Mehmet Zeki Akdağ:'' Şiir insan ruhunu ayağa kaldıran duygudur''
Harun Nihat Öztürk/Sanatalemi.net
Mehmet Zeki Akdağ; türküler bitmedikçe Türk şiirinin bitmeyeceğinden bahsediyor.
Birçok kimse ümitsiz okuyor olabilir bu cümleleri.
Fakat ben hemen pes etmeyin derim. Tabi çare Sayın Akdağ’ın reçetesiyse.
Neden derseniz; gençlerin batı motifleri taşıyan müzikler dinlediğini sandığımız bir ortamda, azımsanmayacak bir çoğunluk Türkü dinliyor.
Türk Halk Müziği’nden hoşlanıyor ve bağlama kurlarına gidiyor.
Nereden mi biliyorum?
Bir ipucu size…
Üniversitelerin bahar şenliklerinde malumunuz konser programları olur. Bu konserlerdeki kalabalıklara biraz daha dikkatinizi çekmek isterim.
Türk şiiri ve Türk şiirinin hissiyatından bahsetmenizi rica edeceğim sizden biraz.
Mehmet Zeki Akdağ: Bir Türk, kendi şiirini bir başkasının tarifiyle yazmaz. Ne düşünüyorsa onu özgürce yazar.
Yani?
Akdağ: Yani, Türk; Türklüğün verdiği hangi duygular üstünse (din, yurt, aşk, olur) o duyguyu besleyerek şiire dökmeye çalışır. İnsan ruhunun anlatma sıkıntısıdır şiir.
Bu duygular insanı galeyana getirir çoğu zaman. Mehmet Zeki Akdağ da şiirlerini böyle mi yazıyor? Kendini galeyana getirerek mi?
Akdağ: Tabi, beni coşturan olaylara olaylara şiir yazarım. Şiir okunduğu zaman ahenk olacak. Tarih kitabı okumuyorsunuz.
Tarih kitapları da galeyana getiriyor ama çoğu zaman.
Akdağ: Seni doyuracak bir şey arıyorsun şiirde. Bulacaksın ki o şiir olsun. İçinde ruh olan söz şiirdir. Düşündüğün en güzel şey şiirdir. Şiir insan ruhunun güzel duygularını söze dökmektir.
Din, şiir mi o zaman? Çünkü insan ruhunun doyumundan söz ediyorsunuz.
Akdağ: Hz. Peygamberden bu yana gelen sözler şiirdir. Ayetler şiirdir. Ama isimi ayettir. Şiir insan ruhunu ayağa kaldıran duygudur. Bu duyguyu nerede hissedersen o şiirdir. Kuran okunurken o hissiyat geliyor.
O zaman şair hissiyat mevzusunda Cebrail(a.s) vazifesi mi görüyor?
Akdağ: Bu yaratıcı bir şeydir. Ord. Prof.’lar var ama bir mısra şiir yazamaz. Vermemiş yaradan ona o duyguyu. Başka bir duygu vermiştir. Şair kelimeleri namuslu seçer.
Kelimelerin namusu ne demek?
Akdağ: Hissini anlatacak kelimeleri kullanmak demek. Karşısındaki şiire cahil kimseyi de anlamak gerekir. Bu dille de yazmak gerekir.
Mesela ilaç üreterek başkalarının derdine şifa buluyor bilim adamları. Biri ruhun, biri bedenin haline hizmet ediyor. Bu iki durum arasında fark nedir? Başka duygu vermiştir demiştiniz. Bu sebepten soruyorum.
Akdağ: Şiir duygusunu hisseden insan yazar. Bu kalbi Allah hediye etti. Bu hissettiklerim ile etrafa faydalı olayım arzusu. Allah’ın insana ikramıdır.
Peki hissiyattan bahsettiniz. Yazan da hissediyor, okuyan da haliyle… Şair ile okuyucunun kıyılarından bakarsak iki taraf arasındaki fark nedir? …
Akdağ: Çiçeği kokluyoruz. Niye? İstifade ediyorum kokusundan. Şiir de böyle kokar. Okuyana da, yazana da… Şair; senin hissini doldurur. Vazifesi onu kâğıda dökmek... Allah da ona bir alet veriyor. Bu da duygu… Söze dökeceksin. O zaman şiir olur.
Şiirin yazılma serüveninde, bazen bir romanın yazılma sürecinden de çok zaman aldığını okuyoruz. Yahya Kemal’de, Bekir Sıtkı Erdoğan’da, Faruk Nafiz’de olduğu gibi…
Sizin de (hemen hemen) bu şairlerin izlediği rotayı takip ettiğinizi şiirlerinizden anlayabiliyoruz. Peki, sizce şiir neden yıllarca bekler?
Akdağ: Her şeyin bir bitiş noktası vardır. Yazmadı demesinler diye yazarlar. Yarım bırakır, sonra bir gün yine açar ve devam etmeye başlar.
Nasıl yazmadı demesinler diye yazarlar?
Akdağ: Ruh, vücut gibidir. Yorulur... Dört-beş şiirden sonra, herkes beğendikten sonra, dikkat edilecek husus bunun devamının gelmesidir. Allah o gücü vermişse yazarsınız. Bunun için de şiir kültürünüzü arttırmanız gerekir. Güzel şiiri okuduğunuz sürece, şiir sevkiniz artar.
Nihat: Bu yorgunluk ve herkesin beğenme sürecini biraz daha tırnaklamak istiyorum ben. Neci Fazıl, Kaldırımlar şiiriyle ciddi manada bir ses getirmiş zamanında. Sonra Kaldırımlar; iki-üç diye gitti. Bahsettiğiniz durum bu mudur?
Akdağ: Kaldırımların iki ve üçü; birincisine göre zayıf. Değil mi sizce de? Zayıf kalır. İnat etmeyeceksin.
Mananın teknolojisi olur mu hocam? Eğer olursa bu, bu hece ölçüsü ve aruz vezinleri mi? (Türk şiiri ve Türkçe çerçevesinde tabi) Hadi türevlerini de alalım ve türkülerimizi katalım işin içine. Ne dersiniz?
Akdağ: Aruz şiirleri zorlama şiirlerdir. Ben sözü ne diye kalıplaştırayım istediğim gibi söylerim. Hep yanlış şeyler. Teknolojiyle alakası yok.
Siz de hece ölçüsünü kullanıyorsunuz ama…
Akdağ: Benim şiirlerimde zorlama kelime yok. Ne hissediyorsam onu yazarım. Kafiyeyi orada bulurum. Beni anlatıyor yazdığım şiir.
Dediğinizin makul olduğunu düşünürsek (aruz hakkındaki fikirlerinizi) İstiklal Marşı gerçeğini ne yapacağız? Arzu vezniyle gürül gürül yazılmış bir şiir İstiklal Marşı.
Akdağ: Aruz mevzusu ideolojik. Kendi dilimizin insanı olduğumuz için Araplar bizi istemez. Akif hususunda ise Akif’in yarısını bulsalar dünya şairi yaparlar. Türk ırkı her şeyin en iyisini en güzelini bulmuştur.
Türküler?
Akdağ: Biz meramımızı türküyle anlatırız. Türkü bitmediği sürece Türk Şiiri bitmez. Şiir türküdür aynı zamanda. Sesle söylerse türkü, sözle söylersen de şiir olur.
http://www.sanatalemi.net/HaberDetay.aspx?Hid=11066


 Okunma Sayısı : 1559         03 Ekim 2008