Neclâ Pekolcay vefat etmiş, duyan var mı?
Mehmet Nuri Yardım

Sanat dünyamızın Haziran Temmuz aylarındaki yaprak dökümünün en hüzünlüsü Doç. Dr. Neclâ Pekolcay’ınki idi diyebilirim. Marmara Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi emekli öğretim üyelerinden, İslâmî Türk Edebiyatı kürsüsü kurucusu olan, edebiyat tarihçisi Neclâ Pekolcay 83 yaşındaydı. İlk kadın akademisyenlerimizdendi ve ne yazık ki kaybı, edebiyat sanat çevrelerinde pek duyulmadı. Basında hakkettiği yeri almadı. Sessiz sedasız bir şekilde ebediyete göç etti. Haftalar sonra bu elim vefatı duyanlar “Aaa, ne zaman vefat etti, hiç haberimiz olmadı.” dediler. Haklılar, çünkü yakın çevresi ne yazık ki, bu ölümü duyuramamıştı. Sadece bir iki gazetede kısaca yer aldı, hepsi o kadar.
Bu değerli Hoca ile ilk olarak ne zaman karşılaştığımı bulmaya çalışırken hâfızamı yokluyorum ve 1970’li yıllarda Yeni Asya’nın edebiyat eki Elif gözümün önüne geliyor. Pekolcay’ın bu ekte zaman zaman edebiyat makaleleri yayımlanıyordu. Henüz çocuk denecek bir yaşta bu değerli hocanın yazılarını okumaya ve anlamaya çalışıyordum. O zaman Neclâ Pekolcay, İstanbul Yüksek İslâm Enstitüsü olan yüksek okulun seçkin hocaları arasındaydı. İlk edindiğim kitaplardan biri onun İrfan Yayınları’ndan çıkan İslâmî Türk Edebiyatı’ydı. Eseri okumuş ve çok sevmiştim. Onunla yollarımız 1980’li yıllarda da kesişti. Bu defa Cağaloğlu’nda Diyanet’in hazırladığı Büyük İslâm Ansiklopedisi’nde çalışıyordum. Başredaktörümüz Ergun Göze Beyefendiydi. Kadromuzda merhum Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu, Yaşar Nuri Öztürk, Azmi Bilgin, Emine Sayın ve Gülcihan Hanım da vardı. Beni en çok Yeşilay İşhanı’ndaki işyerimize gelen Türkiye’nin tanınmış ilim ve fikir adamları sevindiriyordu. Onları yakından tanıma fırsatı elde ediyordum ve bu âşinalık beni bahtiyar ediyordu. Aradan çeyrek yüzyıl geçti, hâfızama ne yazık ki çok güvenemiyorum. Ama şu isimleri çok iyi hatırlıyorum. Aynı zamanda hocalarım olan Muharrem Ergin, Kemal Eraslan, Faruk Sümer, Neclâ Pekolcay ve Mustafa Uzun. Tabiî madde yazmak için gelen başka hocalar da vardı.

Neclâ Hanımla bugün aynı fakültede edebiyat profesörü olan Mustafa Uzun birlikte gelirdi büroya. Çünkü Mustafa Bey, Neclâ Hanım’ın asistanıydı. Zaten ağırlıklı olarak İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi ile Marmara İlahiyat’tan hocalar gelir ve ansiklopediye madde yazarlardı. Neclâ Hoca’nın mütevazı kişiliği, hatırşinaslığı ve olağanüstü gayreti beni kendisine hayran ediyordu. Devamlı olarak çalışıyor ve Mustafa Bey’le düşüncelerini paylaşıyordu. Sonra yine aradan yıllar geçti ve 90’lı yıllara geldik. Türkiye gazetesinde Kültür Sanat Servisi’ni yönetiyorum. Birlikte çalıştığımız şair arkadaşım Ekrem Kaftan’dan ricada bulundum ve Neclâ Hanım’la bir mülâkat yapmasını sağladım. İyi bir röportajdı, gazetede yayınladık.
Neclâ Pekolcay, 1925 yılının 1 Ağustos'unda, İstanbul'un Fatih semtinde, Sinan Ağa Mahallesi'ndeki eski bir konakta dünyaya geldi. Taş Mektep'te başladığı eğitim hayatını, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nde devam ettirdi ve doktorasını İstanbul Üniversitesi'nden mezun olan ilk kadın filolog olarak tamamladı. Liselerde başladığı hocalığı İstanbul Yüksek İslâm Enstitüsü'nde sürdürdü. Neclâ Pekolcay, 1992 yılında emekli olana kadar Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi'nde İslâmî Türk Edebiyatı derslerine girdi. Yayımlanmış 300'ü aşan makalesi, 80'e yakın tebliği ve 10 kitabı bulunuyor.
İSLÂMİ TÜRK EDEBİYATI UZMANIYDI
İslâmi Türk Edebiyatı kavramı, daha önce de bazı edebiyat tarihçileri ve hocaları tarafından kullanılmış olsa da ilk olarak Neclâ Pekolcay ile ilmî çalışmalar arasında öne çıkmıştır denilebilir. Bilindiği gibi İslâmî Türk Edebiyatı kavramı, ilk yazılı ve sözlü mahsullerden başlayarak günümüze kadar gelen geniş bir edebiyat çalışması alanını içine almaktadır. Gerek dinî-tasavvufî edebiyat çevresinde gelişen ve gerekse Divan edebiyatı mektebine mensup olmakla beraber dinî muhteva taşıyan eserler, İslâmî Türk edebiyatı kavramı sınırları arasına girer. Pekolcay, bu eserinde edebî mahsulleri, müellifleriyle birlikte ele almış, şair veya müellifin hayatı kâfi miktarda verilmiş, edebî kişiliği vurgulanmıştır. Ayrıca örnek alınan metinlerin açıklamalarına da yer verilmiş, seçilen orijinal metinler kitabın sonuna konulmuştur. Edebî araştırmalarda çalışma usulleri ile ilgili olarak verilen bilgiler de bu esere ayrı bir değer kazandırmıştır. Bu eser, ilim çevreleri tarafından sahasında ‘tek’ olma özelliğini korumuştur.
Süleyman Çelebi Mevlid’ini eski harflerden latinize edip, halk nezdinde eski itibarına kavuşturan hoca hanım,Türk ilim-irfan hayatında önemli yeri olan Zeki Velidi Togan, Ali Nihad Tarlan, Ahmed Hamdi Tanpınar, Reşit Rahmeti Arat gibi büyük hocalardan ve ilim adamlarından bizzat eğitim almıştı.
UNUTULMAYAN HÂTIRALAR

Neclâ Pekolcay fakülteden emekli olmasına rağmen çalışmalarına aralıksız devam etti. İlmî çalışmaları akademik çevrelerden ilgi görüyordu, ama sanırım hakkında en çok konuşulan ve yazılan, hâtıralarından oluşan “Geçtim Dünya Üzerinden” adlı eseriydi. Pekolcay'ın hayatı etrafında ortak geçmişimizin aktarıldığı eser L&M Yayınları arasında kültürümüze kazandırılmıştı.
Hilâl Ferşatoğlu'nun hazırladığı Geçtim Dünya Üzerinden kitabında, İslâm Ansiklopedisi'nin ilk çalışma heyetinin içinde yer almış, ilk kadın akademisyenler grubuna dahil olmuş, İslâmî Türk Edebiyatı tarihi sahasının ilk araştırıcılarından, Yüksek İslâm Enstitülerindeki ilk hoca neslinden ve ilk kadın hocalardan biri olan Neclâ Pekolcay Hanımefendinin çocukluğu var. Ayrıca Hocanın İstanbul hayatı, Cumhuriyet devri maarif sistemi, aldığı sağlam ve köklü eğitim, İslâm Ansiklopedisi’ndeki çalışmaları, Yüksek İslâm Enstitüsü'nde yaşadığı hadiseler ile şahit olduğu konular ve bu ülkede 80 yıl içinde yaşanan büyük değişim iyi bir mihmandarın eşliğinde sağlam intibalar olarak veriliyor.
Geçtim Dünya Üzerinden zevkle okunan bir hâtıra kitabı. Yazar, burada samimi bir şekilde duygu ve düşüncelerini okuyucuya bütün yalınlığıyla aktarıyor ve şöyle diyor:
“Enstitü'de, talebeyle kaynaşmamın bana göre iki sebebi vardı: Birincisi müsamahalı hocalığımdı. Öğrenciler çok çeşitli okullardan gelmişlerdi ve seviyeleri çok farklıydı. Talebenin hepsiyle hemhal olmaya çalıştım ve sanıyorum başardım. Onlar beni sevdi, ben de onları sevdim. İkincisi ise, dindar kişiliğimdi. Enstitünün gerçekten bana verdiği çok şeyler oldu. Alıp götürdüklerine gelince; bana kalırsa sivriliklerim biraz törpülendi.”
Neclâ Pekolcay 2005 yılında verdiği bir röportajda hâtıralarını kaleme alış sebebini ise şu şekilde izah ediyordu:
“Naçiz kanaatime göre hasbelkader bazı önemli görevlere gelmiş, mühim işler yapmış veya bizim için hayati derecede kıymetli bir kısım olaylara şahitlik etmiş insanların hatta sıradan kişilerin bilgileri-hatıratları; onların şahsî bilgi-hatıraları olmaktan öte kamu malı addedilmesi ve bu sebeple de mutlaka yazılı-kayıtlı olarak topluma aktarılması gereken malumat mesabesindedir. Çünkü herkesin hayatı bizden bir parçadır ve herkesteki bize ait parçayı bilmek yani kendimizi daha iyi ve sıhhatli tanımak hakkımızdır.”
Neclâ Pekolcay’ın hâtıraları, yalnızca ilim dünyasında bulunmuş bir akademisyenin 80 yıllık ömründe yaşadıklarına tanıklık etmiyor, aynı zamanda bir devrin hikâyesini de okuyucuya sunuyor.
Neclâ Pekolcay’ın hazırladığı bir başka müstesna eser de Süleyman Çelebi’nin “Mevlid”idir. Sufi Kitap’tan çıkan eserin arka kapak yazısında şu satırları okuyoruz:
“Ger Muhammed olmasa idi âyân
Olmayacaktı zemin ü asuman
Diyerek kâinatın hürmetine var kılındığı Peygamber Efendimiz için Türk edebiyatının ilk ve en muhteşem Mevlid’ini yazan Süleyman Çelebi, asırlardır Peygambere muhabbetini arzetmek isteyen mümin gönüllere tercüman olmaktadır.
Dünya edebiyatında emsâline az rastlanacak bir aşk ve muhabbetle kâinatın sevgilisinin doğumu, mucizeleri, miracı, hicreti, dâveti, vefatı vs.nin anlatıldığı mısralar, aynı zamanda kıymetli bir siyer-i nebi hükmündedir.
Elinizdeki Mevlid metni, bu sahada ilk ve en derli toplu araştırmayı yapan A. Neclâ Pekolcay Hanımefendi tarafından kütüphanelerde bulunan bütün Mevlid metinleri tetkik edilerek hazırlanmıştır.”
SAYGI TOPLANTISI YAPILMIŞTI
Kim ne derse desin, Türkiye’de zaman zaman güzel hâdiseler de yaşanıyor. Onlardan biri elbette vefalı talebelerin hocaları hakkında düzenlediği saygı programlarıdır. Bu minvalde Neclâ Pekolcay için de Şubat 2008 tarihinde bir saygı toplantısı düzenlenmişti. Tarık Zafer Tunaya Kültür Merkezi`nde tertiplenen ‘Edebiyatımıza Hayat Verenler’ başlıklı programda Neclâ Pekolcay ele alınmıştı. İstanbul Kültür Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Ömür Ceylan’ın yönettiği programda Prof. Dr. Mustafa Uzun, Prof. Dr. Hasan Aksoy, Prof. Dr. İskender Pala ve Hilâl Ferşatoğlu, Pekolcay hakkında birer konuşma yapmışlardı. Toplantıda Hocahanımın muhtelif cepheleri üzerinde durulmuştu. Neclâ Hoca da teşekkür konuşmasında talebelerine olan sevgisini anlatmıştı. Müstesnâ bir gün yaşanmıştı o gün. O Türk edebiyatına yaptığı çok önemli katkılara rağmen mütevazı kişiliğinin özelliği olarak çok fazla öne çıkmamıştı, çıkmak istememişti.
Vefatından bir hafta önce hasta yatağında yarı şuurlu, yarı baygın halde Geçtim Dünya Üzerinden isimli hâtırat kitabını, yeni baskısı için gözden geçiriyor ve şöyle diyordu: “Dünya hayatı tabiî geçici ve teslimiyet gerek. Bu ise hepimizde eksik.”
Bel kırıklığı dolayısıyla vefatından yaklaşık bir ay önce Marmara Üniversitesi Hastanesi’nde ameliyat olan 83 yaşındaki Neclâ Pekolcay Regaip Kandili’nde Hakka vâsıl oldu. 3 Temmuz 2008 tarihinde hayata gözlerini kapadı, iki gün sonra da, 5 Temmuz 2008 tarihinde Eyüp’teki aile mezarlığına defnedildi. Cenazesinde yetiştirdiği birçok talebenin bulunmaması dikkat çekti.

Neclâ Pekolcay her fani insan gibi bu dünyaya, dostlarına, talebelerine ve biz okuyucularına veda etti. Ama onun hizmetlerini unutmamamız gerekiyor. Talebelerine ve dostlarına düşen en önemli görev, neşredilmemiş eserlerini kültür dünyamıza kazandırmak ve bu müstesna şahsiyeti unutturmamak... Vefatı esnasında yaşanan sessizlik ve ilgisizliği ölümünün birinci yılında telafi etmek gerekiyor. Öyleyse 3 Temmuz 2009 tarihinde Neclâ Pekolcay için bir toplantı yapılmalı. Vefa duygusu yüksek birileri, mutlaka bir yere kaydeder diye şimdiden hatırlatıyorum. Mevlâm ona rahmet, bize de kadirşinas duygular ihsan eyleye...
http://www.sanatalemi.net/Sayfala.asp?nereye=yazioku&ID=12525


 Okunma Sayısı : 2635         24 Temmuz 2008