Mehmet Nuri PARMAKSIZ
Şair - Yazar - İLESAM Genel Başkanı
ANA SAYFA
HAKKIMDA
ÖZGEÇMİŞ
BIOGRAPHY
ESERLERİ
KİTAPLAR
Dinle Kuşların Sesini
Türk Birliğinin Mümkün Yolları
Karanlıkta Bir Işık (A Light in the Darkness)
Şiir-Kültür ve Edebiyata Dâir Denemeler
Süveyda'ya Mektuplar
Kelebek Ömrü
Mahşerin Esrarı
Mahşerin Galibi
Sükûtun Kalbinde
Aşkın Kıyametinde...
Hasretin Narında...
Bencileyin Sözler
Bencileyin Sözler II
Türk Edebiyatında Ağıt Yakma Geleneği
Mahşere Dek
Hasretin Gizi
Hasret, Aşk ve Sükût
Güzide Taranoğlu'nun Yayımlanmamış Mektupları
Gülpınar Dergisi (İnceleme-İndeks)
Eşqde Mecnun Ağlı
Türkiye'de ve Dünyada Telif Hakları
Mogan Şiir Akşamları 2008
Mogan Şiir Akşamları
Anne Konulu Şiirlerden Şeçmeler
ETKİNLİKLER
E-KARTLAR
MEDYA
RESİM GALERİSİ
VİDEO GALERİSİ
İLETİŞİM
Bir âlim gitti dünyadan âlem göçtü ardından
/
BİRİKİM AĞACI
Bir âlim gitti dünyadan âlem göçtü ardından
Mehmet Nuri Yardım
“Âlim” ile “âlem” kelimeleri birbirine ne kadar çok yakın değil mi? Sadece ıstılahî olarak değil mânâ olarak da aralarında büyük bir benzerlik var. Âlim âlemi seyreder, okur, tefekkür eder ve ilmini vücuda getirir, bütün insanların istifadesine sunar. Bu yüzden mi acaba hadis-i şerifte âlimin ölümü âlemin ölümüne benzetilmiş... Muhakkak ki, âlim ilmiyle bu âlemde şereflenmiştir.
Evet Ahmed Yüksel Özemre kelimenin tam anlamıyla bir âlimdi. Hem de ilmiyle amel eden iyi bir âlimdi, ihlaslıydı. Coşkulu bir hâli vardı her zaman. Türlü bâdireler atlattı, neredeyse envai çeşit hastalıklarla, hem de en ağır hastalıklarla boğuştu. Ama hepsine dayandı, direndi, sabretti hatta şükretti. Buna en yakınları şahittir. Sağ kolu Korkut Bey buna canlı tanıktır.
İdris Alhanlıoğlu, Ersoy Kutluk, Şükrü Kılınçarslan ve Murat Oktay’la birlikte Kubbealtı’ndan çıktık, Üsküdar’a gidecektik. Çünkü dün aldığımız acı haber hepimizi bir anda şaşırtmış, derin bir üzüntüye, büyük bir hüzne sürüklemişti. Ahmed Yüksel Özemre Hoca Hakka yürümüştü… Asuman Öztürk Hanımın haberi alır almaz ağladığını duyunca Hoca’nın nasıl bir tesir sahasına sahip olduğunu bir nebze daha iyi anladım. O bir güneş gibi etrafını, yakınlarını, dostlarını, aile efradını aydınlatıyor, ısıtıyordu. Daha çok kitaplarının basılacağı zamanlarda mekânımızı şereflendirirdi. Ahmed Yüksel Hoca’nın gelişi haşmetli, gidişi tantanalı olurdu. Eski İstanbul terbiyesine sahipti ve küçük büyük demez herkesi selâmlardı. Önce teknik odaya girer, işini bitirir, sonra da sohbet ve muhabbet için oturup bizimle birlikte çay içerdi. Daha çok biz onu dinlerdik. Çünkü o ilmiyle, irfanıyla dinleyenleri büyülüyordu. Anlattıkları mânidâr, fikirleri doğru, söyledikleri güzel, nükteleri seviyeli, hâtıraları canlıydı.
Dün gazetelere baktım. Türkiye’de gazetelerimiz ve tabii ki televizyonlarımız kültür sanat adamlarının vefatlarını duyurmada genelde eksik kalıyorlar. Son birkaç hafta içinde kaç büyüğümüzü yitirdik. İşte Mayıs ayının sonunda şair Dilâver Cebeci, ardından minyatür sanatkârı Nusret Çolpan, sonra büyük Kırgız romancı Cengiz Aytmatov ve hemen arkasından bestekâr Avni Anıl ve şimdi de ilim ve fikir adamı, yazar Ahmed Yüksel Özemre... Arada karikatür sanatçısı Vehip Sinan’ın ablasını da hatırlamalıyız. Hepsine rahmet olsun...
Arkadaşlarla Üsküdar’a çıktık ve Gülnuş Valide-i Cedit (Yeni) Camii’ne doğru yöneldik. Geçen yıl da Hocanın ağabeyinin cenaze namazını burada kılmıştık. Ahmed Hocanın evi de camiinin arka sokaklarından birindeydi. Büyük bir kalabalık… İlk anda rastladıklarım Mehmet Şevket Eygi, Hüseyin Sarıkoç, Dursun Gürlek, Emin Sezer, Belkıs İbrahimhakkıoğlu, Nidayi Sevim, Nazif Gürdoğan, Ergun Göze, Hicran Göze, Zeynep Uluant, Bünyamin Şen, Olcay Yazıcı… Ve daha bir çok âşina simâ… İkindi zamanıydı. Önce vakit namazı kılındı camide. Ardından avluya çıkıldı. İzdiham var. Binlerce kişinin katıldığı cenaze namazı hazırlığı, duası ve edası… Cemiyetin her kesiminden, her tabakasından insanlar… Yaşlısı, genci, hanımı erkeği, halkı münevveri, farklı tarzda giyinmişler, velhâsıl toplumumuzun bütününden büyük bir alaka, derin bir sevgi âşikâre görülüyor… Ahmed Yüksel Özemre’nin bu kadar çok sevildiğini bir çok kişi tahmin edemez… Evet o, mensup olduğu milletin ruh köküne candan bağlı münevverlerdendi.
Vasıtalara binildi ve cenaze arabasının ardından Karacaahmet’e gidildi. Aynı izdiham, aynı kalabalık ve orada da ikinci bir tören… Toplumumuzun her kesinden bir çok kişi, bu güzel insanı, bu münevver adamı son yolculuğunda yalnız bırakmadı. Karacaahmet Mezarlığı olağanüstü günlerden birini yaşadı. Çünkü Özemre, burada aile kabristanına defnediliyordu. Eserlerinde sevgiyle anlattığı annesinin babasının yanıbaşında ebedî istirahatgâhına çekilirken Kur’an’dan bölümler okunuyor, dualar ediliyordu. Kubbealtı Akademisi Kültür ve Sanat Vakfı Mütevelli Heyeti Başkan Vekili Sinan Uluant, Prof. Dr. Tarık Akçal, hocaya sağlığındayken de sahip çıkan ve değer veren Üsküdar Belediye Başkanı Mehmet Çakır cenaze defnedilirken de hazır bulunan isimlerdendi.
HASRETİNİ ÇEKTİĞİM ÜSKÜDAR
“Üsküdar esnafı, sattığı malın bedelini muhakkak ‘Allah kesenize bereket versin efendim’ ya da sâdece ‘kesenize bereket efendim’ veya ‘Ömrünüze bereket efendim’ diye kabul eder; müşteri de ‘bereketinizi bulun efendim’ duası ile cevap verirdi. Müslüman ve gayr-i Müslim esnaf sabahleyin birbirini gözetler, siftah ettikten sonra gelen ilk müşterisini ‘Efendim, ben bu sabah, hamd olsun, siftahımı yaptım; ama komşum henüz daha siftah etmedi. Ricâ etsem, ona gidebilir misiniz?’ diye komşusuna yönlendirirdi.”
Bu satırlar, sonsuzluk âlemine uğurladığımız ilim ve fikir adamı, gönül insanı Ahmed Yüksel Özemre’nin “Hasretini Çektiğim Üsküdar” isimli eserinde geçiyor.
Büyük bir ilim adamı: İlk atom mühendisi. İyi bir akademisyen: Talebeleri tarafından sevilen bir hoca. Gerçek bir yazar: Okuyucularınca hararetle takip edilen ve okunan bir müellif. Mükemmel bir dost: Gönül sohbetlerinin aranan simâsı. Üsküdâr yârânının âşina çehresi. Ârif, âkil, âlim, âşık ve âbid. İnançlı bir mümin, köküne bağlı bir münevver, düşünmekten yorulmayan bir mütefekkir. Bir mücadele, bir murakebe, bir muarefe, bir muhasebe, bir muaşaka adamı. Dört dörtlük bir Müslüman Türk aydını. Kubbealtı’nda artık o coşkulu sohbetlerini dinleyemeyeceğiz, o şen kahkahasını işitemeyeceğiz. Ama o hizmetini yaptı, görevini tamamladı ve eserlerini yeni nesillere bıraktı. Bize düşen onları okumak. Bâki kalan bu kubbede onun hoş sâdâsı yankılanıyor.
EFSANEVÎ HAYAT
Prof. Dr. Ahmed Yüksel Özemre 1935 yılında Üsküdar’da doğmuştu. Galatasaray Lisesi, İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi Matematik-Fizik Bölümü, Fransa Nükleer Bilimler ve Teknoloji Milli Enstitüsü’nden mezun oldu. Türkiye’nin ilk atom mühendisiydi. Fransızca, İngilizce, İtalyanca, Almanca ve İspanyolca biliyordu. Özemre’nin pozitif, sosyal ve dinî ilimler konularında muhtelif makale ve raporları, ders kitapları, ilmî eser ve tercümeleri ve çok sayıda te’lif kitapları bulunuyor. Türkiye Yazarlar Birliği, Özemre’yi, 1996 yılında “Üsküdar’da Bir Atâr dükkânı” isimli eseriyle Hâtırat Dalı’nda ve 1998 yılında da Prof. Dr. Toshihiko İzutzu’dan çevirdiği “İbn Arabî’nin Fusûs’undaki Anahtar-Kavramlar” başlıklı çevirisiyle Çeviri Dalı’nda “Yılın Sanatçısı” ödüllerine lâyık görmüştü.
Türk ilmine, irfanına, sanatına, kültürüne, edebiyatına hizmet eden bir çok şahsiyetin kıymeti yaşarken bilinmez. Vefatlarından sonra onları arar ve anarız. Ama şükürler olsun ki, Ahmed Yüksel Hoca’nın değeri sağlığındayken de biliniyordu. Seviliyor, sayılıyordu. Üsküdar Belediyesi büyük bir kültür merkezine adını vermişti.
Ahmed Yüksel Özemre tefekkür semamızın sönmeyecek yıldızlarındandır. İlim aleminin seçkin bir yüzü, inanç dünyamızın müstesna bir simâsıydı. Kubbealtı’ndan çıkan eserleri çok önemli: Geçmiş Zaman Olur ki, Üsküdar’da Bir Atâr Dükkânı, Gel de Çık İşin İçinden, Portreler Hâtıralar, Üsküdar’ın Üç Sırlısı, Üsküdar Ah Üsküdar, Galatasaray’ın Mekteb-i Sultasi’nde Sekiz Yılım ve Hasretini Çektiğim Üsküdar... Özemre’yi okumak ufkumuzu genişletir, zihnimizi uyanık tutar, kültürümüzü artırır ve kalbimizi ferahlatır. Çünkü o milletinin değerleriyle barışık bir aydındı. Ayağı, doğduğu toprağa sağlam basan bir mütefekkirdi. Onu hiç unutmayacağız. Mevlâ rahmet eyleye. Kabri nur, mekânı cennet olsun. Hepimizin, Türkiye’nin, Türk dünyasının ve İslâm âleminin başı sağolsun.
http://www.sanatalemi.net/Sayfala.asp?nereye=yazioku&ID=12174
Okunma Sayısı :
2316
30 Haziran 2008