiminin nasıl yapılması gerektiği üzerine rapor istenir. Rapor incelendikten sonra, eğitim teorisi, müzik ve ingilizceden 20 dk. sözlü imtihana alınırlar.
Lisansüstü eğitimde en iyi olan ABD üniversiteleri, İkinci Dünya Savaşı sonrası, araştırma merkezi haline dönüştürüldü. 21 Nobel ödülüne sahip California İnstitute of Technology (Caltech), 275 profesör 1095 Lisansüstü öğrenci, 472 yabancı öğrenci, 787 Lisans öğrencisiyle birlikte pekçok keşfin ve buluşun yapıldığı mükemmel bir enstitüdür. Burası dünyanın sayılı enstitülerinden biri olup, öğrenciler istediklerini, düşündüklerini yapabilmektedirler. Farklı branşlardan bilim adamları ekip çalışmasının veya disiplinler arası ortak çalışmanın en güzel örneklerini sergilemektedirler. Burada tatil yoktur. Enstitü, 24 saat aktif halde araştırmaya açıktır. Koridorlar panolarla dolu olup, herkesten sorulara çözüm ve yeni fikirler istenir.
Panolarda "şu sorulara çözüm, alternatif aranmaktadır" türünden duyurulara sıkça rastlanır. Koridorlarda yürürseniz, yeni soruların ve fikirlerin baskınına uğradığınızı hissedersiniz. Caltech'de bir öğrencinin kendisinin yaptığı ve böceğin yürüyüşünü taklit eden bir motoru takdim etmesi gibi ilginç örneklere her zaman rastlamak mümkündür. Burası dahice kurulup geliştirilmiş, mucit ruhların keşif ve buluş yapabilecekleri bir atmosfere sahip merkezdir. Burası bir yönüyle ABD'nin kendine has Enderun Mektebinin bir kısmını teşkil etmektedir.
Uzakdoğu Asya ülkelerinde üniversiteye başlayan bir öğrenci ortalama 4-5 saat uyur. Hayatlarında tatil ve hafta sonu kavramı yok denecek kadar sıkı ve yoğun çalışırlar. Güney Kore 1995 yılında eğitim sisteminde köklü değişiklik yapıp; sıkı disiplinden ve test merkezli müfredattan analizci düşünmeye, bağımsız kişilik geliştirmeye yardımcı ve mucitliğe önem veren bir müfredata geçecekdir. 21. asra girerken, yapılacak eğitimi, Tokyo'daki bir okulun müdürü şöyle özetliyor;
"Gaye, çocuklara birtakım gerçekleri öğretip ve onlara bilgi yükledikten sonra, kendi geliştirdiğimiz testlerle, yüklenilen bilginin ne kadarını aldıklarını değerlendirip ölçmek değildir. Biz. yürüyen ansiklopedik insanlar yetiştirmeyi düşünmüyoruz. Biz öğrenciye kendine güvenmesini sağlayacak eğitim ve onun hayalini, hassasiyetini, öğrenme, anlama aşk ve şevkini arttıracak bir eğitim vermek istiyoruz. Biz öğrencinin konuyu ezberlemesini değil, kavramasını, anlamasını ve o bilgiyi kullanabilmesini istiyoruz. Onlarda, bağımsız araştırma ve rapor yazma kaabiliyetlerini geliştirmeyi planlıyoruz."
Görüldüğü gibi, bir yandan her ülkenin kendine has bir Enderun Mektebi kurmaya çalıştığı, diğer yandan ancak bu şekilde devlet ve milletlerini 21. asra taşıyabileceklerine inanan insanların sayısının arttığı günümüzde "Bizler de acaba bu kendi mirasımıza sahip çıkıp onu yeniden hayatımıza tatbik edebilirmiyiz?" sorusunu sormadan edemiyoruz.
KAYNAKLAR:
1) SEİBERT. S. MANEGOLD. C.S. (1991). Newsweek Magazine 2 December. New York. Shf. 39-50
2) ENÇ, M. (1979). Üstün Beyin Gücü: Gelişim ve Eğitimleri Ankara Üniv. Eğt. Fak. Yay. No:8, ANKARA Shf: 285-338
3) ÖZTUNA, Y. (1983). Büyük Türkiye Tarihi. 10. Cilt Ötüken Yayınevi. İSTANBUL. Shf: 291-308
* Enderun Mektebi bizim eğitim tarihimizde özel bir yeri olan ve toplumun fikir işçilerini ve mimarlarını yetiştiren bir eğitim kurumu olup o zamanki dünya ülkelerinde bir benzeri olmayan, şimdi ise kısmen Amerika, İngiltere, Almanya ve Japonya gibi ileri ülkeler tarafından uygulanmaktadır. Fatih Sultan Mehmed tarafından kurulan bu okul, Eflatun'un "Ütopia" isimli eserindeki ideali pratiğe koyan ilk okuldur. Enderun Mektebinin yapısı, eğitim öğretim programı ve işleyişi incelendiğinde görülmektedir ki, bu yazımızda anlattığımız ve dünya ülkelerinin 21. asra girerken hedeflediği eğilim modellerinin birçok yönünü ihtiva etmektedir (2).
Okunma Sayısı :
1406
24 Haziran 2008