Ziya Gökalp ve Türk Sosyolojisi

ilk türk sosyoloğu ziya gökalp in çalışmaları, osmanlı milliyetçiliğinden turancılığa ve türkçülüğe uzanan bir süreçte gelişmiştir. bu düşünsel gelişim sürecinde ziya gökalp, "türkleşmek, islamlaşmak, muasırlaşmak" biçiminde formüle ettiği bir senteze ulaşır. onun gerek bu sentezi gerçekleştirmesi, gerekse türk düşünce yaşamını yönlendiren etkili bir kişilik kazanması, 1917 de çıkardığı haftalık "yeni mecmua" ile mümkün olmuştur.
1876 da diyarbakır da doğan ziya gökalp in yaşamı, türkçülük düşüncesinin bilimsel bir temele oturtulması yolunda çalışmakla geçti. eski yunan filozoflarını okuduğu, felsefeye merak sardığı gençlik yıllarında, doğu kültürüyle batı kültürünü bağdaştıramamanın getirdiği bunalım onu intihara sürükledi. kendini tabancayla öldürmeye kalkıştı, ama kurşun alınkemiğinden girmediği için kurtuldu. 1895 te ailesinden gizli geldiği istanbul da baytar mektebine girdi. II. abdülhamit yönetimi yıkmayı amaçlayan gizli örgütlerle ilişki kurması, kovuşturmaya uğrayıp taşkışla da hapsedilmesi, sonra da memleketi diyarbakır a sürülmesi bu yıllara rastlar. meşrutiyet e kadar diyarbakır da çeşitli memurluklarda bulundu ve kendini okumaya verdi. meşrutiyet ilan edilince (1908) de ittihat ve terakki nin diyarbakır şubesini kurarak "peyman" gazetesini çıkardı.
bu döneminde ziya gökalp bir osmanlı ideoloğudur. "peyman" ın ilk sayısındaki yazısı da "ilm-i içtima" (sosyoloji) başlığını taşımaktadır. bu yazıda osmanlı toplumunun sosyolojik çözümlemesini yapmaya çalışan gökalp, "ilm-i içtima nın, içtimai, yani toplumsal hastalıkları tanılama ve tedavi için gereken araçları hazırlayacağını savunur. gökalp e göre, "osmanlı millite, birtakım unsurlardan ibarettir. bu heyet her türlü içtimai şekli içine almaktadır. imtizac etmemiş (kaynaşmamış) unsurlardan mürekkep olduğu için tabii bir intizamı yoktur. şimdiye kadar geçirdiğimiz buhranlar fikirlerin, hislerin birbirine uymayışındandır." işte dil, meslek, vb. ayrılıkların yol açtığı kötü fikirlerin yerine sağlam fikirleri ancak ilm-i içtima koyabilir. ayrı unsunların bağdaşıp uyuşabileceğini bu ilim gösterir. osmanlı "maşer-inas"ları -gökalp sosyolog yerine bu terimi kullanmaktadır- böylesi samimi bir birliğin kurulması yollarını araştırmalıdırlar.
ziya gökalp, sonraki yazılarında da türklük ve osmanlılık konuları üzerinde duracak osmanlıların ırk kavramını önemsemediklerini, osmanlı eğitim sisteminin çeşitli unsurları eğiterek tek bir unsuru oluşturmayı amaçladığını ve yeni bir millet yarattığını, egemen unsurun artık türkler değil osmanlılar olduğunu, böylece türkçe nin üstünde bir de osmanlı dilinin oluştuğunu savunacaktır. yine ona göre "osmanlı milleti de şarkın terakkisever amerikalısıdır."
ziya gökalp in osmanlı ve osmanlılık kavramları konusundaki bu düşünceleri bbağlı bulunduğu ittihat ve terakki nin o yıllardaki politikasına uygun düşmekteydi. çeşitli unsurlardan oluşan imparatorlukta siyasi dayanaklar bulabilmek için osmanlılık ülküsünü benimsemek zorunlu görülüyordu. nitekim II. meşrutiyet in ilanının ardından seçimle oluşturulan ilk meclisin 288 üyesinden 147 si türktü. öte üyeler arap, arnavut, rum, ermeni gibi çeşitli etnik toplulukların temsilcileriydi.
ittihat ve terakki nin 1909 da selanik te yapılan kongresine diyarbakır delegesi olarak katılan ve merkez-i umumi üyeliğine seçilen ziya gökalp in düşüncelerindeki temel değişim selanik e yerleştikten sonra başladı. burada tanıştığı ömer seyfettin ve ali canip yöntem in öncülüğündeki genç kalemler hareketine katıldı. "genç kalemler" dergisinde merkez-i umumi üyesi olduğu için takma adla yayımladığı yazılarında ve şiirlerinde osmanlılığı reddediyor, türkçülüğü savunuyordu artık.
bu döneminde ziya gökalp turancıdır. kavim, ırk kavramlarına bağlı olarak bütün türklerin siyasal birliğini savunmakta, "vatan ne türkiye dir türklere, ne türkistan/vatan büyük ve müebbed bir ülkedir: turan demektedir. ona göre bir "içtimai" devrim gereklidir. bu ise yen ibir "hayat" yaratmakla mümkündür. "yeni hayat", yeni iktisat, yeni aile, yeni sanat, yeni felsefe, yeni ahlak, yeni hukuk ve yeni siyaset demektir. türkler bugün bir kavimdirler ama yarın bir millet olacaklar; "yeni hayat", türklükten doğacaktır.
balkan savaşının patlaması, selanik in yunanlılarca alınması üzerine istanbul a gidin (1912) ziya gökalp, ergani milletvekilidir artık. ittihat ve terakki nin merkez-i umumi üyesi olduğu için de nüfuzu gittikçe artmaktadır. türk ocağının çalışmalarına katılmakta, "türk yurdu" dergisinde yazmakta, türkçülük ideolojisini sistemleştirmeyi amaçlamaktadır. turan kavramını bırakmamakla birlikte, "türk yurdu"nda tefrika edilen (1913) "türkleşmek, islamlaşmak, muasırlaşmak" yazısıyla bir sentezi gerçekleştirmek istediği görülmektedir. nitekim, darülfünun da içtimaiyat (sosyoloji) dersleri vermeye başladıktan (1914) sonra, turan düşüncesinden gittikçe uzaklaşacak, hatta ırk kavramının zoolojik bir terim olduğunu söyleyecektir.
"türk yurdu"nda yazan bir başka yazar da yine ittihat ve terakki cemiyeti üyesi olan yusuf akçura dır (1867-1935). kazan türklerinden olan akçura da küçük yaşta istanbul a gelmiş, harbiye den mezun olmuş ama jön türklerle ilişkisinden ötürü trablus a sürülmüş ve paris e kaçmıştır. burada "meşveret" gibi jön türk organlarında yazı yazan akçura, 1908 devriminden sonra türkiye ye gelerek, türk ocağının kurucuları arasında yer almıştır. akçura ya göre, osmanlıcılık gerçekleşmesi olanaksız bir hayaldir. dönemin koşullarının elverdiğihareket, türklerin birliğini sağlayacak türkçülüktür. akçura, daha sonra, milli mücadele ye katılacak ve cumhuriyet in kuruluşundan sonra üniversitede tarih profesörlüğü ve türk tarih kurumu başkanlığı yapacaktır.
"yeni mecmua" yı çıkardığı 1917-1918 yılları ziya gökalp in, "türkçülüğün esasları" (1923) adlı kitabında programlaştırdığı türkçülük ideolojisini geliştirdiği, milli edebiyat akımının egemen sanat anlayışı durumuna geldiği bir dönemdir.
12 temmuz 1917 de ilk sayısı yayımlanan "yeni mecmua", ittihat ve terakki nin parasal desteğiyle çıkarılmıştır. derginin sahibi merkez-i umumi üyesi küçük talat bey, yönetim yeri de merkez-i umumi binasının (şimdiki cumhuriyet gazetesi) alt katında bir odaydı. derginin yönetiminde tek yetkili ise ziya gökalp ti.
mondros mütarekesinin imzalanması üzerine kapanan (16 ekim 1918) "yeni mecmua" ile ziya gökalp, bilimsel türkçülüğü ve milli edebiyat ı yaygınlaştırmayı amaçlıyordu. ona göre fakülte ve bilimsel araştırma dergileri bu konuda yeterli değildi. görüşlerinin hayata geçirilmesi ve milli edebiyat ilkelerinin yaygınlaşması popüler bir kültür ve sanat dergisinin çıkarılmasıyla mümkündü.
ziya gökalp, 66 sayı yayımlayabildiği "yeni mecmua" da bu amacı gerçekleştirmeyi başarmıştır. başta, "genç kalemler" dergisinden milli edebiyat ın öncüsü olan arkadaşları ömer seyfettin ve ali canip yöntem in bulunduğu "yeni mecmua" nın yazar kadrosu, dönemin hemen bütün bellibaşlı adlarını kapsamaktadır. ilk sayıda yazı, şiir ve hikayeleriyle yer alan ziya gökalp, ahmet refik (1880-1937), necmettin sadık (sadak) (1890-1953), mehmet fuad (köprülü), rauf yekta (1871-1935), ahmet ağaoğlu, ali canip, orhan seyfi (orhon) (1890-1972), fazıl ahmet (aykaç) (1884-1967) ve ömer seyfettin e, sonraki sayılarda yahya kemal, mehmet emin erişirgil (1891-1965), yakup kadri karaosmanoğlu da katılır. hatta o sırada ittihat ve terakki ye karşı olduğu için sürgünde bulunan refik halit karay, ziya gökalp in girişimiyle bağışlananarak istanbul a getirtilir ve dergide yazması sağlanır.
işgal yıllarında tutuklanan ve ingilizlerce malta ya sürülen (1919-1921) ziya gökalp, "yeni mecmua"yı ikinci kez 1923 te 17 sayı çıkarabilmiş, ölümünden (1924) bir yıl önce ise bütün düşüncelerinin toplu bir değerlendirmesi sayılabilecek "türkçülüğün esasları" adlı kitabını yayımlamıştır. artık türkçülüğü türkiyecilik olarak alan ziya gökalp milleti şöyle tanımlamaktadır: "millet, ne ırki, ne kavmi, ne coğrafi, ne siyasi, ne de idari bir zümredir. millet, lisanca, dince, ahlakça ve bediiyatça müşterek, aynı terbiyeyi almış fertlerden mürekkep bir zümredir.
bu döneminde ziya gökalp medeniyet ile hars (kültür) kavramlarını ayırmış, medeniyetin uluslararası, kültürünse milli olduğunu ileri sürmüştür. ona göre kurtuluş ve yükselme, milli kültürü koruyarak batı medeniyetine yönelmekle mümkündür. çünkü medeniyet, bilgili ve yöntemli bir çalışmanın ürünüdür, aydınların eseridir.
aydınlardan halka doğru yayılır. öyleyse, türk aydınlarının birbirine bağlı bellibaşlı iki görevi vardır; batı ya yönelerek oradan medeniyeti almak ve sonra bunu halka götürmek.
ziya gökalp bu gelişimi "garba doğru" ve "halka doğru" biçiminde formüle eder. "halka doğru" hareketi gökalp e göre çeşitli aşamalarda gerçekleşecektir. ayrıca aydınlar halka medeniyeti götürürlerken halktan da milli kültürü, onun deyimiyle harsı alacaklardır. çünkü kültür, bir bakıma ferdin (bireyin) iradesinin ve çalışmasının dışında kendiliğinden oluşan, milli ve mahalli olgular bütünüdür. bu nedenle yabancı bir medeniyetin etkileriyle karışıp bozulmamış olan halk tabakalarında bulunur. öyleyse aydınlar, medeni bir millet olabilmek için yalnız medeniyete değil, milli kültüre de yönelmelidirler. çünkü batı medeniyetini almakla belki medenileşilebilir, ama millet olunamaz.
bunun için "türkçülüğün programı"nı verir. türk milletinin kurtuluş ve yükselişi için gerekenleri sekiz bölümde toplar: lisani türkçülük, bedii (estetikte) türkçülük, ahlaki türkçülük, hukuki türkçülük, dini türkçülük, iktisadi türkçülük, siyasi ve fersefi türkçülük.
ziya gökalp ın "lisani türkçülük" konusunda savunduğu düşünceler, bir bakıma "genç kalemler" tarafından başlatılan yeni lisanhareketinin sistemleştirilmiş biçimidir.
ziya gökalp e göre milli dili kurabilmek, osmanlıcayı bir yana bırakıp istanbul halkının konuşma dilini yazı dili olarak kullanmakla mümkündür. konuşma dilinde karşılığı bulunan yabancı kelimeler atılmalıdır. ama bu ayıklamada, yalnızca türkçe kökten gelen kelimelerin kalmasını savunan "tasfiyeciler" in görüşünü benimsemek de yanlıştır. konuşma diline girmiş, halkça benimsenmiş yabancı kelimeler türkçe sayılmalıdır. bu konuda gökalp in ana ilkesi "türkçeleşmiş türkçedir." ayrıca öteki türk lehçelerinden de kelime alınmamalıdır. yalnız, türkçeye girmiş olan arapça ve farsça dil kurallarının hepsi atılmalıdır. avrupa medeniyetine yönelirken, o medeniyetten alınacak yeni kavramları anlatmak için yeni kelimeler gerekeceğinden, bunları önce halkın konuşma dilinde aramalıdır. orada yoksa türkçe yeni kelimeler türetilmeli, bu da yapılamıyorsa, ister istemez arapça ve farsçaya başvurulmalıdır. bütün dillerde ortaklaşa kullanılan rönesans, roman, vapur, telefon gibi kavramlar ve teknik kelimeler batı dillerinden olduğu gibi alınmalıdır.
ziya gökalp in edebiyat anlayışını da medeniyet ve kültür kavramlarına bakış açısı belirler. ona göre yararlanılması gereken iki kaynak vardır: halk edebiyatı ve batı edebiyatı. yalnız edebiyatta değil, güzel sanatların, zanaatların her dalında milli unsurlar batı tekniğiyle işlenmelidir. sanatçılar hem halk edebiyatı ürünlerini, hem de batı edebiyatının büyük eserlerini örnek almalıdırlar. milli dile uygun olarak da milli vezin olan hece vezni kullanılmalıdır.



 Okunma Sayısı : 2952         24 Haziran 2008