Ali Müfit Gürtuna: “Toplumumuza göre İstanbul kutsal şehirdir”
Güzin Osmancık
İstanbul Büyükşehir Belediyesi eski başkanı Ali Müfit Gürtuna ile İstanbul eksenli bir konuşma yaptık. Sadece İstanbul’u konuşmadık. Kültürümüzü, medeniyetimizi, mimarimizi, şehirciliği, kısacası bizi biz yapan temel değerleri ele aldık. Faydalı olacağı düşüncesiyle bu konuşmayı sizinle paylaşıyoruz.

OSMANCIK: Sayın Gürtuna, İstanbul’a Belediye Reisi olmak şehr-i emin olmak nasıl bir duygu?

GÜRTUNA: Benim için yaşarken değil, daha sonrada bırakabileceğim en güzel mirastır İstanbul. Ben tarihe tarihçi diyeceğim şekilde ilgi duyan birisiyim. Bütün çalışmalarımda gördüm ki bizim toplumumuz İstanbul’u çok sevmiş. Peygamberden gelen bir yaklaşım ama ta Selçukludan itibaren hep Türklerin gözü İstanbul’a çevrilmiş. Bizim toplumumuzda bir kutsiyet ifade edilmiş.
İstanbul’un fethi kutsal bir hedef gibi nesilden nesile geçmiş ve en son Fatih Sultan Mehmet ve onun döneminde yaşayan nesile nasip olmuş ve Fatih de o kutsiyetle İstanbul’u gergef gibi işlemiş. Şehir fetihten sonra hiç talan edilmemiş.

OSMANCIK: Tam tersine fetihten sonra büyük sanat eserleri yapılmış.

GÜRTUNA: -Kesinlikle, Bizans’ta yaşayan insanın burnu bile kanamamış. Fatih Sultan Mehmet Anadolu’nun diğer taraflarında bulunan farklı tip insanları da bir araya getirmiş hem Türk dünyasından hem Hıristiyan ve Musevi dünyasından.
Burayı çok önemli bir Medeniyet merkezi olarak düşünmüş. Bugün eksik olan bu zaten, o medeniyet algılaması olmadığı zaman olay başka mecralara dönüşüyor ve tarih boyunca her gelen sultan, sadrazam, belediye başkanı bir şeyler yapmaya çalışmış. Cumhuriyet döneminde yine çok önemli hizmetler verilmeye çalışılmış.

OSMANCIK: Ama Belediye başkanı Lütfü Kırdar zamanında bir nazım planı var biliyorsunuz, bu nazım planıyla İstanbul çok büyük bir tahribata uğramış, Mimar Sinan’ın eserleri dahil pek çok eser yıkılıp yerine modern binalar yapılmış.

GÜRTUNA: Şimdi bu bahsettiğiniz Henr Prost ile başlayan bir süreçtir. İstanbul zaten ne yazık ki biraz kaderine terk edilmişliğin getirdiği bir itilmiş kakılmışlık dönemi yaşadı. Son dönemde bunun bir örneği bu Fransız mimarla başlayan süreçtir. İstanbul’u planlayalım diye yeniden ele alındığı zaman Henry Prost davet ediliyor, o öyle bir plan yapıyor ki Osmanlı eserlerini yok eden sadece Fransız eserlerini öne çıkartan bir çalışma sergiliyor. Örneğin Unkapanı Caddesi üzerinde bütün Osmanlı eserleri yok edilmiş, sadece su kemeri kalmış. O da tabi Bizans eseri. Biz Bizans eserlerine karşı değiliz. İstanbul’un Bizans dönemini bırakın, biz Bizans döneminin öncesine bile sahip çıktık. İstanbul bugüne kadar getirdiği birikimle bir bütündür. Bulvarlar, yollar açacağız diye Osmanlı eserleri bir, bir yok ediliyor.

Örneği Taksim Kışlası son dönem Osmanlı eseridir, bir inci, yüzük taşı gibi o muhteşem, narin eser sanki İstanbul’da hiç yer yokmuş gibi oraya Taksim stadı yapılıyor. Daha sonra da göçle gelen tahribatlar yaşanıyor. Dünyanın hiçbir yerinde tarihi doku asla bu kadar yok edilip, tahribat görmemiştir.

OSMANCIK: Şimdi çok büyük gökdelenler yapılıyor. İstanbul’da tam bir kıyım var.

GÜRTUNA: Aslında İstanbul silüetini bozmayacak yapılaşma getirdik bununda yanında ne kadar mevcut veya kaybolan tarihi eser varsa hepsini çıkardık. 2500 tanesi zaten tescilliydi. 2500 tane yeni tespit ederek tescil ettirdik. Yine 2500 tanesi de kaybolmuş ortada yok. Onların da tespitini yaptırıp tescile yolladık. Hedef İstanbul’un o tarihi yarımadasının inci gibi işlenmesidir.
Ne yazık ki son dönemde yapılan bir hata da Eminönü ilçesinin ilçe olmaktan çıkartılmasıdır. Yani böyle bir şeyin nasıl yapıldığını benim anlamam mümkün değil, bana bunu kimse anlatamaz. Ben dünyada bir çok şehri görmüş bir insanım. Roma, Paris, Madrit, Tokyo yani tarihi olan şehirler.

OSMANCIK: Gördüğünüz şehirlerin tarihi dokusu nasıldı, orada bu doku nasıl muhafaza edilmişti?

GÜRTUNA: Dünyanın hiçbir yerinde bu kadar zengin tarihi bir doku yok. Roma’da bir kaç tane eseri çok büyütürler ama çok büyütülecek bir şey yok. Paris’te 18. yy yapıları ağırlıktadır. Londra’da o şekilde ama İstanbul’da 3000 yıllık yapı var ve süre gelmiş bunlar. Ayasofya Camii bile yeni kalıyor bir çok yapının yanında ve biliyor musunuz 1500 yıllık yapı yeni kalıyor çok daha eski yapılar var.

OSMANCIK: M.Ö 658 Argos muhacirleri tarafından kurulduğu söylenir, bu doğru mudur?

GÜRTUNA: Onlar tahmini tarihler ama son bulgularda Kemerburgaz mağarası v.s 8000- 10000 yıla kadar giden bulgular var. İstanbul’daki yerleşim çok eskiye dayanıyor ama Sarayburnu’ndaki yerleşim olarak 2000- 3000 yıllık bir yerleşim oluyor ama ben daha eski olacağına inanıyorum.
Bir şehrin efsanesi olması önemlidir. Dünyada çok az efsane olan şehir vardır. Amerika’ya gidiyorsunuz meselâ 100 yıllık yapıyı tarihi eser diye muhafaza ediyorlar. İstanbul’u biz kutsal bir emanet gibi gördük ama sadece geçmişe dayalı misyon ve değer yüklemedik aynı zamanda geleceğin vizyonunu da yükledik. İstanbul bu milletin çeyiz sandığıdır, dolayısıyla İstanbul’un tarihi gücü bu birikimi ekonomik potansiyeli bu milleti ayağa kaldıran güç olacaktır.

OSMANCIK: Sizi herkes İstanbul’un belediye başkanı olarak tanıyor. Ama Hukuk mezunusunuz ve muhabirsiniz değil mi?

GÜRTUNA: Evet önce Ortadoğu’da okudum sonra Hukuk Fakültesi’ni bitirdim. Hukukta okurken TRT’de haber merkezi muhabirli ve haber eleştirmenliğim var. Hatta ilginç bir hatıram da vardır. Muhabirliğe yeni başlamıştım, heyecan vardı o zaman. Rahmetli İnönü’nün cenazesine gitmiştim. Kendime yeni bir pardösü almıştım. Cenazede çok izdiham vardı, ben hiç farkında değilim akşam olduğunda baktım ki kolları yırtılmış, düğmeleri kopmuş o izdihamda böyle bir hatıra yaşadım.

OSMANCIK: Osmanlı Padişahlarına baktığımız zaman hepsinin bir sanat dalıyla uğraştığını görüyoruz. Ya resim yapıyorlar ya musikiyle uğraşıyorlar ya hat yazıyorlar. Bizde bugün Sayın Müfit Gürtuna’nın sanatsal yönünü merak ettik. Osmanlı Padişahları yalnızca Hakka hizmet olarak siyaset yapmışlardır, Sizin bu konuda ki düşünceleriniz nelerdir?

GÜRTUNA: Sanatı çok önemseyen bir inansım, bu bakımdan “Turkuaz hareketi” diye ortaya koyduğumuz bir programımız var. İlköğretim seviyesi, hatta okul öncesi süreçte çocukların eğitim alma okullaştırılmasını çok önemsiyoruz. İlköğretim öncesinde her çocuk mutlaka bir sanat dalıyla uğraşmalıdır diyoruz.

OSMANCIK: Çünkü sanat onu kötü ahlaktan koruyor ve doğru olana yönlendiriyor.

GÜRTUNA: Kesinlikle öyle, biz 3 yaşından itibaren çocukların kabiliyet testine tutulmasını istiyoruz. Tabi bu sürekli olmalı 3 yaş, 6 yaş, ilköğretim yaşında kabiliyetleri nereye temayüz ediyorsa orda eğitilmeli. Bu fotoğrafçılık olur, drama olur, geleneksel sanatlar olur, tiyatro olur, resim olur neyse nereyi istiyorsa ama mutlaka bir sanat ve spor dalıyla uğraşmalıdır. Onun üzerine eğitimini genişletir onun için sanatı biz olmazsa olmaz kabul ediyoruz. Sanatsız bir toplum kabadır, sanatsız bir uygarlık ve medeniyet olamaz. Türkiye, Türk Milleti yeniden bir tarih sahnesine çıkacaksa bu sanatın rehberliğinde, inceliğinde ve estetik duygusunda olacaktır. Ben şuna inanıyorum, ruhunda sanat estetiği taşıyan bir insan kesinlikle katil olamaz, bir karıncayı bile incitemez, zulüm yapamaz. İşte huzur toplumu dediğimiz toplum böyle ortaya çıkar.

OSMANCIK: Ali Müfit Gürtuna sanatın hangi dalları ile ilgilenmiştir?

GÜRTUNA: insanda maddi bir varlık değil, manevi bir varlıktır. O manevi dokusunda da işlenmesi gerekiyor. Biz gazetecilik yaptığımız o dönemde bir yandan da sanatla ilgilendik. Zaten çocukluğumdan beri kültür sanat ilgi alanımdır. Kültür Sanat Derneği başkanlığım var, müzik kulübü başkanlığım var, müzik organizasyonlarında da bulundum. Sanatın her dalında gençleri yetiştiren organizasyonlar yaptık. Halk müziği, sanat müziği, tasavvuf müziği, karikatür v.s yani sanatı hem icra eden topluluklar oluşturduk. Hem de yeni nesillerin oluşması için çok emek sarf ettik. Ama ne yazık ki bugünkü yapıda sanat kavramı sadece zanaat e dönüşüyor.

OSMANCIK: Osmanlı’ya gelmek istiyorum, Osmanlı’yı çok güzel özümsemişsiniz. Osmanlı’da yeşil ne anlama geliyor? Yaş kesen baş keser sözü neden günümüzde hükmünü kaybetti?

GÜRTUNA: Bir kere yeşil kavramı İslâm’ın özünde çok değer bulmuş bir kavramdır. Biz İstanbul’da yeşili 10 katına çıkardık. Üstadın bir sözü var “Bin başlı kartalı nasıl taşır kanarya ” diyor. Önce Hak kavramını ele alalım, Hak kavramı her şeyin üzerinde değer bulmuş bir kavramdır. İnsan hakkı, hayvan hakkı çok önemlidir. Osmanlı, hayvanları korumak için kanunlar çıkartmış “fazla yük yüklemeyeceksiniz” diye. Çevreyle ilgili kanunlar çıkartmış, Fatih döneminde çevreyle ilgili çıkan kanunlar çok şaşırtıcı. Çevreyi koruma konusunda o kadar ileri gidilmiş ki, zaten kent kültürü sürüler halinde insanın bir araya sıkıştırıldığı yer değildir. Şehir demek; kültür üreten kitlenin yaşandığı yüksek yerlerdir.

OSMANCIK: Batı kültürü ile öz kültürümüzü bir kıyaslama yaparsak nasıl bir fark görürüz?

GÜRTUNA: Batı kültürü “He-Man” en büyük benim, güç bende kültürünü aşılıyor insanlara. Gücü, parası olan, mevkisi olan kişi kuralları koyuyor. Bizim inancımızda, bizim değerlerimizde kuralı güçlü olan koymaz. Kuralı hukuk koyar, hak ve adalet koyar, herkes de ona uyar. Bizim kültürümüzde insan tipi, “insan-ı kâmil” denilen olgun, yetişkin bir insandır.
Yani kültürlüdür ama aciz ve pısırık değildir. Her alanda güçlü, fedakâr, hakka hukuka riayet eden bir insan-ı kâmildir. Biz insan-ı kâmil tipini yok ettik, şimdi en büyük ben, He- man tipini çocuklarımızın önüne koyduk.

Bugün ki çocuk yazılı edebiyatımız % 80 dış kaynaklı, %15 de dış etkili. Hele çizgi filmlerde hemen hemen hiç yerli yapım yok. Şimdi siz neslinizi tamamen dış etkilere açık hale getirdiğinizde kendi neslinize, kendi değerlerinize bağlı bir toplum bekleyemezsiniz. Toprağa hangi tohumu ekerseniz, topraktan o çıkar. Hiçbir ülke kendi gençliğini bu kadar yabancı ellere teslim etmemiştir.

OSMANCIK: Ne yazık ki İstanbul’un fethinin bir filmi dahi yok. Türkiye o kadar aciz bir ülke haline getirildi ki, bu üzücü cümleyi kullanmak istemem ama daha bir Mevlana filmini, bir Fatih, bir Yunus Emre, Bir Atatürk filmini çekip dünyaya bizim böyle kavramımız var diyemedik.

GÜRTUNA: Evet mesela bir “Cesur Yürek” filmi ortaya çıkıyor İskoçyalı bir köylü, dünyanın en büyük kahramanı olarak takdim ediliyor. Bizim tarihimize baktığımız zaman milyonlarca böyle kahramanımız var. Şimdi Amerika kendi kültürünü satıyor diyoruz. Aslında Osmanlı bütün dünyaya kendi kültürünü sattı. Amerikanın kullandığı bu beyin göçü dediğimiz sistem, Osmanlının Enderun veya devşirme sistemidir. Yine Eyalet sistemi dediğimiz sistem Osmanlı kültürünün bir parçasıdır. Devşirme sistemi çok yanlış anlaşılır Osmanlıda.
Dünyada psikolojik savaş diğer savaşların çok önüne geçti. Ekonomik savaş vardır, kültürel savaş vardır, psikolojik, biyolojik savaş vardır, siyasal savaşlar vardır, askeri savaşlar vardır. Türkiye bugün savaşa maruz kalan bir ülkedir. Bu saydıklarımızın hepsi Türkiye üzerinde tatbik ediliyor şimdi.

OSMANCIK: Eskiden tam tersine başkalarını kendi etkisi altında tutan bir ülke değil miydi?

GÜRTUNA: Tabi bu yönetilen ülke kanat ülkedir başkası kanat çırpıyor bizde o kanattan etkileniyoruz. Hâlbuki bizim koyduğumuz yönetime göre Türkiye merkez ülke olmalıdır. Merkez ülke kendi projesini üretir, onu tatbik mevkiine koyar bağımsızlığını koyar. Osmanlı kuruluş döneminde bunu çok güzel yapmış, kendi gücüne hâkim olmuş, genişlerken kendi siyasi görüşüyle genişlemiş ve bunu yaparken çok güzel eğitimler geliştirmiş. Askerlikte, eğitimde, sivil hayatta, toplum hayatınızda çok zor işleri yapmış.
Meselâ bir senede bir kaç ülkeyi birden fethediyor, sonra 5-6 ülkeyi topraklarına katıyor o kadar dinamik bir yapısı var ki o ülkelere gidiyor her şehirde ülke idaresi kuruyor, askeri idare, belediye idaresi kuruyor. Her türlü hastane vs. kuruyor. Bunları kurmak kolay değil. Bakın biz var olanı yönetemiyoruz, kurulu düzeni yönetemiyoruz ne kadar muazzam vücut yapısı, devlet, millet yapısı var ki hiçbir aksaklık olmuyor. Onun için o yönetimler başarı sergiliyor. O ülke insanları Osmanlı’nın adaletini istiyor. Osmanlı fethedilirken Osmanlı halkı batının Vatikan’ın hâkimiyetini istemedi, “Kardinal külahı görmektense Osmanlı sarığını tercih ederiz” dediler.
Çünkü o adalete, o yüksek yönetim kabiliyetine inandıkları için. Bu devşirme sistemi bunun parçalarından biriydi. Şimdi Amerika’ya baktığımız zaman hayretle gördüm ki “Osmanlıyı Araştırma Enstitüsü ” kurmuşlar. Biz Osmanlı’yı toprağın altına gömerken onlar araştırıyor, sistemini model olarak alıyorlar. Osmanlı’nın askeri düzeni hâlâ aşılamadı, hâlâ bu lojistik sistem o günkü şartlarda nasıl oluyor anlaşılamadı. Ordu sefere çıkacak 6 ay evvelinden o ikmal noktaları hazırlıyor. Hâlâ Yavuz Sultan Selim’in Sina Çölünü nasıl geçtiği bir sırdır. Bunlar askeri bir teknolojinin, bir gücün ifadesidir.

OSMANCIK: Osmanlı’nın Enderun sistemi nasıl bir sistemdi?

GÜRTUNA: Bugünkü anlamda “Askeri İmparatorluk Akademisi” diyebileceğimiz evsafta çok üst düzey bir eğitim sistemi. Burada dünyayı yönetecek kadrolar bu mekanizmadan yetişiyor. Buna ben “Pozitif Selekşiyon” diyorum. O pozitif selekşiyonun hâkim olduğu yani iyinin başarının öne geçtiği düzende devlet yükselir, ama kötünün başarısızın öne geçtiği sistemde bu ülke çöker. Başarının, kabiliyetin, eğitimin değeri olmalı iki iyi insan olmanın bir değeri olsun.

OSMANCIK: Kâmil insan yetiştirmek gerekir demiştiniz. Fatih Sultan Mehmet İstanbul’u alırken yanında 77 tane insan-ı kâmil, yani Allah dostları vardı. Akşemsettin, Molla Gürani gibi velilerden manevi yardım aldığı çok açık bir şekilde tarihte anlatılıyor. Bugün devlet büyükleri acaba böyle bir yardıma ihtiyaç duyuyorlar mı?

GÜRTUNA: Yetişmiş gerçek ilim insanlarına, gönül insanlarına çok ihtiyaç var. İstanbul’u yönetirken “aklımızdaki İstanbul, gönlümüzdeki şehir” demiştik, gönül kavramını ortaya koyduk. Sebebi de İstanbul’un bir gönül diyarı olmasını istememizdir. Gönül kavramı Türkçeden başka hiçbir dilde yoktur. Kalp ayrı, yürek ayrı, gönül bambaşka bir şeydir. Gönül sahibi olmanın getirdiği engin yapı, o derinlik, o hoşgörü, o fedakârlık o insanca duygular, o bambaşka bir şey, tarif edilmez. O yüzden yönetenler işin gönül tarafıyla ne kadar meşgul olurlarsa, uyguladıkları düzen sistem nizam, o kadar insani olur. O kadar huzur toplumunu oluşturur.

OSMANCIK: İstanbullu olmak diye bir kampanya başlatmıştınız. Nedir İstanbullu olmak?

GÜRTUNA: Bir İstanbul hanımefendisi, bir beyefendisi vardır aslında bu dünyaya takdim edilen. İstanbul dünyaya entegre olduğu için daha çok İstanbul insanı dünyada böyle tanımlanmıştır. Yani bütün insanlık kendine örnek aldığı İstanbul insanını görmüştür. İstanbul insanı işte böyle ‘gönül’e sahip olan insanlardır. Kırmaz, incitmez, aşağılamaz, fedakârlık sahibidir, bölüşür, zengini gurur sahibi değildir, fakirle bölüşür. Fakiri ezik değildir, zenginle merhabalaşır onunla dost olur. Kültürlüsü kültürsüzü kaynaşır böyle bir yapıdır o.

OSMANCIK: Siz İstanbul insanın nasıl tarif ederdiniz?

GÜRTUNA: İstanbul insanı tarif edilirken şöyle denilmiş. İstanbul insanı aklıselim sahibidir, akıl sahibidir, hissiselim sahibidir, zevkiselim sahibidir. Yani İstanbullunun estetik planları öndedir. Hele İstanbul’da görev alacak bir insansa çok iyi yetişmiştir. İstanbul da acemi mimarlara asla görev verilmez. Üniversite hocalarıyla yaptığımız bir toplantıda Süleymaniye Camii’ne atanacak imamın vasıflarını anlatmıştım. En az üç dil bilecek, astronomi bilgisi olacak, dini ilimleri bilecek.

OSMANCIK: Meselâ Fatih Sultan Mehmet’in 7 dil konuştuğu söylenir?

GÜRTUNA: Evet, bir kere dünya edebiyat dillerine vakıf biri, dünya dillerinden pek çoğunu biliyor. Askeri ilme sahip, strateji ilmine sahip, top döküm ilmini biliyor. Yönetimde asla zalim değiller, kâmil insanlar, yani böyle bir yöntemle yönetilen bir ülkenin insanları da böyle olur. Büyük ülkeler, büyük liderlerden oluşulur, büyük lideriniz ve kadrolarınız yoksa asla büyük olmak mümkün değildir. Kâtip Çelebi diyor ki; “Küçük adamlarla büyük işlere girişmeyin. Hele bu devlet idaresiyse asla yaklaştırmayın.”

OSMANCIK: Eskiden şehreminleri vardı. Onlar şehrin emin kişileriydi. Yani şehir onlardan sorulurdu. Şehremini sizin için ne ifade ediyor?

GÜRTUNA: - Efendim eskiden şehir eminleri vardı, eskiden kent soyluları vardı, şimdi bırakınız emin olmayı, kendisine emanet edileni kediye ciğer emanet edilir gibi paramparça eden yağmalayan yağmacılar oluştu. Bugün kutsal dediğimiz İstanbul her tarafı gökdelenlerle yağmalanıyor. İstanbul’un nüfusu 25 milyona çıkacak, İstanbul bitiyor, İstanbul ağlıyor, İstanbul gözyaşı döküyor.

OSMANCIK: İstanbul için büyük bir projeye imza attınız: Miniatürk. Bu proje nasıl oluştu, nasıl hayata geçti?

GÜRTUNA: -Hollanda Lahey’de Avrupa’daki tarihi eserlerin minyatürüze edildiği bir park gördüm, çok ilginç geldi. Birçok eseri bir arada görme imkânı vardı ve benim zihnimde bir şimşek çaktı. Biz bunu İstanbul’da niye yapmayalım dedim. Sonradan başkan olmak nasip oldu ve hemen bu projeyi başlattık. Biz işi Hollanda’dakinden daha ileri götürdük. Hem alan olarak, hem konsept olarak, hem de eserlerin güzelliği olarak. İşte Malabadi Köprüsü’nden, Sivas’taki Çifte Minare’den, Konya’daki Mevlana Türbesi’ne, Anıtkabirden ve İstanbul’daki birçok eserlere kadar hepsini minyatürüze edip yerleştirdik.

OSMANCIK: Sayın Ali Müfit Gürtuna tekrar Belediye Başkanı olsa neyi gerçekleştirirdi, kaldığı yerden devam mı ederdi?

GÜRTUNA: İstanbul’u ben avucumun içi gibi bilirim. Bunu inanarak söylüyorum, dolayısıyla fotoğrafına baktığım zaman nerde ne var nereyi yıkmak gerekir biliyorum. O yüzden İstanbul da tarihi dokuyu pırlanta gibi ortaya çıkaracak o kötü görüntüyü kesinlikle temizlemek lâzım. Tarihi dokuyu ortaya çıkarmak lâzım, zaten biz bunları başlatmıştık. Süleymaniye dokusu gibi başka eserler de var. Orayı inci gibi koruyup öne çıkarmak lâzım. Kesinlikle İstanbul’un nüfusunu artıracak boş alanları dolduracak ve bunu artıracak yapılanmalara izin vermemek lazım.

OSMANCIK: O zamanki idareciler hem âlim hem de ariflerin yardımını alıyorlardı. Bugün için de aynı şey acaba geçerli değil mi?

GÜRTUNA: Tabi ki, Zembilli Ali Efendiler, Ali Kuşçular, Akşemseddinler, Molla Güraniler, Sarı Saltuklar ve daha niceleri… Maddi mimarlar kadar manevi mimarlar da var. Mimar Sinan’ı sadece maddi olarak göremeyiz. Japonlar bugün Süleymaniye’yi inceleyip şu kanaate varmışlar. “Bu kul yapısı olamaz.” Çünkü bir türlü hesap tutturamıyorlar öylesine muazzam bir yapı ki. Daha o devirde depreme dayanıklı raylı sistemi koymuş camisine.

OSMANCIK: -Süleymaniye Camii’ne akustik için küpler koyuyor. Orada inanılmaz bir akustik var. Küpler sayesinde akustik sağlıyorlar

GÜRTUNA: Meselâ mihrapta mermer geçmeler vardır. Bina sıkıştığı zaman veya deprem riskinde haber verir. İlmi var ama bu ilimle olacak bir şey değil. İrfan işi.

OSMANCIK: Türkuaz hareketi ne demek? Türk rengi olan Türkuaz ismi neden?

GÜRTUNA: Türk Mavisi bizim sanatta kullandığımız bir renk sanat ve uygarlık rengidir, onun için estetik duygusu ön plandadır. Yeşille mavinin buluşmasından ortaya çıkar, yani bir buluşmayı uzlaşmayı temsil eder. Bir yandan doğuyla batıyı, Karadeniz ile Akdeniz’i uzlaştırır. Bunun yanında “Turkuaz Hareketi” siyasi bir harekettir, yani yenilikçi.
Bugünkü bilgiden yoksun yapıyı bilginin rehberliğinde yeniden kurmayı amaçlayan, bilgi devrimcisi, bilginin olmadığı bu günkü hantal uyuşmuş dünyayla yarışacak dinamik yenilikçi bir yapıyı üretir.
Siyasette var olan temel bir eksikliği gidermek veya katkı vermek üzerine kuruldu bugün siyaset bilgi üzerine yürümüyor, dolayısıyla slogana dayalı aldatmaya dayalı bir yapı var ve bu yapıyla zenginlik, liderlik üretemezsiniz, sanatkâr, estetik mimarı üretemezsiniz. Günlük yaşanan bir yapı oluşur. Siyasette hesabı olanların rüzgârına kapılırsınız, yani sizin bir projeniz yoksa dümen suyuna girersiniz. Siyaset de ortada duramazsınız. Biz milli eksenli bir yapıyı ortaya koymak üzere sanayide, teknolojide, eğitimde, sağlıkta yeni değerler üretiyoruz.

Bugünkü potansiyeli öne çıkararak dünya lideri ülke üretmek hedefimiz. Cenabı Allah Türkiye’ye her türlü nimeti vermiş hiç eksik yok.
Dünyada hiç olmayan madenler bu ülkede var. Allah dört mevsimde herşeyi yetiştirmeyi vermiş bu ülkeye. Bizdeki orman alanları Finlandiya’nın yedi katı, ama onlar yedi kat fazla üretim yapıyorlar. Konya ovasından küçük Hollanda’nın yıllık ihracatı 370 milyon dolar. Yunanistan Türkiye’nin onda biri deniz ticaretinden yılda 100 milyon dolar kazanıyor. Biz dağlardaki otları değerlendirsek yeter, her çeşit ot var. Avrupa’da toplam bitki sayısı kadar bizim dağlarımızda bitki var. Denizimiz, havamız, stratejik konumumuz, her şeyimiz var. Bir tek eksik var, iyi yönetim.
Türkiye iyi yönetilemediği için Allah’ın verdiği bu nimetlerini servete dönüştüremiyor. Nimet dediğiniz şey şurada duruyor buyurun madenler orada, deniz burada, hava burada, toprak burada her şey var.

OSMANCIK: Yani bu kadar umutsuz mu olmamız gerekiyor.

GÜRTUNA: Şimdi asla asla bize umutsuz olmak yakışmaz. Şimdi Osmanlı parçalanırken tabi 1. Dünya Savaşı bitmiş Mondros mütarekesi imzalanmış. Mütareke yıllarında İngilizler İstanbul’u işgal ediyorlar. O sırada bir İngiliz General Osmanlıya bir hakaret ediyor, “ Siz bittiniz” diyor. Osmanlı subayı çıkıyor diyor ki: “Bir Türk var oldukça biz bitmeyiz.” Şimdi tabii Osmanlı’nın son on yılında kötü yönetimler sebebi ile devletin iç çatışması sebebi ile bugün ki Türkiye topraklarının17 katı toprak kaybettik. Bu çok büyük bir kayıptır. O toprakları ben hâlâ vatan toprağı gibi görüyorum. Çünkü bu milletin genlerinde ihtiyaç duyduğu her şey var sadece unutturulmuş.

OSMANCIK: Bu gün gençlerimiz genlerindeki bu gücün farkında değiller herhalde.

GÜRTINA: Aynen. İşte diyoruz ki; kartal olduğumuzun farkına varalım. Bu ülkenin her bir çocuğu kartaldır, asla bir tavuk psikolojisine sokulamaz. Asla, ama şartlanmalar onu getiriyor. Onun için “Biz adam olmayız, biz bittik, biz öldük, biz şuyuz biz buyuz” diye şartlandırılıyor. Bütün aileler, bütün ana babalar bu şartlanmışlıktan çıkalım ve çocuklarımızı da çıkaralım. Ne büyük bir milletin evlatları olduğumuzu, ne yiğit bir milletin çocukları olduğumuzu iyi bilelim. Tarihte eşi görülmemiş başarıların, zaferlerin, medeniyetin kurucusu biziz. Eşi görülmemiş insanlık örneklerinin ortaya koyucusu biziz. İnsanlığa, insanlığın ne olduğunu öğreten biziz.
Bugün efendilik taslayan o Batının efendileri daha ellerini yüzlerini yıkamasını bilmezken temizliği bizden öğrendiler. Onlar karanlık dehlizlerde yaşarken medeniyetin, ışığın ne olduğunu onlara gösteren biziz. Matematikte, astronomide, bilimin her alanında hamle yapan biziz. Sosyolojide, psikolojide, psikolojik tedavide, su ile müzikle insan tedavisini yapan biziz. Biz bunları yaparken onlar delilerini ruh hastalarını içine şeytan girdi, cin girdi diye yakıyordu. Böyle büyük bir milletin çocukları olarak bu gün “Siz gerisiniz, siz pasifsiniz, pısırıksınız, sizi biz yönetiriz” gibi sömürge valisi edalarıyla asla karşımıza gelmesinler. Bu ülkenin yöneticileri de onlara bu fırsatı vermesinler lütfen.

OSMANCIK: Yunus Emre’nin çok güzel bir şiiri vardır. Mezarlıkları anlatıyor ya:

Şimdi bir evde yaturlar, taştan olmuş üstünleri.
Bunlar bir vakit beyler idi, kapıcılar korlar idi.
Gel imdi gör, bilmeyesin, bey hangisidir, ya kulları.
Ne kapu vardır giresi, ne yemek vardır yiyesi.
Ne ışık vardır göresi.

GÜRTUNA: Kesinlikle öyle, makam dediğiniz ne ki. En büyük makam unutmayın, öldüğünüz anda ki makamdır. Gittiğimiz yerde bizi hangi makam bekliyor önemli olan o. O güzel makamlar bu dünyada dualarla olur. Ben duayı çok önemserim. Allah indinde ki makam ne ise odur. O da insanlığa hizmetle olur. Bakınız bu gün zenginleşen batı toplumu iç huzurunu sağlamak için Hindistan’a, Budist rahiplerine gidiyor. Tibet’te ki Katmantu’da ki tapınaklara gidiyor orada huzur aramak için. Halbuki bizdeki kadar gönül dokusunu işleyen, iç huzurunu sağlayan bir kültür dünyanın hiçbir yerinde yoktur. Ama biz bu kültürü dünyaya anlatamıyoruz. Onun için bu milletin üzerinde bir borç var. Dünyada bazı milletler silik milletlerdir. Onların ancak kendilerine yetme gibi borçları vardır ama biz büyük milletiz. Biz hem kendimize yetmek, hem de başka ülkelere örnek olmak, dünyada huzur düzenini kurmakla mükellefiz.

OSMANCIK: Zaten Türk milletinin böyle bir misyonu var değil mi?

GÜRTUNA: Son mesaj: Bu ülke birlik olsun. Hiçbir alanda ayrışmayalım. Bizi ayrıştırmak isteyenlere fırsat vermeyelim tek güç, tek ruh, tek beden, tek bir millet olgusuyla ayağa kalkalım. Göreceğiz ki bütün izzet, bütün şeref, bütün güzellikler bizi bekliyor. Umutsuzluk yok. Allah her şeyi vermiş bize yeter ki biz ayağa kalkıp bu geleceğe sahip çıkalım. Geleceğe sahip çıkarsak gelecek bizim.
http://www.sanatalemi.net/Sayfala.asp?nereye=yazioku&ID=12222



 Okunma Sayısı : 2269         09 Temmuz 2008