Mehmet Nuri PARMAKSIZ
Şair - Yazar - İLESAM Genel Başkanı
ANA SAYFA
HAKKIMDA
ÖZGEÇMİŞ
BIOGRAPHY
ESERLERİ
KİTAPLAR
Dinle Kuşların Sesini
Türk Birliğinin Mümkün Yolları
Karanlıkta Bir Işık (A Light in the Darkness)
Şiir-Kültür ve Edebiyata Dâir Denemeler
Süveyda'ya Mektuplar
Kelebek Ömrü
Mahşerin Esrarı
Mahşerin Galibi
Sükûtun Kalbinde
Aşkın Kıyametinde...
Hasretin Narında...
Bencileyin Sözler
Bencileyin Sözler II
Türk Edebiyatında Ağıt Yakma Geleneği
Mahşere Dek
Hasretin Gizi
Hasret, Aşk ve Sükût
Güzide Taranoğlu'nun Yayımlanmamış Mektupları
Gülpınar Dergisi (İnceleme-İndeks)
Eşqde Mecnun Ağlı
Türkiye'de ve Dünyada Telif Hakları
Mogan Şiir Akşamları 2008
Mogan Şiir Akşamları
Anne Konulu Şiirlerden Şeçmeler
ETKİNLİKLER
E-KARTLAR
MEDYA
RESİM GALERİSİ
VİDEO GALERİSİ
İLETİŞİM
Hüseyin Hatemi:“Irkçılık şeytanın mavi boncuğu”
/
BİRİKİM AĞACI
Hüseyin Hatemi:“Irkçılık şeytanın mavi boncuğu”
Harun Nihat Öztürk
Hüseyin Hatemi Hocamızla yeni çıkan kitabı eksenli faydalı olacağına inandığımız bir söyleşi yaptık. Umarız istifade edersiniz. Müsaadenizle…
ÖZTÜRK: Hocam, öncelikle hayırlı olsun yeni kitabınız. Hemen şunu sorarak başlamak istiyorum sohbete; Yeni Şafak yazılarınızın yer aldığı ilk kitabınızın adı Küresel Namertlik’ti. Bu kitabınızın ismi ise Yârin Gönlü Sırçadır. Tıpkı ateşle su gibi. Sizi çok sert yazan biri olarak da bilmediğimiz için ilk kitabın ismi duvar gibi geldi bana. Son kitabınızın ki ise Yunus kadar naif… Kitaplarınıza ismin tercih ederkenki serüven nasıl geçiyor öğrenebilir miyiz?
HATEMİ: Birinci kitabın, Yeni Şafak yazılarının birincisinde ve bu kitapta da isimlerini yayıncı seçti. İlk kitabın ismi Küresel Namertlik hoşuma gitmemişti. Kitabın ismi olması bakımından… O sıralar İsrail’in Lübnan’a saldırısı gibi olaylar vardı. O ara yazdığım bir yazının sert başlığıydı Küresel Namertlik. Doğru bir başlıktı o yazı için. Fakat kitabın başlığı seçilmesi hoşuma gitmemişti. Çünkü ben umumiyetle çok fazla hücumcu birisi değilim. Kitap başlığı olmasa iyi olurdu. O yazının başlığından pişman değilim ama kitap başlığı olmasa iyi olurdu.
ÖZTÜRK: Peki, ya Yârin Gönlü sırçadır?
HATEMİ: Onu da ben seçmedim. Fakat hoşuma gitmişti. Yunus’un dikkat çekici ve güzel bir beytidir. Yarin gönlü sırçadır. Burada Yarin Hazreti Peygamber olduğu kanaatindeyim.
ÖZTÜRK: Nasıl yani?
HATEMİ: Şöyle söylenebilir; birisinden duyduğum bir Arapça ifade ile “Beşer ama nasıl beşer.” İnsan ama insan-ı kâmilin en yüce örneği. Allah’ın habibi. Artık ondan yüksek bir abdiyat yok. O mertebeden yüksek yok. Fakat abd olduğu için o da Allah’ın yarattığı… Hıristiyanların baktıkları gibi bir durum, Hz. İsa’ya baktıkları gibi bir durum yok. Fakat Allah’ın mazharı var.
ÖZTÜRK: Yaratılmışlar için örnek…
HATEMİ: Evet… Bütün peygamberlerin nuru da ondan… Şöyle denmiştir tasavvufta “Allah ile divane olabilirsin, şathiyat yapabilirsin. Mesela Yunus’ta yapıyor ama Hz. Peygamber ile hiç şathiyat yapmıyor. Allah zaten zaman ve mekândan münezzeh… Zaman ve mekânı yaratandır. Allah ile bu bağlamda şakalaşma şathiyat yapılabilir.
ÖZTÜRK: Hocam ama naz mertebesinde olanlar için değil mi bu anlattıklarınız. Çünkü bakın Yunus yapıyor bunu.
HATEMİ: Hz. Peygamber insan. Hz. Peygamber, işte insan diyebileceğimiz yüce insan. İnsan-ı kâmilin en üst mertebesi. Buna rağmen insan olduğu için Resul-u Ekrem ile hitabında insan dikkatli olmalı. Onun gölünü kırarsa Allah’ın gönlünü kırar. Allah da onu kıranı sevmez. Gazap eder. Bu yüzden “ sakın gıl, yarin gönlü sırçadır”. Ben de bu yüzden Yarin gönlü sırçadır başlığını kullanmıştım bir yazımda. Yayıncı bu sefer çok memnun olduğum, hoşuma giden bir isabetle kullanmış bunu kitabın adı olarak.
ÖZTÜRK: Hocam yazılarınızdan da takip ettiğimiz üzere Mesnevi’nin de üzerinde bir hayli duruyorsunuz. Yunus kadar Mevlana’ya da ziyadesiyle muhabbetiniz var. Mesnevi’nin günümüzdeki rehberi de diyebilir miyiz sizin için?
HATEMİ: Bunu bir iltifat olarak kabul ediyorum. Bunu üstlenemem. Fakat Mevlana’yı çok severim. Çünkü Hz. Peygamber’i çok seviyor. O da veli diyebileceğimiz ehl-i beyt sevgisinde. Enellah yetkisi yoktur. Fakat enelhak yetkisi vardır. Gene Mevlana ve Şeyh Ebul Vefa’dan şu rivayet edilir: Birisi “Hallacı Mansur enel hak” dedi. Ne dersiniz bu söz hakkında deyince “ne söylemesini beklerdiniz enel batıl mı?” İşte bu… Çok güzel bir ikazdır!
ÖZTÜRK: Sizin de Molla Kasımlık devriniz var sanırım…
HATEMİ: Evet 70’ler deydi. Öyle hatırlıyorum. Şimdi uzun zamandır görmediğim, Hukuk’ta sınıf arkadaşım vardı. Aynı zamanda romancı ve yazar olan Mehmed Niyazi. Hukuktan önce de tanırdım. Azeriliği dolayısıyla küçükten de bazı uzak akrabalık sıhriyet ilişkilerimiz vardı. Marmara Kıraathanesi’ni bahsettiği bir kitabında bu zattan de bahseder. Yurdakul Dağoğlu vardı. Onun evinde sanırım Yurdakul sormuştu yemekte, hem Molla Kasım tipine yaklaşan, hem Nakşibendî yahut Kadiri tarikati dolayısıyla tasavvufi bir yönü vardı. Sordu bana “Mansurun ‘Enelhak’ demesine ne diyorsun?” diye bana sorulunca; ben de kırk sene evvel şu cevabı vermiştim: “Yalan söylemiştir.” Ama şimdi düşünüyorum öyle değil. Çünkü enelhak demek ben hak ile beraberim. Hakka tami olmuşum. Allah ismi celaldir özel isimdir. Kimse ennellah deme yetkisi yoktur ama enelhak demek pekala mümkündür. Bu söz gerçeği gösteriyor. Enel batıl mı demeliyiz. Zaten onların sevgisiyle tekamül etmemiz için Allah Resul-i Ekrem’i ve onun nurunu, nur alan Ehl-i Beyti ve daha önce gelen peygamberleri onların veli ve vasilerini yaratmıştır. Bu Allah’ın insanlığa belki de en büyük nimetidir. İnsana kendi cinsinden örnek göndermek… Sevgi elçileri göndermek… Bu elçilerin başında Resul-i Ekrem gelmektedir. Ehli Beyt sevgisine insan tami olursa Kuran’daki ayet tecelli eder ‘de ki Allah’ı seviyorsan bana tabi olun ki Allah’da sizi sevsin.”
ÖZTÜRK: Parçanın bütüne hasreti…
HATEMİ: Devreye girmemiz lazım. Sevgi akımı devresine girmemiz lazım. Yoksa onsuz Allah’a erişememenin ıstırabını çeker insan ve erişemeden de ölür. Yani Yahya Kemal’in Mehlika Sultan şiirinde olduğu gibi olur. Yol kenarında çok ölen olur. Ölenler görülür. Takati kesilip menzile varamayanlar görülür. Menzile varabilmek için Hz. Peygamberin el vermesi lazım. Yani Ehli Beyt’in eli de Hz. Peygamberden ayrılmaz. On dört manadan birinin vasıtasıyla hepsinin sevgisine ulaşmak şartıyla ve daha önce peygamberleri sevmek şartıyla ve reddetmemek şartıyla erilebilir.
ÖZTÜRK: Bir mürşid şart o zaman…
HATEMİ: Tabi bu bakımdan bir mürşide ihtiyaç vardır. Fakat mürşid başka Hz. Peygamber başka.
ÖZTÜRK: Hocam anlatılarınız bazılarına ütopya gelebilir ama… Yani bir imkânsızlık algılanabilir. Pratik olarak mümkün ama teorik olarak pek kolay değil gibilerinden düşünceler canlanabilir. Çünkü kolay bir mevzu değil. Yanılıyor muyum?
HATEMİ: Herkesin iyi olması mümkündür. O irade verilmiş. Fakat kötüyü seçme ihtimali de var. Bu bakımdan ütopya diyebiliriz ama imkânsız diyemeyiz. İrade serbestliği söz konusu… Bu bakımdan determinist bir şekilde herkes iyi olur diyemeyiz. Şunu söyleyebiliriz; cehennem bir hastanedir. Bir hapishane değildir. Cehennem için sonunda herkes ebediyet kadar uzun bir gelecek zamandan sonra dahi herkes yoğun bakımdan, hastaneden çıkabilir.
Ama mesela Yezid yoğun bakımdan çıkması ebediyet kadar uzun zaman sonra olur. Mesela Hz. Hüseyin’in başını kesen melunun yoğun bakımdan çıkması uzun süre alır. Resul-i Ekrem sevgisi olan kişiler korkmaz çünkü şefaat budur. Onların sevgisi şefaate nail olur. Günah sayılan şeyler başkasına zarar verememek şartıyla şefaatle kurtulurlar. Kendine zulmeden kişiler şefaat ile kurtulurlar. Eğer seviyorlarsa Hz. Peygamberi…
ÖZTÜRK: Yeni Şafak yazılarınızda bir cümle çok dikkatimi çekmişti geçmiş zamanda. “Batılın en sakınılması en müşkül olan Hak görünümlü batıldır” Biraz açar mısınız? Burada İskilipli Atıf Hoca aklıma geliyor hemen. Bu sebepten dolayı mı idam oldu? Ya günümüzde Hrant Dink’in ölümü? Farklı elbiselere giydirilmiş aynı markanın ürünleri mi bu vakalar?
HATEMİ: Ne şapkanın küfür alameti olduğuna objektif olarak çok ısrar etmeli ne de şimdi yapılan yanlış gibi gene Atıf Hoca’ya karşı çıkanların şimdiki gibi örneklerinin yaptığı gibi baş örtüsü görünce kırmızı şal görmüş boğalar gibi olmalı. İkisi de yanlıştır. Bu giyimin aslında doğrudan doğruya herhangi bir giyim şeklinin dinle alakası yoktur. Bu örfidir. Uzlaşmasal bir kanıdır bu. O kitlenin o iklimde tarihi şartlardan gelen bir şeyidir. Yoksa doğrudan doğruya simge olmaktan öte (simgeyse eğer) küfrün simgesi olarak kullanıyorsa o zaten kişinin küfrünü gösteriyor. Fakat böyle kullanması karine değildir. Bir kimse başına melon şapka koydu diye kafir olmaz. Bunun gibi başını örttü diye gerici olmaz. Sarık sardı diye gerici olmaz. Maalesef karşılıklı böyle gelişmemiş insanların özelliği vardır. Mesela Fenerbahçe’yi fanatik tutan birisi Galatasaray bayrağı gördüğü zaman kızarsa, fizyolojik salgısı bozulursa yahut tam aksi olursa bunlarda buna mukabil böyle durumlar yaşarlar. Kötü bir şekilde fanatizmdir. Atıf Hoca’nın idamı doğru değildir. Savunulacak hiçbir yanı yoktur.
Yasin Suresi’nde hatırladığım bir ayet şeytana uymamamız hususunda, şeytana tabi olmamamız hususunda sizden ahit almadım mı ey Ademoğulları, Adem’den sonraki insan nesli? O size apaçık düşmandır. Şimdi Şeytan; Hz. Peygamberin Allah’ın sevgide en üst sevgi mazharları olduğunu kıskanmış. O yüzden Adem’in şahsına Hz. peygamber sevgisine tabi olmak istememiştir. Karşı gelmiştir. Allah da onun haiz olduğunu meleklerle olma şerefinden de mahrum etmiştir. Meleklerin irade serbestliği yoktur. İbadetle tehlil ile muekkel oldukları vazifeleri yapamaya tabilerdir. Bunlar Adem’e teslim olmuşlardır. Şeytan diğerleri gibi olmayıp karşı çıkmıştır. İrade serbestliği olan şeytan önce haset sahibiyle, arkasından insanlığa kini” ben de insanoğluna düşman olacağım, bana ruhsat ver. Kıyamete kadar insanı ahlak dışına çıkaracağım” der ve Allah da bunun üzerine “Senin muhlis kullarım üzerinde hiçbir gücün yoktur” der ama ruhsat verilmiştir. İmtihan değerli olsun diye. Meleklerin Resul-i Ekrem gibi sevgi telkinleri vardır. Nuru ondan olan sevgi elçilerinin örnekleri vardır. Meleğin sesini mi, bu örnekleri mi izleyecek insan yoksa şeytanı mı? İşte insanın imtihanı… İnsanın yanlış seçimi dünyayı cehenneme çevirir. Bu sebepten Küresel Namertlik... Ziya Gökalp rahmetli, (hüküm Allah’a ait ama) o da yanlış seçimleri daha çok olsa da ahlak yolunun nerede olduğunu doğru belirtmiştir.
ÖZTÜRK: Sizin bir başka yazınızda belirttiğiniz gibi “Irkçılık şeytanın mavi boncuğu.”
HATEMİ: Hakikaten mavi boncuğu. O parçala ve hükmet oyunu oynayan şer güçleri her millete ırkçılık telkin ederler. Bunu İkbal de Cavidname’de de söylüyor. “Ben önce kokusuz, renksiz insanım.”
ÖZTÜRK: Hocam çok teşekkür kıymetli vakitlerinizi bizlere ayırdığınız için. Arz- ı hürmetler ederim.
http://www.sanatalemi.net/HaberDetay.aspx?Hid=10476
Okunma Sayısı :
1234
23 Ağustos 2008