Mehmet Nuri PARMAKSIZ
Şair - Yazar - İLESAM Genel Başkanı
ANA SAYFA
HAKKIMDA
ÖZGEÇMİŞ
BIOGRAPHY
ESERLERİ
KİTAPLAR
Dinle Kuşların Sesini
Türk Birliğinin Mümkün Yolları
Karanlıkta Bir Işık (A Light in the Darkness)
Şiir-Kültür ve Edebiyata Dâir Denemeler
Süveyda'ya Mektuplar
Kelebek Ömrü
Mahşerin Esrarı
Mahşerin Galibi
Sükûtun Kalbinde
Aşkın Kıyametinde...
Hasretin Narında...
Bencileyin Sözler
Bencileyin Sözler II
Türk Edebiyatında Ağıt Yakma Geleneği
Mahşere Dek
Hasretin Gizi
Hasret, Aşk ve Sükût
Güzide Taranoğlu'nun Yayımlanmamış Mektupları
Gülpınar Dergisi (İnceleme-İndeks)
Eşqde Mecnun Ağlı
Türkiye'de ve Dünyada Telif Hakları
Mogan Şiir Akşamları 2008
Mogan Şiir Akşamları
Anne Konulu Şiirlerden Şeçmeler
ETKİNLİKLER
E-KARTLAR
MEDYA
RESİM GALERİSİ
VİDEO GALERİSİ
İLETİŞİM
Ali Nar: ‘’Yaptığımız iş iğneyle kuyu kazmak gibi’’
/
BİRİKİM AĞACI
Ali Nar: ‘’Yaptığımız iş iğneyle kuyu kazmak gibi’’
Umut Bulut
Geçtiğimiz günlerde dünya İslamî Edebiyat Birliği Kongresine ev sahipliği yapan mütefekkir yazar Ali Nar’la yaptığımız bu söyleşide dünyada Müslümanların edebiyata ve hayata bakışını değerlendirmeye çalıştık. Edebiyat yalın haliyle değerlendirilmez. Mutlaka her edebiyatın bir amacı ve fonksiyonu olmalıdır. Bu itibarla da İslamî referanslarla gelişen bir edebiyatın varlığından söz etmemiz mümkündür. Bir boşluğu dolduramayan sözün muallakta kalacağı şüphesizdir. Sözlerin en güzeline muhatap olmuş insanların da kendilerine özgü en güzel edebiyatı geliştiremeyeceği düşünülemezdi. Bize göre dünyada bağımsız ve kendine ait bir yer dolduran bir İslamî edebiyat var. İslamî edebiyatı Ali Nar’la konuştuk.
BULUT: İslamî edebiyatın bu gün geldiği noktayı Türkiye ve dünya ölçeğinde bize bir değerlendirir misiniz?
NAR: Önce İslamî edebiyat İslamî duygu ve düşünceyle yapılan bir söz sanatıdır. İslam’dan ve onun kutsallarından direk söz etmeseniz de onun ruhuna uygun olarak Müslüman ediplerin yaptığı edebî faaliyetlerin tümü İslamî edebiyat kavramının içine girer. İslam’a aykırı olmayan ve İslam’ın kutsallarını rencide etmeyen eserleri bu kategoride değerlendirebiliriz. Özellikle altını çizmek gereken bir nokta genel ahlaka aykırı olamamaktır. Bizim geleneğimizde var olan münacat, naat, büyükleri medih ve kötülere yergi, ahlakî telkin taşıyan türler tepe noktasını tutar. Aslında bize göre ideal olan da budur.
BULUT: Edebiyatımız bu anlamda nerede başlayıp nerede biter? Belli bir sınır çizebilir miyiz?
NAR: Bizim edebiyatımız Kur’an-ı Kerim’in nüzulüyle başlar. Ashap ve tabiin dönemleriyle devam eden bir edebi inkılaptır. Edebî inkılabın başı Kur’an’ dır. Arap edebiyatı da böyledir. Urdu ve Fars edebiyatı da böyledir. Divan edebiyatımız da böyledir. Türk dilinde ise İslamî edebiyatın ‘’Manas Destanı’’ ile başladığı söylenir. Bizim dîvan edebiyatımız baştan sona İslamî edebiyat olarak kabul edilebilir.
Edebiyat deyince tabi burada kastımız şiirdir. İslamî anlamında ele alacak olursak nesir türüne fazla bir önem verilmemiştir. Şöyle ki; en hassas ilmî meseleler bile nazmen yazılmaya çalışılmıştır. O kadar ki akait mevzuları bile şiirleştirilmiştir. O dönemin şartlarına göre şiirin gelişmemesi için hiçbir sebep de yoktur. Her kültür kendi içinden kendine has bir takım hususiyetler vücuda getirir. Hedef duygu ve düşünceleri en doğru bir şekilde sanatlı olarak ortaya koymaksa bunu o zamanlarda bunu en güzel şiirle yapmışlar.
BULUT: Peki daha sonraları ne olmuş?
NAR: Tanzimat ve batı etkisinde gelişen Türk edebiyatı devrinde bu yoldan sapmalar olmuştur. Türk şiiri batı tesirine girdikten sonra eski köklerden bir kopma da hissedilmiştir. Nitekim bu gün Müslüman olduğu halde kendini batı şiirinin etkisinden kurtaramamış pek çok şair var ki; bunlara gerçek anlamıyla şair dememiz bizim tarihimizde yüksek kalitede eserler ortaya koymuş şairlerimize haksızlık olur kanaatindeyim.
BULUT: Nasıl buluyorsunuz bu şekilde yeni bir şiir geliştirmeye çalışan şiir akımlarını?
NAR: Post modernlik adına ortaya çıkan bazı zevat şiirin ismini gazel koyuyor mesela, ama yazdığı şeyin ne gazelle ne de şiirle bir alakasını kuramıyorum. İslamî edebiyatın şemsiyesi çok geniş olmakla birlikte bazı ölçüleri de mutlaka muhafaza etmek gerekir diye düşünüyorum. İslamî olma iddiasındaki bir eserin de mutlaka belli bir ciddiyeti üzerinde taşıması gerekiyor.
BULUT: Sizce neler yapılmalı geleceğe dönük olarak? Bu gün geldiğimiz noktadan bir mütefekkir olarak memnun musunuz?
NAR: Memnun olmak göreceli bir şeydir. Bana sorarsanız memnun değilim. Ama öte taraftan objektif düşünecek olursak bu dar imkânlarla ancak bu kadarı yapılabilir. Biz bu yaşta elimizden geldiği kadar bu yükü omuzlamaya çalışıyoruz. Bizden sonrası için de iş gençlere düşüyor. İlahiyat Fakültelerimizde İslam edebiyatı kürsüleri kurulmuş bu bence iyi bir gelişme olarak kabul edilmelidir. Bunun yanında halkın da bu çalışmalara destek olması bizim işimizi de kolaylaştıracaktır. Türkiye’de ders kitapları edebiyatı tasnif ederken İslam öncesi edebiyat, İslamî dönem edebiyatı ve batı tesirinde Türk edebiyatı diye tasnif etmektedir. İslamî edebiyat hem geçmişi hem bu günü hem geleceği olan bir kavramdır. Bizde gerek divan edebiyatı gerekse halk edebiyatımızın en güzel metinleri İslamî edebiyat ürünleridir. Bu gün Yûnus Emre’den İslam’ı çekip alın geriye ne kalır hiç bir şey kalmaz. Aynı şekilde Mevlana’yı örnek verebiliriz.
BULUT: İslamî edebiyat kavramı sanırım ilk defa En Nedvî tarafından ortaya atılıp kullanıldı. Yanılıyor muyum?
NAR: Evet doğru söylüyorsunuz. Yirminci asrın sonunda büyük âlim üstad Ebul Hasen En- Nedvî tarafından kullanıldı. Dünya İslamî Edebiyat Birliği’nin de kurucusu olan Üstad Nedvî tüm dünyada böyle bir örgütlenmenin hem isim babası hem de kurucusudur. İslam dünyasında çok geniş bir yankı uyandıran bu hareketin 1986’dan beri Türkiye temsilciliğini âcizane yürütmeye çalışıyoruz. Çok büyük mesafeler aldığımızı söyleyemiyorum. İşaret ettiğim gibi sosyal ve ekonomik şartlar her bir şeyi gönlümüze göre yapmamıza müsaade etmiyor.
BULUT: Burada halkımıza da ince bir sitem göndermesi de seziyorum. Neler söylemek istersiniz çalışmalarınız hakkında?
NAR: Marifet iltifata tabidir. Bizler kendi çapımızda bir takım değerlerin mücadelesini veriyoruz. En azından yazdıklarımızın okunması toplumda karşılığını bulması bizi yeni çalışmalar yapmak için yüreklendirecektir.
BULUT: Bizdeki durumla öteki İslam ülkelerini bir mukayese edecek olursak ne gibi bir tablo çıkar karşımıza?
NAR: Maalesef biz Türk devletlerine bile kendi edebiyatımızı taşıyamamışız. Arap dünyası ise bize çok yabancı gelmektedir. Her ne hikmetse Arap şairleri bizden ala ala Aziz Nesin gibi İslamî hassasiyeti olmayan yazarları almaktadır. Biz ise onlara karşı gözlerimizi kulaklarımızı tamamen kapatmış gibiyiz. Biz ne bizdeki değerleri onlara tanıtabilmişiz, ne de onlardaki değerleri tanıma fırsatı bulmuşuz. Bu bir köprünün kırılması anlamına geliyor. Köprüler kırılmış ve arada derin uçurumlar oluşmuş gibi bir manzara ile karşı karşıyayız.
BULUT: Siz bütün bu hengâme içinde bir dergi ve birde haftalık gazete çıkarıyorsunuz. Zor olmuyor mu?
NAR: Şimdi bizim yaptığımız iş iğneyle kuyu kazmak gibi bir şeydir. İğneyle kuyu kazılır mı? Zor ve imkânsız gibi görünen bir yola çıkmışız karınca misali hiç olmazsa bu yolda safımızı ortaya koymuşuz diyerek avunuyoruz.
BULUT: Bizde şiir öne çıkmış dediniz. Roman ve hikâye gibi türleri nasıl değerlendiriyorsunuz?
NAR: Bizim edebiyatımızda şiir öne çıkmıştır. Her şeyimizi şiirle anlatmışız. Manilerimiz, destanlarımız, mevlitlerimiz, gazel, mesnevi ve diğer manzum eserlerimiz bize yetiyordu. Batıda ise roman, hikâye ve tiyatro gibi türler gelişti ve bizim edebiyatçılarımızı da etkiledi. Bizde nesir yok dediysek de hepten kısır kalmamış bizim coğrafyamız, nesir alanında da çok güzel eserler veren ediplerimiz olmuş ama ağırlıklı olarak şiir yazmışız.
BULUT: Kullandığınız dil üzerine düşüncelerinizi bize açıklar mısınız?
NAR: Gerek Türkiye’de gerekse öteki İslam coğrafyalarında dil üzerine hassasiyetle durulmuştur. Müslüman edipler kesinlikle bir avam dili kullanmayı hoş görmemiştir. Daima fasih bir dille konuşmak önemsenmiştir. Dünya İslamî Edebiyat Birliği’nin yaptığı toplantılarda özellikle fasih bir dilin kullanılması teşvik edilmiştir. Bunun için de bazı yarışmalar açarak sanat değeri taşıyan eserler ödüller veriyoruz ki; dilin kullanımı güzelleşsin. Bu şekilde bir İslamî edebiyat atmosferinin oluşması amaçlanmaktadır.
BULUT: ‘’Doğru Yorum’’ adıyla bir haftalık gazete çıkarıyorsunuz. Bu gazeteyle neyi amaçlıyorsunuz?
NAR: Herkes dünyanın genel sorunlarıyla ilgilenirken biz Müslümanlara yönelik dertlere yöneldik bazı yanlış bulduklarımıza cevap niteliği taşıyacak şekilde yorumlar yazmayı amaçladık. Gazetemizin başarılı olacağına inanıyorum. Niyetimiz halis olunca akıbetimizin halis olmaması için hiçbir sebep yoktur diye düşünüyorum.
BULUT: Bize zaman ayırdığınız için teşekkür ederim.
NAR: Ben de teşekkür ederim.
--------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
ALİ NAR’IN ÖZGEÇMİŞİ
1941 Sarıkamış’da doğdu, ailesi 1950’de Yozgat-Sarıkaya’ya göçtü, 1953’te Kayseri İmam Hatip Lisesi’ne girdi; 1969’da Erzurum’da mezun oldu; aynı yıl İstanbul Yüksek İslam Enstitisü’ne girdi ve 1964’te buradan mezun oldu.
Diyarbakır, Erzincan, İzmit ve İstanbul’daki İmam hatip liselerinde öğretmenlik yaptı; binlerce talebe yetiştirdi. Bir ilim ve fikir adamı olarak doğru bildiğini söylediği için üç kez sürgün yaşadı; üç kez de üniversite asistanlığı engellendi. 1990’da “resmen” emekli oldu ammâ tab’an ve fiilen kendini emekli etmediği için talebe yetiştirme, eser verme ve dergicilik faaliyetleri devam etmektedir. Dünya İslamî Edebiyat Birliği üyesi olup bu cemiyetin Türkiye temsilcisidir.
İlk şiiri “Su” 1961’de yayınlandı. İlk kitabı “Fetih” de 1975’te… Milli Gazete, Yeni Devir, Vahdet Dergisi gibi süreli yayınlarda makaleleri neşredildi. Klasik ve Modern Arapça’ya vukufiyeti, edebî eserlerindeki etkileyici üslubu ve dinî-içtimai konulardaki “dik duruşu” ile Ali Hoca, zamanımızda artık ender rastlanan “tutarlı” yazarlardandır.
Romanları Arapça’ya çevrildi, İngilizce yayın yapan uluslararası edebiyat dergilerinde kitapları tahlil edildi; bazı piyesleri yüzlerce kez sahnelendi.
Ali Nar’ın dinî, ilmî, edebi sahalarda telif ve tercüme eserlerinin sayısı elliyi aşkındır.
Başlıca edebî telifleri arasında; Fetih, Koro, Muhtar Kafası (bu eser M.T.T.B ödüllü almıştır), Porselen Dişli Demokrat, Ezan Donanması, İki Sonsuzda Gerilim, Kan Denizi, Ortadoğu Günlüğü, Anadolu Günlüğü (bu eser. Yazarlar Birliği ödülü almıştır). Arılar Ülkesi, Uzay Çiftçileri sayılabilir. Dini ilmî telifleri arasında Kırk Hadisle Müslüman Kimliği, Hicret, İlm-i Kelam Dersleri, Cep ilmihali ilk sırada yer alır. Arapça’dan çevirdiği eserler arasında roman olarak Necib el-Kiylani’den Cakartalı Kız, Kuzey Kahramanları, Kara Gölge ve İlahî Nur’u, A. Ahmed Bâkesir’den Cihada Çağrı’yı sayabiliriz. Arapça’dan çevirdiği ilmî eserler arasında ise Said Ramazan el-Bultî’den Fıkhu’s-Siyre başta olmak üzere İslam Âleminin Ehl-i sünnet akidesini tüm yönleriyle veren Akaid Risaleleri ve Abdülmecid Zindanî’den iman Yolu sayılabilir.
http://www.sanatalemi.net/HaberDetay.aspx?Hid=10697
Okunma Sayısı :
2261
07 Eylül 2008